Bir yıldır, dikkat çekmeye çalıştığımız gibi, üzerimize iki fırtına birden
geliyor. Fırtınalardan biri uluslararası mali piyasalarla ilgili, öbürüyse
enerjisini bölge jeopolitiğinden alıyor.
AKP hükümetinin benimsediği iç ve dış politikalar, ülkeyi dış şoklara karşı
korunaksız bıraktığından, bu fırtınaların tahribatı ğan stü"* boyutlara
ulaşabilir.
**
Bıçağın ucunda
Gittikçe tehlikeli bir hal almaya başlayan *"carry trade"* (düşük faizli
dövizle borçlanıp getirisi daha yüksek varlıklara/dövize yatırmak) sorununa
yaklaşık bir yıl önce dikkat çekmeye başlamıştım.
Son aylarda bu konu, merkez bankalarının, uluslararası basının gündemine oturdu.
Aynı bağlamda
tartışılan bir konu daha var, o da *"ihtiyat fonlarıyla"* (hedge funds)
ilgili.
Çünkü ihtiyat fonları işlemleri, büyük ölçüde, *"carry trade"* ile
yakından ilişkili, kaldıraç mekanizması (borçlanarak işlem yapmak)
kullanıyorlar.
Bir diğer tartışma konusu da artık devasa boyutlara ulaşan,
özel menkul değerler firmalarının (private equity firms), işlemlerini çok
büyük ölçüde kaldıraçlı fonlara dayandırıyor olmaları.
Tartışmalar, *"carry trade"* için kullanılan kaynak dövizin faizi ve
piyasalardaki risk algısının değişme olasılıkları üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu tartışmalara katılanlar mali piyasalarda, *"büyük düzeltme", "büyük
çözülme", "kırılma", "mali kriz"* betimlemeleriyle dile getirilen bir *
"olayın"* gündemde olduğuna inanıyorlar. Geçen hafta bu tartışmalarda, *
"olayın"* gelişmekte olan piyasalar üzerindeki olası etkilerine ilişkin
kaygılar da dile getiriliyordu.
Geçen hafta, *"carry trade"* ile ilgili olarak, Japonya'da faizlerin hep
düşük kalacağını varsaymanın gerçekçi olmadığı, faizler bir kez artmaya
başlayınca da Yen'in, 1998'de olduğu gibi birkaç hafta içinde yüzde 20'ye
varan oranlarda değerlenebileceği belirtilmişti.
Böyle bir konjonktürde de *"carry
trade" *kontratlarının büyük zararlar yaratarak kopmaya başlaması kaçınılmaz
olacak, zarar, ihtiyat fonlarının etkilerinden dolayı ucu bucağı belirsiz
hale gelmiş kredi ve döviz/faizi köpüğünün de etkisiyle katlanarak
büyüyebilecekti.
Hafta sonu yapılan G-7 maliye bakanları toplantısına doğru, tartışmalar daha
da yoğunlaştı. Bu hafta, *The Economis t'in tartışmalara birden fazla
yazıyla katılıyor olması da kaygıların hat safhaya ulaşmaya başladığının bir
göstergesiydi.
*The Economist,* spekülasyonun ( *"carry trade"* e Yen
satarak, başlamaktan dolayı) Yen'in değerini dünya ekonomisini tehlikeye
atacak oranlarda düşürdüğüne değiniyordu.
*The Economist,* olması gereken
düzeyin yüzde 40 altında seyreden Yen'deki bir düzeltmenin (1998'deki
sıçramaya göndermeyle) dönüşü çok şiddetli olabileceğine işaret ediyordu.
Bu ise 1 trilyon dolara ulaşan *"carry trade"* köpüğü açısından büyük bir risk
oluşturuyordu.
*Goldman Sachs, The Nikkei* ve *Financial Times* analistleri, Yen'in G-7
toplantısının gündeminin merkezine oturmasını bekliyor, Japon Merkez Bankası
(JMB) üzerinde ABD ve Avrupa'dan gelen baskıların artmakta olduğunu
aktarıyorlardı.
*Oxford Analitica* , ABD'de özellikle, korumacı eğilimleri güçlü Demokratların, Yen'in değerlenmesi konusundan ısrarlı olduklarını, Yen'in değerininse, Japon faizleriyle diğer dövizlerin faiz oranları arasındaki büyük farktan dolayı, kısa dönemli piyasa müdahaleleriyle çözülecek gibi görünmediğine dikkat çekiyordu. *
Financial Times* 'a göre bu ayın sonuna doğru yapılacak JMP toplantısında faiz konusundaki karar bıçağın ucundaydı. Ancak cumartesi günü G-7 toplantısından çıkan belgede Yen'e değinilmeyecekti.
