ABD13 Şubat 2007 00:00

Amerika'ya Devriye Nöbeti - Hüseyin Mümtaz

Büyükanıt acaba neden Galatasaray-Manisa maçındaki sloganlarla ilgilenmemiş? Hiç mi sormamış, sormuş da cevap mı alamamış? Neydi sloganlar? <"Askerlik yaparsan adam olursun, yapmazsan Fener'e başkan olursun”, “Askerlik her Türk'ün namus borcudur”, “Büyükanıt Paşa'ya selamlar olsun.. (Hürriyet.. Milliyet..internet siteleri. 12 Şubat 2007) cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium site naproxen kruidvat

Amerika'ya Devriye Nöbeti?

Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  13.02.2007
   
 

 

Milli Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı'ndan sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt da Amerika yollarında..

Biri dönüyor, diğeri gidiyor..

Başbakan da bilmem kaçıncı sefer için sırasını bekliyor.

Galiba Amerika'ya devriye nöbeti yazıldı..

Büyükanıt, “tasarruf gayesiyle” tarifeli seferle gittiği Amerika'da uçaktan iner inmez Galatasaray maçını sormuş..

Oysa..

Madem işin magazin boyutuna takılıp kalıyoruz şu soruyu sormanın tam sırasıdır..

Büyükanıt acaba neden Galatasaray-Manisa maçındaki sloganlarla ilgilenmemiş?

Hiç mi sormamış, sormuş da cevap mı alamamış?

Neydi sloganlar?

"Askerlik yaparsan adam olursun, yapmazsan Fener'e başkan olursun”,

“Askerlik her Türk'ün namus borcudur”, “Büyükanıt Paşa'ya selamlar olsun..

(Hürriyet.. Milliyet..internet siteleri. 12 Şubat 2007)

Ve..

“Aziz-Tümer elele-Hep beraber askere”..

Tümer'in sezon başında Aziz Başkan'dan “Askerliğini çözeceğiz” sözü aldığı için Fener'e transfer olduğu konuşulmamış mıydı?

Büyükanıt da;

“Güneydoğu'da şehitler verirken herkes askere gidecek… 1 Ocak'ta Tümer de askere gidecek”

dememiş miydi?

Bugün Şubat'ın ortası.. Ve Tümer halâ Fener formasıyla top oynuyor..

Beni, “En büyük NATO müteahhiti” yaşı geçmiş Aziz Başkan'ın askerlik yapıp yapmadığı şahsen ilgilendirmiyor..

Ama..

Kerkük'e Türkmen soykırımını önlemek için asker göndermeye niyetlendiğimiz….

Doğu Akdeniz'e ise Rum Petrol talanını önlemek için asker gönderip denizlerde sancak gösterdiğimiz şu sıcak günlerde…

Tümer ilgilendiriyor..

Hem Aziz Başkan'ın, hem Tümer'in askerlik problemleri “kişisel bilgi” kavramının arkasına sığdırılamayacak kadar hassas bilgilerdir.

Kamu vicdanını rahatsız etmektedir.

Kamu vicdanının rahatlatılması bakımından konu ile ilgili bilgilerin açıklanması gerekir..

Kamu vicdanı, sezon başındaki transfer sırasında Aziz Başkan'ın mı, yoksa Orgeneral Büyükanıt'ın mı söylediklerinin “kıymeti harbiyesi” olduğunu öğrenmenin derin merakı içindedir..

Gül'ün ziyaretini Yılmaz Polat'ın kaleminden okuyalım:

"Burayı komşu kapısı yaptılar, ama tam bir davetsiz misafir konumundalar. Ev sahibi mi misafirperver değil, misafir mi misafirliğini bilmiyor, anlayamadım.

Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül Washington'daydı. Ortada devamlı kendisi boy gösterirken Amerikalı yetkililer Gül ile görünmemeye özen gösterdiler. Gül'ün, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Stefen Hadley 'le yapacağı görüşmeler öncesi basın mensuplarının resim çekmesine izin verilmedi. Beyaz Saray daha önceki uygulamalarında en azından kendi resmi fotoğrafçılarına resim çektirip dağıtıyordu.

Anadolu Ajansı, Gül ile Cheney'nin geçen yıl yaptığı görüşmedeki resmi, son yapılmış görüşmenin resmi gibi servise koydu.

Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, katılmadığı görüşme konusunda Türk gazetecilere bilgi verirken Beyaz Saray'dan çıt çıkmadı. Amerikan Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice da geçen 4 Temmuz'da yapılan görüşmede olduğu gibi Gül ile basına ortak açıklama yapıp soruları yanıtlamaktan kaçındı. Amerikalılar sadece görüşmenin başında kısa süreli görüntü alınmasına izin verdi ve bakanlar birer cümlelik açıklama ile yetindiler.

Temsilciler Meclisi Başkanı
Nancy Pelosi 'nin yanı sıra Savunma Bakanı Robert Gates de programlarının dolu olduğu gerekçesiyle Gül'ün randevu isteklerini geri çevirdiler."

Financial Times'a göre

Gül'ün Washington ziyaretinin üç temel hedefi vardı.

1.PKK'yla mücadele konusunda somut taahhütler almak,
2. Kerkük'te bu yıl yapılacak referandumun ertelenmesini sağlamak ve
3.Ermeni tasarısına karşı lobi yapmak”.

Milliyet internet sitesinin 11 Şubat saat 13.05 itibariyle yayına soktuğu yoruma göre

“Büyükanıt'ın –da- Washington'da Ermeni tasarısı, PKK ve Kerkük olmak üzere, yine aynı -üçlü- uyarıda bulunması bekleniyor”.

İlk ve en önemli resmi cevap, Gül daha Amerika'dayken; ABD Dışişleri Bakanlığı Irak koordinatörü David Satterfield'den geliyor.

Satterfield Washington'daki Woodrow Wilson Kuruluşu'nda yaptığı konuşmada -Türkiye'nin Kerkük'e ilişkin yalnızca görüş belirtebileceğini- söylüyor.

“Kerkük'le ilgili kararı Irak hükümeti verir” diyen Amerikan Büyükelçisi, “Kerkük'e ilişkin referandum kararı Irak anayasası uyarınca alınmıştır” diyor.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried de konuya “müdahil olarak”;

“Türkiye'nin PKK ile ilgili hayal kırıklığını anlıyorum. Bu, anlaşılabilir bir şey. Ancak Türkiye'nin sınır ötesi bir operasyonun sonuçlarının sorumluluğunu iyi düşünmesi gerekir. Bundan söz etmek kolay ama Türkiye'nin amaçladığı sonuçları doğurmayabilir. Türkiye, bu konuda yerel Kürt yönetimi ve ABD ile işbirliği yapmalıdır”

diye konuşuyor. Kerkük referandumuna ilişkin bir soru üzerine de Amerikalı yetkili,

“Türkiye'nin konuya ilişkin görüşlerini açıklamakta özgür olduğunu, ancak bunun Iraklılar'ın kendilerinin karar vereceği bir konu olduğunu”

belirterek, Türkiye'nin Ermeniler'le ilgili tarihine olayları tabulaştırmadan dürüst bir şekilde bakma süreci içinde olduğunu ifade ediyor.

Peki, bütün bunlardan “yüz bulan” peşmergeler ne diyor?

Suudi Arabistan'a yapacağı resmi ziyaret öncesi Eş Şark El Avsat gazetesinin sorularını yanıtlayan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Türkiye'nin Kerkük politikasını eleştiriyor.

Zebari, Türk yetkililerinin son dönemde Kerkük ile ilgili yaptığı açıklamaları Irak'ın içişlerine müdahalesi olarak değerlendirdiklerini belirtiyor ve

“Hiç kimsenin Irak'ın içişlerine karışmasına izin vermeyeceklerini, Türkiye'nin de bu tür olumsuz tutumlardan vazgeçmesini bekliyoruz”

diyor.

Kerkük'ün Türkiye'nin bir kenti olmadığını da belirten Irak Dışişleri Bakanı, Kerküklülerin Irak Anayasası ile kendi sorunlarını çözebileceğini ifade ediyor.

Talabani'nin partisi olan KYB'nin Ankara Temsilcisi Behruz Galali ise kendisi de dahil Kuzey Irak'ta yaşayan herkesin Kürt devleti istediğini söylüyor..

Galali,

"Kuzey Irak'ta yaşayan hangi Kürde sorarsanız sorun hepimiz, -evet bir devlet istiyoruz- deriz, diyoruz. –Hayır- diyen yalan söyler. Elimizde olsa hemen yarın kurarız. Kimseden korkmuyoruz”

diyor.

