Büyükanıt tarifeli uçakla gittiği, şehirleri arasında da trenle yolculuk yaptığı Amerika’da konuşuyor.. Her konuda görüş beyan ediyor, hiçbir soruyu cevapsız bırakmıyor..
Tarifeli seferi anladık da treni neden tercih ettiği konusunda Muhsin Yazıcıoğlu kaynaklı rivayetler muhtelif.. Bir süre önce İkinci Başkan’ın marûz bırakıldığı türden muamelelerle karşılaşmamak için mi bu yolun seçildiği dönüşte bizce âcilen açıklığa kavuşturulmalıdır.
Sonuçta “Genelkurmay Başkanımız”ın yurt dışında gördüğü “hüsnü kabul”ün derecesi bizi fazlasıyla ilgilendirmektedir.
Okuyucu hatırlayacaktır, Büyükanıt ilk yurtdışı gezisini gerçekleştirdiği Yunanistan’da da konuşmakta “cömert” davranmış, ama orada bazı konularda söyledikleri eleştirilerimize hedef olmuştu.
Okuyucu bu satırların yazarının, bu ülkede..
Yarı cahil ama yabancı kaynaklardan fonlanmak dışında başka bir ayrıcalığı olmayan köşe yazarlarının, magazin muhabirlerinin, “Google gazetecileri”nin bile ülke gündemine yön vermeye, kamuoyu oluşturmaya çalışmasının…
Kelaynak Kuşlarını Sevenler Derneği Başkanı’nın bile fikir beyan etmesinin olağan karşılandığı bir zaman ve mekânda..
Muvazzaf ve emekli askerlerin söyleyecek, söylemesi gereken çok şey olduğu düşüncesinde olduğunu iyi bilir..
Hele Hilmi bey “hocam” zamanındaki dört yıllık suskunluk döneminden hemen sonra, 29 Ağustos 2006 ile başlayan dönemin ne anlama geldiğini ve kıymetini çok iyi bilir..
“Yaygın basın”ın işbirlikçi embedded’leri bir süredir her rütbeden emekli askerlerin neden “Kuvvacı” derneklerde faaliyet gösterdiklerinin üzerine giderek “böyyük bir araştırmacı-gazetecilik” anlayışı sergiliyor.
Uçuk ve katiyen kabul edilemeyecek illegal bir takım az sayıdaki örnek dışında askerlerin ne yapmasını bekliyordunuz?
Askeri gazino ve orduevlerinde geyik muhabbeti mi yapsınlar? Kahvelerde taş mı oynasınlar?
Yumurta mı satsınlar?
Peki bu kadar zıttınıza giden, sizi rahatsız eden “Kuvva”nın aslında ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Kurtuluş Savaşı terimidir ve bu savaştaki “Kuvva”lar üç çeşittir.
1.Kuvvai Seyyare: Başlangıçta Ankara yanlısı olan ama sonra Yunanlılara sığınarak onlarla birlikte Türk kuvvetlerine silah çeken Çerkez Ethem Birliklerine verilen addır.
2.Kuvvai İnzibatiye: Ankara hareketini bastırmaya çalışan padişah ve işgalci yanlısı işbirlikçi birliklere verilen addır.
3.Kuvvvai Milliye.. Yâni “Milli Kuvvetler”, “Ulusal Kuvvetler”, kısaca Kuvvacılar.. Gazi Paşa-Reis Paşa emrinde Mili Devleti kurmak için yabancıya ve yerli işbirlikçilerine karşı savaşan-çarpışan kuvvetler ve onun destekçileri..
Biz “Kuvvacıyız”..
Ya siz kimlerdensiniz?.. Hangisindensiniz?
Tahmin etmiştim..
Hiç şaşırmadım.. Sizin ağababalarınız da “Mütareke İstanbul”unda İngiliz ve Fransızın kayığına biniyor, onların türküsünü çağırıyordu...
Hem bu ülkede memleketi kurtaran, devleti kuran “Kuvvacı”lardan olmak ne zamandan beri suç olmuştur?
