İstihbarat9 Şubat 2007 00:00

Hrant Dink Suikasti ve Balık Hafızası - Sabahattin Talu

Bir parantez daha açarak, biraz düşünmemizi sağlayalım. Bakın bir baba, kendi oğlunu, seyrettiği televizyon ekranından tespit ederek, güvenlik güçlerine ihbarda bulunuyor. Düşünün bu bir baba ve kendi öz oğlunu yakalatıyor. Kolay bir iş olmasa gerek. Peki, tersi olsaydı da, bu baba Ermenistan'daki bir Ermeni baba olsaydı da, bir Türk'ün ölümüne neden olduğu kendi oğlunu ihbar eder mi idi ! Bilemeyiz, ancak bilinen ve tespit olunan bir gerçek var ki, bir Türk baba, bir Ermeni'yi öldüren kendi oğlunu, hiç düşünmeden yakalattı. Devam edelim. Öldürülen, Hrant Dink değil de, örneğin Fırat Dinç olsaydı ve Ermenistan'da bir Ermeni tarafından katledilseydi, Ermenistan'da yüz binler onu bu son yolculuğuna gözyaşlarıyla uğurlar, anısına methiyeler düzerler mi idi ! acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Yeni Operasyonlar, Döviz Krizi ve Baskın Seçim

Oktay Yıldırım

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  09.02.2007
   
 

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Hrant Dink' in, hunharca bir suikast sonucu İstanbul'da öldürülmesi, tüm Türkiye'yi gerçekten de son derece üzdü. Tüm Türkiye, halkıyla, büyüğü küçüğüyle, kadını erkeğiyle, Devlet erkânıyla, sağlı sollu, irili ufaklı basın yayın organlarıyla bu menfur cinayeti kınayarak, başta Dink ailesi olmak üzere, mensubu olduğu Ermeni camiasına baş sağlığı dileklerini kalpten sundu, son görevini de yüz binlerini İstanbul sokaklarına dökerek düzenlenen cenaze töreni ile gözleri yaşlı yerine getirdi. Biz duygusal bir toplumuz ve gerçekten samimiyetimizle çok üzüldük. Bu, olayın insani yanı, insani boyutu idi. Başımız sağ olsun ….

Tüm yazılı ve görsel basın yayın organlarımızın sayfa ve görüntülerinin neredeyse tamamı da, Türkiye'nin gündemine oturan ve bir süre daha devam edeceği anlaşılan Hrant Dink suikastı, Dink'in yaşam öyküsü, ailesi, söylemleri, yazıları, anıları, suikastçılar, suikastçıların aileleri, geçmişleri, kişilikleri, alınan ifadeleri, olayın perde arkasının olup olmadığı gibi, oldukça yoğun yazı, yorum ve söylemlerle dolup taştı, taşmaya da devam ediyor. Hakkındaki söylem ve yazılar da son derece olumlu görünüyor. Hrant Dink'in, ailesi ve ülkesine bağlı, insanlara saygı ve hoşgörülü, Ermeni olmasına rağmen bazı düşünce ve fikirleri nedeniyle Ermenistan ve Ermeni diasporası tarafından dışlanmış, zaman zaman ne Türkiye'ye ve ne de Ermenistan'a yaranabilmiş, ancak buna rağmen Türkiye'de yaşamayı tercih etmiş, çevresince sevilen, sayılan bir insan olduğu, ne yazık ki şimdilerde yazılıyor, çiziliyor. Basınımız sağ olsun !

Oysa, Ermenistan ve Ermeni diasporası tarafından, yıllardır Türkiye'ye yönelik sözde Ermeni soykırımının tanınması dayatmaları ve Ermeni terör örgütü ASALA 'nın, geçmiş yıllarda on'larca Türk diplomatı katletmiş olması, Azerbaycan topraklarının işgal edilerek yüz binlerle ifade edilen Azeri Türk'ünün öldürülmesi gibi bir çok nedenden ötürü, Ermeni tandanslı faaliyetlerden son derece rahatsızlık duyan Türkiye kamuoyu, sokaktaki sade vatandaş, Hrant Dink'i de Türkiye ve Türk insanı aleyhine fikir ve çalışmaları olan bir Ermeni yazar olarak biliyor veya düşünüyordu.

Gelelim olayın siyasi boyutuna.