Büyük çözülme
İhtiyat fonlarına gelince, *Spiegel *bu konuyu perşembe günü *"Çekirge
sürüsü felaketini engellemek"* başlıklı yazısında tartışıyor,
*"Ne bilmediklerini bile bilmiyorlar"*
sözleriyle hem alay ediyor hem de
tehlikeye işaret ediyordu.
Geçen hafta *Dresner Kleinworth* (DK) tarafından
yayımlanan *"Büyük Çözülme"* başlıklı ayrıntılı rapor ise ihtiyat fonları
risklerinin yatırım bankacılığı sektörü açısından önemine ilişkin bugüne
kadar yapılan en ciddi uyarıyı içeriyordu.
Rapor, özetle, ihtiyat fonları,
yıllık yüzde 20 civarında gerçekleşmesi gereken gelirlerin, bu düzeyi
koruyabilmek için gittikçe artan kaldıraç işlemlerinin, risk primlerindeki
düşük düzeyin uzun süre sürdürülemez olduğunu vurguluyor.
Raporun yazarları, yatırım bankalarının yıllık gelirlerinin yüzde15-20'sinin ihtiyat fonları
işlemlerinden kaynaklanmasına atıfla, ne zaman başlayacağı belli olmayan
çözülmenin çok sert yaşanmasını bekliyorlar. ( *Alphaville- FT* , 07/02)
Risk primlerindeki ani bir artış olasılığı da korkutuyor.
*DK*analistlerinden *Philip Isherwood* , *"jeopolitik risklerin fiyatlanamadığına"* dikkat
çekerken, *Citigroup* 'tan *Michael Hart* *"yatırımcıların geride kalmamak
için giderek daha yüksek riskli alanlara yatırım yapmak zorunda
kaldıklarına"* , bu nedenle de piyasaların özellikle tedirgin olduğuna,
askeri çatışmaların terörist eylemlerden çok daha büyük etki yaptığına
işaret ediyordu ( *Reuters* 10/02).
Hart'a göre İran listenin başında gelirken, önemli bir tehlike noktası da Türkiye (Türkiye'nin Irak Kürt bölgesine müdahalesi-E.Y) olabilirdi: *
"Türkiye, yükselmekte olan piyasalar
arasında kriter (benchmark-EY) ülkelerden biriydi". *
**Washington'daki *Institute of International Finance* (IIF) verilerine göre
gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketleri 2006'da ulaştığı toplam
502 milyar dolar düzeyinden 460 milyar dolara yavaşlıyor.
IIF, 2006'da doğrudan yatırımlar yavaşlarken yaşanan hızlı artışı, kaynağının net portföy
yatırımları ve bono piyasası yoluyla gelen kredilerdeki ani sıçramaya bağlıyor.
Türev işlemleri ve banka kredileri artışta büyük rol oynamış. Yavaşlamaysa, ABD ev piyasasındaki gelişmelerden, jeopolitik gerginliklerdeki artışlardan ve küresel dengesizliklerden kaynaklanıyor ( *Oxford
Analytica* , 09/02).
Türkiye'nin, bu iklimde bir *"carry trade"* cenneti haline geldiğini, ama
geçen yıl mayıstaki *"dalgalanmanın"* da gösterdiği gibi kırılganlığın da
hat safhaya ulaştığını daha önce aktarmıştım.
*Lehman Borthers* 'ın 6 Şubat'ta yayımladığı bir rapor, Türkiye'nin riski en yüksek ülkeler arasında olmakla birlikte en yüksek *"carry trade" *getirisini sunduğunu gösteriyor.
Buna karşılık rapor, aşırı değerli kur, artmaya devam eden cari açık, hızla
artan dış kredi ve kısa dönemli borç seviyesine bakarak, kırılganlığın çok
arttığına işaret ediyor.
Rapordan iki gerçek daha ortaya çıkıyor.
Birincisi, risk kaynağı olan dış kredilerde 2003'te AKP hükümeti kurulduktan sonra
muazzam bir sıçrama görülüyor.
İkincisi kırılganlık esas olarak özel sektörden kaynaklanıyor
(aktaran *Yaşar Erinç* , www.drerdinc.net ).
AKP hükümetinin izlediği faiz, döviz ve yabancı sermaye politikalarına,
çeşitli ekonomistlerden gelen uyarılara, geçen mayıstaki sarsıntıya rağmen
hiçbir tedbir alınmamış olmasına bakarak, son durumun ve gelmekte olan
fırtınada yaşanacak tüm tahribatın faturasını AKP hükümetine destek veren,
yönlendiren sermaye çevrelerine çıkarmak gerekir.
|