Devlet’ten yana olmak, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünden yana olmak..
Peki, Genelkurmay Başkanı, yurtdışına çıktığı zaman neden konuşuyor?
İçeride dinlenmiyor mu?
Aslında geçtiğimiz “dört yıllık” suskunluk dönemine göre konuşuyor, iyi konuşuyor, güzel konuşuyor..
Ama bakın Gül ne diyor?
“Askerin konuşacağı konular, konuşması gereken yer vardır. Asker silahı ile zaten konuşur. Ama önce siyasetin yapacağı işler vardır”.
Gül; Mayıs sonrasının muhtemel Başbakanıdır..
Büyükanıt’la, onun emekli olacağı tarihe kadar bir buçuk yıl beraber çalışacaklardır.
O halde söyledikleri, söyleyiş tarzı, bakış açısı önemlidir.
Ama Gül bana “askerden önce-siyasilerin” yaptığı bir şey gösterebilir mi acaba?
Yoksa siyaset işini yapamadığı için mi..
Daha önce konuşması gerekenler konuşmadığı, konuşamadığı, susturulduğu için mi..
Asker konuşmaktadır?
Evet, “siyaset, askerin konuşmasından önce” ne yapmıştır bu dört yıllık sürede?
Kuzey Irak’taki kırmızı çizgiler?
Çuwal, olaya müzik notaları ciddiyetinde yaklaşım?
Kıbrıs’ta Annan’la anlaşma, Bush istedi diye “iç politikaya” müdahale, müdahaleye devam ve Müftü Hükümeti..
Azınlık Vakıfları, Cargill, Petrol Yasaları..
AB’ye “külliyen” teslimat… “Millet”in olmayan azınlıklara bölünmesi..
Yabancılara satışlar.. “Özelleştirip” güzelleştirmeler?
15 Şubat, Öcalan’ın bilmem kaçıncı yakalanış-derdest ediliş yıldönümüymüş..
O gün ve gece Hakkâri’den..
Mersin-İstanbul’a kadar bir çok şehirde PKK yandaşları polisle çatıştı.. Kasabalar, şehirler, mahalleler savaş alanına döndü.
İstanbul’un göbeğinde belediye otobüsleri, otomobiller yakıldı..
Baydemir terörist cenaze törenine katıldı?
Ülkede bir tek Karadeniz’de o gün olay yoktu?
Neden “yaygın” basın, “Mersin’de ne oluyor-İstanbul’da neler oluyor?” manşeti atmadı?
Olayı görmediler mi, yok mu saydılar, genel yayın yönetmenleri sansür mü uyguladı?
“Yok canım, ne sansürü?” mü diyorsunuz?
Gül’ün “önce konuşacaktır” dediği siyaset neden olaylara müdahale etmedi?
Olayların büyümesinde ilgililerin hiç mi kusuru, kabahati yoktu?
Bahse konu illerin “ihmali görülen” vali ve belediye başkalarını, emniyet müdürlerini neden görevden almadı?
Olaylarda ihmal yol muydu?
Erdoğan ile Büyükanıt, Büyükanıt ile Gül Ankara’da hiç mi konuşmuyorlar?
Ankara’da hiç mi konuşmuyorlar da, Kuzey Irak gibi hayatî bir konuda Erdoğan’ın Türkmenistan’da söylediklerine Büyüaknıt’ın Amerika’da verdiği cevaba Gül Arabistan yolunda müdahil oluyor?
Hadi özel sohbetlerde bulunmuyorlar, yasal ve zorunlu buluşmalarda da mı görüşmüyorlar?
MGK gibi..
Peki MGK ne işe yarıyor?
Yoksa MGK’da konuşulanların dışında ve farklı davranışlar sergilendiği için mi Büyükanıt konuşuyor?
Büyükanıt’ın “neden ve nasıl” konuştuğunu inceledik..
“Ne” konuştuğu ise yarın. .
18 Şubat 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”
|