Hrant Dink'in öldürülmesi bomba gibi düşünce
gündeme, TÜSİAD'ın AB Komisyon Başkan Yardımcısı Günter Verheugen'e baş
vezirin eli ile verilen ödülün haberi de güme gitti. Tabii bu arada
Verheugen'in dedikleri de basında yerini bulamadı.
Ödülün adı da "Bosphorus Prize for European
Understanding 2006" imiş.
Avrupa Anlayışı için Boğaz Ödülü demekmiş.
Bazı haber kaynakları ise "Boğaziçi Dış Politika
Ödülü" diyor.
Başta TRT olmak üzere tüm medya da haberi vermiş.
Adı her ne olursa olsun, alanın da, verenin de,
tahsis edenin de Boğaz Ödülü boğazında kalsın derim başka bir şey demem.
Ne çabuk unutuldu Nazi subayı gibi tepemize çöreklendiği?
Türkiye Cumhuriyetine ve kurucusuna ettiği hakaretler de mi unutuldu?
Annan Planı denen o rezil referandum da, KKTC aleyhine, Rumların lehine yaptığı çalışmalar da mı unutuldu?
"Kriter" ayağında doğu ve güneydoğunun federasyon olması için yaptıkları da mı unutuldu?
Yükselen Türk Milliyetçiliği için şiddet ve nefret, artan ve gelişen kürt milliyetçiliği için özgürlük ve demokrasi diyen kim?
Bölücü ve ayrılıkçı kürtler kendinden o kadar memnunlardı ki; 2004 Eylül ayında Diyarbakır gezisinde "Hoş geldin Yurttaş Verheugen" afişleri ile kaplanmadı mı şehrin tüm reklâm panoları? Hem de Türkçe, İngilizce ve kürtçe olarak üç dilde.
Herhalde Türk yurttaşı olarak karşılamadı Baydemir ve Zana Verheugen'i (!)
Her zaman dediğim gibi hepsini yazmama gerek yok. Sizler onun suçlarını benim kadar biliyorsunuz.
Ama ödül törenin de;
"AB'nin, dünyanın en istikrarsız bölgesinde istikrar
ve demokrasi ihraç eden bir ülke olarak Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu Türkiye
için de Avrupa ile bütünleşme hedefinin Mustafa Kemal Atatürk döneminden
beri mevcut olduğunu"
söylediği an;
"Dilin kopsun! Mustafa Kemal Atatürk adını ağzına
alma!" derim.
2004 Eylül'ün de ne kadar ayrılıkçı, bölücü varsa kol kola gezdiği güneydoğu gezisinden döndükten sonra 6 Ekim 2004 tarihinde 3 SAT televizyonun da Peter Voss ile yaptığı 45 dakikalık sohbet programında aralarında aynen şu diyalog geçti.
Voss: "Wo endet Europa, Herr Verheugen?"
Verheugen:
"was die Türkei angeht, so erlebt sie im
Augenblick eine zweite Revolution. Die erste grosse Revolution erlebte sie
so etwa mehr als 80 Jahren. Das war keine Reform, muss ich deutlich sagen.
Atatürk war kein Reformer. Atatürk war ein brutaler Revolutionär, der die
Türkei mit einem Fusstritt ins 20. Jahrhundert befördern wollte ..."
Efendim, Türkçesi aynen şu oluyor:
"Türkiye simdi ikinci devrimini yaşıyor. Birinci
büyük devrimi 80 sene evvel yaşamıştı. Altını çizerek söyleyeyim, Atatürk
inkılâpçı değildi, Atatürk Türkiye'yi 20nci yüzyıla zorla tekmeyle iten
zorba, vahşi devrimciydi".
Bu sözleri söyleyen adama TÜSİAD ödül tahsis etti.
Ödülü baş nazır elleri ile verdi.
Onun bu dediklerini bilmemelerine imkân yok.
Çünkü Verheugen ödül töreninde; istikrar ve
demokrasi olmayan bir Türkiye'ye, istikrar ve demokrasi ihraç eden AB'nin
derin devletinin adamı(!) büyük abisi(!) olarak konuştu.
"AB süreciyle birlikte Türkiye'deki değişim
"devrimdir." Bunun için tüm kesimler(!) yüreklerini ortaya koymuşlardır"
dedi.
Neymiş efendim?
Verheugen 6 Ekim 2004 tarihinde ki söyleminden
vazgeçmemiş.
Ödülünü verirken, Verheugen'i samimi ve vizyon sahibi, Türkiye'nin dostu ilân eden RTE ise Türkiye'de bir zamanlar olan, şimdiyse sadece dizilerde olan derin devleti arıyor.
Son olarak, TÜSİAD, RTE ve Verheugen'in fikri ve zikri aynı diyebilir miyiz?
Bence külliyen aynıdır.
Ya sizce RTE Cumhurbaşkanı olur mu?
Olur. Olur. Hem de bal gibi olur.
Çünkü o TÜSİAD ve AB-D'nin istediği model(!)
Şartlar zorlandı da olmadı mı?
Modelimizin stepneleri de hazır!
|