Siyaset26 Mart 2005 00:00

“İLAN”DAN “BAYRAK KRİZİ”NE… - Selahattin Erol

2004  yılının  Aralık  ayı içinde, kimi Avrupa gazetelerinde  yayınlanan  bir ilan  Türkiye’de  tepki  ile  karşılandı. Paris Kürt Enstitüsü’nün desteği ile  International Herald Tribune ve Le Monde  gazetelerine yarım sayfa ilan veren Leyla Zana ve arkadaşları ile aralarında  kimi  belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve  aydınların bulunduğu bir grup, Türkiye’den  bazı isteklerde  bulunuyordu. ‘Türkiye’deki Kürtler ne istiyor ?’ başlıklı ilanda, Türkiye’nin,  İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlar bölgeleri için tanınan hakları, bölgesel güvenlik ve istikrar için Kürtler’e de tanıması talep ediliyordu !..  levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgkamagra kamagra 100mg kamagra gel

Kısacası, bir çeşit “özerklik” isteniyor, üstelik bunun bölgesel   güvenlik  ve  istikrar”  için  olduğu  iddia  ediliyordu !.. Diğer  bir  ifadeyle,  eğer  bu  talepler  kabul  edilmez  ve  bu yönde  bir  uygulama  gerçekleştirilmezse,  “bölgesel  güvenlik ve  istikrar”  zarar  görebilirdi !..  

 

Bu  tür dolaylı  bir  tehditle  dile  getirilen  bu  özerklik  talebi, Türkiye’de  tepki  ile  karşılandı !..  

 

Belki  tepkilerden,  belki  de  izlenen  stratejinin  gerekliliğinden ötürü,  Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak  hemen  ertesi  gün  verdikleri  bir  başka  demeçle,  International Herald Tribune gazetesinde çıkan  ilanın yarattığı tepki üzerine "hiç olmaması gereken bir gündem" yaratıldığını savundular !.. 

 

Eski DEP'liler  şöyle diyordu :  "Türkiye Kürtleri'nin  ezici bir çoğunluğu ve temsil  ettiğimiz siyasi misyon, Türkiye'de Kürt sorunun çözümünde, otonomi-özerklik içeren  federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun olmadığını düşünmektedir" Ayrıca  eski DEP’lilere  göre  bu  ilan  “AB-Türkiye ilişkilerini zedelemek,  süreci provoke etmek  ve  Türkiye'yi kaotik bir ortama sürüklemek  isteyenlerin işi  idi !..   

 

Oysa  ilanın  altında  Leyla  Zana  ve  arkadaşlarının  da  imzası vardı  ve  tüm  Avrupa ve  Türkiye   kimin,  neyi  talep ettiğini  görmüştü !..

 

*  *  *

 

“İlan  krizi”nden  yaklaşık  4  ay sonra,  Nevruz kutlamaları  sırasında Mersin’de Türk  bayrağının  yakılmaya  çalışılması  ülke  gündemini  yine  karıştırdı.  Yaşananları  yine  bir  “provokasyon”  olarak  tanımlayan  Leyla  Zana  ve arkadaşları  vatanın ortak değerlerine saygılı”  olmayı  bir  zorunluluk” olarak  tanımlamaktaydılar !..  Üstelik Zana,  “iki  halkın  değerlerine  de  saygılıyım”  derken,  Türk  bayrağı  ve  simgelediği değerlerin  karşısına  Öcalan’ı  ve  PKK  flamalarını  koyuyordu !...

 

Bayrak  krizi  sırasında  gözlerden  kaçan  asıl  gelişme  ise, Leyla Zana’nın  Avrupa  gazetelerine  verilen ilanda  belirtilen  “özerklik”  talebini,  bu  kez  bu  kavramı  zikretmeden  yinelemesiydi.  

 

Zana, Diyarbakır’da düzenlenen  Nevruz  kutlamalarında  yaptığı  konuşmada,   valilerin   seçimle   işbaşına  gelmesini  ve  kolluk  güçlerinin   belediyelere  bağlanmasını  istiyordu.  Öyle  görünüyor  ki,  Zana  ve  arkadaşları  artık  otonomi-özerklik içeren  federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun”  olduğunu düşünüyorlardı !.. Nevruz  konuşmasında  “büyük tecrübelerle  buraya  geldik,  tecrübe  insanı  olgunlaştırır, deneyimleştirir” diyen Zana, yaşananlardan gerekli dersleri  çıkardığını düşünüyordu  demek ki  !..

 

*  *  *

 

Çok yakın  bir  geçmişe  ait olan  bu  olayları  neden  anlatıyorum ?

 

Çünkü  bütün  bunları  son  4  ay  içinde  yaşadık !..  İlana  tepki  gösterdik, bağırdık, çağırdık ve kısa sürede de  UNUTTUK !.. Unuttuğumuz  için  de  aynı  talepler,  4  ay  sonra  tekrar  dile  getirildi.  Bir  farkla  ki,  bu sefer  yanında  bayrağımız  da yakılmak istendi.  Bu  küstahlığa karşı  oluşan  infial  de  “biz  masumuz, bu bir provokasyon  bahanesiyle  etkisizleştirildi ! 

 

Sonuç  şu  ki,  Kürtçü  hareket (Kürtler  değil !),  sinsi  bir  stratejiyi  ustalıkla  ve  ödünsüzce  uygulayarak,  hedefine  adım  adım  ilerliyor  ve  Türk  ulusunu  “provokasyon  ninnisi”  ile  uyutuyor ! Kürtçülerin (Kürtlerin değil !) hedefleri doğrultusundaki  en  büyük  yardımcısı  da  Türk  ulusunun  unutkanlığı  ve  kimi  yöneticilerinin  “gaflet,  dalalet  ve  hatta  hıyaneti” !..  

 

Bu  yolun  sonu,  Türkiye’nin  parçalanmasıdır !..  Ülke  bütünlüğü, hamasi  nutuklarla,  sağa  sola  bayrak  asılarak  sağlanamaz.  

 

Türk  ulusu,  ülkenin  sahipsiz  olmadığını  göstermelidir,  bunun  gösterilmesini  talep  etmelidir !..  Aksi halde  bu  gidiş  hayırlı  sonuçlar  doğurmayacaktır !