"Biz aynı zamanda akıllıyız"

diyen Galali, neden Kürt devleti kurmadıklarını şu sözlerle açıklıyor;

"Politikacılarımız biliyor ki şu anda bu hale gelmedik. Diyelim yarın devlet olduk; Türkiye, İran, Irak, Suriye sınırı kapatır. Sonra biz ne oluruz, nasıl yaşarız. Türkiye'nin buna destek vermesi lazım. Devlet sadece isim demek değil. Devlet ekonomi, siyaset, dış ilişkilerle ilgilidir. Ama tekrar ediyorum, imkânım olsa yarın devletimi kurarım."

Ve bunu peşmerge kabilesinin Ankara temsilcisi, Ankara'da söylüyor?

Yerel Kürdistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Kemal Kerküki de komşu ülkelerin, Kerkük başta olmak üzere, Irak'ın içişlerine karışmasını kabul etmeyeceklerini belirtiyor.

Gül Amerika'da iken, Kuzey Irak'taki güvenliğin çok uluslu güçlerden alınarak bu ay sonunda bölgenin sivil yönetimine devredileceği açıklanıyor.

Yerel Kürt yönetimi, lrak hükümeti ve çok uluslu güçler arasında yapılan anlaşmaya göre, Kuzey Irak'ta Peşmergeler dışında hiçbir silahlı güç kalmayacak.

Bu durumda, ABD askerlerinin PKK'lı teröristlere karşı müdahalesinin de tamamen gündemden düşeceği öne sürülüyor. Yerel Kürt hükümetinin Peşmerge işlerinden sorumlu bakan danışmanı Cebar Yaver, ‘Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'taki güvenliğin bu ayın sonunda kendi yönetimlerine bağlanması konusunda anlaşma sağlandığını bildiriyor.

Bütün bunlar olurken, yâni Gül Amerika'da iken ve Amerikalılar ve peşmergeler konu ile ilgili beyanat verir, fikir açıklarken Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan da son günlerde Kerkük'ün Kürtleştiriliyor söylemlerine katılmadığını belirterek demokratik hakların kullanıldığını ve göç ettirilen Kürtlerin yeniden anavatanlarına geri geldiğini söylüyor..

Batman… Şu “bizim” Batman..

Bütün bunlar karşısında Gül'ün tavrı ise gerçekten “akıllara sezâ”..

Düzenlediği basın toplantısında PKK konusunda Türkiye'nin “askeri önlem alıp almayacağı” sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Yapılmaması yönünde ABD'den bir telkin söz konusu değil”

diyor ve

“ABD'nin kimi yaptırımları yerine getiremediği için bize karşı –mahcup- olduğunu”

söylüyor..

Eminim Amerika gerçekten hayli mahcuptur..

Ben ey okuyucu…

İyi kötü Türkçe okur yazarken, Gül'ün Türkçe söylediklerini anlamakta zorluk çekiyorum, hangi söylediğine inanacağıma karar veremiyorum..

Çünkü bu arada Gül'ün Amerika'da, eli değmişken, sırası gelmişken, denk getirip söylediği bir söz daha var..

Gül Amerika'da basın toplantısında bir Yunanlı gazetecinin konu ile ilgili bir sorusu üzerine Annan Planı'nın tüm Birleşmiş Milletler'in (BM) planı olduğunu belirterek, planın BM Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklendiğini vurguluyor ve

''Eğer Rumlar planı kabul etmiş olsalardı, bugün Türk askeri Ada'da olmazdı''

diyor.

Bu bir itiraftır kıymetli okuyucu.. Yürek dağlayan, kanları donduran bir itiraf.

Çünkü Akepe'nin, AB-D ile beraber “evet” için ne kadar çalıştığını dünya âlem biliyor..

Erdoğan, Denktaş'a; “Bush istedi, biz de evet için çalıştık” dememiş miydi?

Şimdi GÜL bir adım daha atıyor ve Akepe'nin…

Türk askerinin adadan çekilmesi için çalıştığını söylüyor..

Gül, Mayıs sonrasının muhtemel başbakanıdır..

Ve Türkiye'nin Kerkük ve Kıbrıs konusunda geldiği nokta ortadadır.
Ralston?

Türkiye'ye son ziyaretine Mahmur'dan geliyor..

“Kürt liderlerini PKK'ye karşı savaşmaları için ikna edemedim” diyor.

