“İLAN”DAN “BAYRAK KRİZİ”NE… - Selahattin Erol
2004 yılının Aralık ayı içinde, kimi Avrupa gazetelerinde yayınlanan bir ilan Türkiye’de tepki ile karşılandı. Paris Kürt Enstitüsü’nün desteği ile International Herald Tribune ve Le Monde gazetelerine yarım sayfa ilan veren Leyla Zana ve arkadaşları ile aralarında kimi belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve aydınların bulunduğu bir grup, Türkiye’den bazı isteklerde bulunuyordu. ‘Türkiye’deki Kürtler ne istiyor ?’ başlıklı ilanda, Türkiye’nin, İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlar bölgeleri için tanınan hakları, bölgesel güvenlik ve istikrar için Kürtler’e de tanıması talep ediliyordu !.. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgkamagra kamagra 100mg kamagra gel
Kısacası, bir çeşit “özerklik” isteniyor, üstelik bunun bölgesel güvenlik ve istikrar” için olduğu iddia ediliyordu !.. Diğer bir ifadeyle, eğer bu talepler kabul edilmez ve bu yönde bir uygulama gerçekleştirilmezse, “bölgesel güvenlik ve istikrar” zarar görebilirdi !..
Bu tür dolaylı bir tehditle dile getirilen bu özerklik talebi, Türkiye’de tepki ile karşılandı !..
Belki tepkilerden, belki de izlenen stratejinin gerekliliğinden ötürü, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak hemen ertesi gün verdikleri bir başka demeçle, International Herald Tribune gazetesinde çıkan ilanın yarattığı tepki üzerine "hiç olmaması gereken bir gündem" yaratıldığını savundular !..
Eski DEP'liler şöyle diyordu : "Türkiye Kürtleri'nin ezici bir çoğunluğu ve temsil ettiğimiz siyasi misyon, Türkiye'de Kürt sorunun çözümünde, otonomi-özerklik içeren federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun olmadığını düşünmektedir" Ayrıca eski DEP’lilere göre bu ilan “AB-Türkiye ilişkilerini zedelemek, süreci provoke etmek ve Türkiye'yi kaotik bir ortama sürüklemek” isteyenlerin işi idi !..
Oysa ilanın altında Leyla Zana ve arkadaşlarının da imzası vardı ve tüm Avrupa ve Türkiye kimin, neyi talep ettiğini görmüştü !..
* * *
“İlan krizi”nden yaklaşık 4 ay sonra, Nevruz kutlamaları sırasında Mersin’de Türk bayrağının yakılmaya çalışılması ülke gündemini yine karıştırdı. Yaşananları yine bir “provokasyon” olarak tanımlayan Leyla Zana ve arkadaşları “vatanın ortak değerlerine saygılı” olmayı bir “zorunluluk” olarak tanımlamaktaydılar !.. Üstelik Zana, “iki halkın değerlerine de saygılıyım” derken, Türk bayrağı ve simgelediği değerlerin karşısına Öcalan’ı ve PKK flamalarını koyuyordu !...
Bayrak krizi sırasında gözlerden kaçan asıl gelişme ise, Leyla Zana’nın Avrupa gazetelerine verilen ilanda belirtilen “özerklik” talebini, bu kez bu kavramı zikretmeden yinelemesiydi.
Zana, Diyarbakır’da düzenlenen Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşmada, valilerin seçimle işbaşına gelmesini ve kolluk güçlerinin belediyelere bağlanmasını istiyordu. Öyle görünüyor ki, Zana ve arkadaşları artık “otonomi-özerklik içeren federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun” olduğunu düşünüyorlardı !.. Nevruz konuşmasında “büyük tecrübelerle buraya geldik, tecrübe insanı olgunlaştırır, deneyimleştirir” diyen Zana, yaşananlardan gerekli dersleri çıkardığını düşünüyordu demek ki !..
* * *
Çok yakın bir geçmişe ait olan bu olayları neden anlatıyorum ?
Çünkü bütün bunları son 4 ay içinde yaşadık !.. İlana tepki gösterdik, bağırdık, çağırdık ve kısa sürede de UNUTTUK !.. Unuttuğumuz için de aynı talepler, 4 ay sonra tekrar dile getirildi. Bir farkla ki, bu sefer yanında bayrağımız da yakılmak istendi. Bu küstahlığa karşı oluşan infial de “biz masumuz, bu bir provokasyon” bahanesiyle etkisizleştirildi !
Sonuç şu ki, Kürtçü hareket (Kürtler değil !), sinsi bir stratejiyi ustalıkla ve ödünsüzce uygulayarak, hedefine adım adım ilerliyor ve Türk ulusunu “provokasyon ninnisi” ile uyutuyor ! Kürtçülerin (Kürtlerin değil !) hedefleri doğrultusundaki en büyük yardımcısı da Türk ulusunun unutkanlığı ve kimi yöneticilerinin “gaflet, dalalet ve hatta hıyaneti” !..
Bu yolun sonu, Türkiye’nin parçalanmasıdır !.. Ülke bütünlüğü, hamasi nutuklarla, sağa sola bayrak asılarak sağlanamaz.
Türk ulusu, ülkenin sahipsiz olmadığını göstermelidir, bunun gösterilmesini talep etmelidir !.. Aksi halde bu gidiş hayırlı sonuçlar doğurmayacaktır !