Başer de o ziyaretten sonra;

““PKK terörüyle mücadelede yararlı olacağına inanılması halinde Kuzey Iraklı Kürt liderlerle görüşülebileceğini”

ifade buyuruyor..

Dikkatli okuyucu bu satırların yazarının;

“koordinatörlük” makamı ilk ihdas edildiğinde bunun bir ipe un serme ve Akepe'ye “iki seçime kadar” zaman kazandırma politikası olduğunu, eninde sonunda PKK ile teröristle masaya oturulacağının yolunun açılacağını yazdığını iyi hatırlayacaktır.

Kuzey Iraklı Kürtlerle masaya oturmak, Kuzey Irak'taki devleti tanımak ve bir adım sonra da PKK ile görüşmek demektir.

Başer daha fazla kendini ve milleti kandırmadan istifa etmelidir..

Orgenerallik çok önemli bir rütbedir, “emekli” orgenerallik de öyledir..

“Koordinatörlük”, emekli orgeneralliğin üzerinde bir rütbe değildir.

Koordinatörlük, bir şekilde memlekete hizmete devam demek de değildir.. Amerika'nın, Akepe'nin değirmenine su taşımak demektir.

Çünkü bulunduğunuz “makamda”, çok isteseniz de adama insiyatif kullandırmazlar.

Hüsnü Mahalli;

“Ralston, Erbil'de olduğu gün Kürt televizyonları ile gazete ve internet sitelerini izledim. Hepsine göre Ralston -PKK ve Türkiye'deki Kürtlerle ilgili- Amerikalı Koodinatör...Yine bu medyaya göre; Ralston ve Barzani, PKK ve Kürt sorununun çözümünün yalnızca diyalog ve barışçıl yöntemlerle sağlanmasında hemfikir. Yani Türkiye; PKK ile masaya oturmalı ve kendi Kürt sorununu çözmeli... Ralston, Erbil'deyken PKK'den kiminle ve nasıl buluşup buluşmadığını bilmiyoruz, ama herkes Amerikalıların Kandil'deki PKK'lılarla içli dışlı olduğunu biliyor”

diye yazıyor..

Bunun böyle olduğunu, Mahalli biliyor, yazıyor, ben biliyorum, siz bilmiyor musunuz Başer?

Ve sonunda Büyükanıt da Amerika'ya gidiyor..

Amerika'ya bu kadar yoğun üst düzey ziyaret trafiği akıllara Kuzey Irak'a Harekât ihtimalini getiriyor..

Yalnız burada PKK ile Kerkük-Türkmenler meselesini ayırmak gerek.

Gül'ün, Türkiye'nin “Tek Irak” bağlamında “Musul'un garantörlüğünden bahsetmesi ise bir hoş sedâ, bir nostaljidir..

Tez sağlam ve doğrudur ama bu “Güney Komşumuz” Amerika'ya yahut başkasına danışarak olmaz..

İcazet alarak da olmaz..

“Bir adım önde” ve “kazı kazan” siyasetinin mucidi Akepe ile hiç olmaz.
Türkiye sadece kendi milli çıkarları için ve sadece kendi insiyatifi ile Kuzey Irak'a girer..

Girmelidir.

Amerika'ya sorulursa o doğal olarak önce kendi çıkarını düşünür..

Akepe'ye de bu çıkarları ile örtüştüğü sürece izin verir.

Peki Irak müdahelesi Akepe'ye çifte seçim öncesi avantaj sağlar mı?

Sağlar..

Amerika, zannediyoruz bunun kâr zarar hesabını yapmaktadır..

Irak'a Amerika'nın iznini alarak girmek başkadır, Türkiye'nin bağımsız olarak kendi insiyatifi ile girmesi başkadır.

Türkiye'nin “kamu yararı ve ulusal çıkarları” konusu ise..

“Azınlık Vakıfları Yasası” ve “Türk Petrol Yasası”ndan sonra..

Öyle görülüyor ki sadece Cumhurbaşkanı'nın iptal gerekçelerinde ve kağıt üzerinde kalmış ve TBMM'nin önem vermediği bir takım “önemsiz” kavramlardır..

Bu safhada Büyükanıt'ın Amerika'ya gitmesi de anlamsızdır..

Vecdi Gönül, Gül, Erdoğan gidebilir ama Büyükanıt gitmemeli, “ihtiyat” olarak elde tutulmalıydı..

12 Şubat 2007

“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007