Öncelikli olarak belirtmek gerekir ki, böylesi bir suikast, zamanlama ve yüklediği anlam açısından, Türkiye aleyhine isteseniz de yapamayacağınız türden bir eylem, maalesef ki gol kendi kalemize atıldı. Hiç hak etmediğimiz halde golü yemiş ve rakibin ekmeğineyağ sürmüş olduk.

Katil zanlısı cahil genç bile bunu anlamış olmalı ki, yakalanmasının hemen arkasından vermiş olduğu ifadesinde “Yaptığım eylemin bu aşamaya gelebileceğini ve Türkiye'ye zarar verebileceğini hiç düşünmemiştim. Çok pişmanım” diyerek, şaşkınlığını ifade etti.

Düşünün, ülkenizde yaşamayı tercih etmiş ve Ermeni diasporası tarafından da yazı ve söylemleri nedeniyle “Sen Türk olmuşsun” diye suçlanarak dışlandığı söylenen, ılımlı ve üstelik Türk vatandaşı olan bir Ermeni yazara dahi tahammül edilemediği mesajı çıkmıyor mu?

Bu mesaj, zamanlama açısından, tam da Amerika'da yapılacak olan Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili parlamento görüşmelerin hemen öncesinde, Ermeniler tarafından koz ve hatta kanıt olarak kullanılmayacak mı? “Böylesi bir zihniyet, yıllardır iddia ettiğimiz gibi, Ermeni soykırımının gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor ve bizi haklı çıkartıyor” denmeyecek mi? Cahil bir caninin, belki de bir zavallının, kendisinin de farkında olmadığı anlaşılan suikastı, ne yazık ki “Bir çuval inciri berbat etmiş” gibi görünüyor.

Ancak Türkiye, Ermeni yazarını sahiplendi ve her ne şekilde olursa olsun TERÖR denen lanete karşı durduğunu tüm dünya kamuoyuna ispat etti ve Dink'i son yolculuğuna çiçeklerle, alkışlarla, hiçbir organizasyon olmaksızın tamamen kendi inisiyatifi ve toplumsal refleksiyle, yüz binleriyle ve arkasındaki milyonlarıyla uğurladı. Gerçekten verilmesi gereken mesaj bu idi ve böylece “Bir çuval incir, temize çıkartılmış” oldu.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka konu daha vardı. Cenaze töreninde hepimiz bir anda Hrant Dink olduk, ancak bazı çevrelerce hepimizin Ermeni olduğu da buna eklenilmeye çalışıldı.

Hrant Dink olduk, çünkü, o bir Türk vatandaşı idi ve hunharca katledilmişti. Çok doğaldır ki, o'nun yanında olacaktık, ancak hepimizin Ermeni olması da gerekmiyordu. “Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeni'yiz” sloganı aslında bizlere yabancı gelmiyordu ve Kürtçü çevrelerce dillendirilen “Hepimiz Apo'yuz” sloganını hatırlatıyordu. Cenaze törenine, bunu bir fırsat olarak değerlendiren Kürtçü ve aşırı solcu çevreler de, az sayıda da olsalar katılmışlar ve bu kasıtlı sloganı (zaman zaman Kürtçe olarak), sinsice ve belli bir amaç dahilinde dillendirerek, tüm kitleye ulaştırmaya çaba sarfetmişlerdi.

Bu bir tuzaktı ve maalesef ki, “Balık hafızası” nedeniyle az da olsa bu tuzağa kısmen düşüldü.

“Balık hafıza”larımızı biraz zorlayalım, Ermeni terör örgütü ASALA tarafından onlarca Türk diplomatlarımızın katledilmelerini unutmayalım, Osmanlı döneminden başlayan Anadolu'daki örgütlü ve silahlı isyanlarını, insanlık dışı cinayetlerini, yıkıcı ve bölücü örgütlere olan desteklerini, Türkiye üzerine oynanan oyunlardaki rollerini, Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ 'ın işgal edilerek, çoğunluğu çocuk, yaşlı ve kadın olmak üzere Azeri Türklerinin katledilmesini, “Hocalı Katliamı” nı, yüz binlerce Azeri Türk'ünün katledilmelerini unutmayalım. “Balık hafıza”larımızı biraz zorlayalım.

Bir parantez daha açarak, biraz düşünmemizi sağlayalım.

Bakın bir baba, kendi oğlunu, seyrettiği televizyon ekranından tespit ederek, güvenlik güçlerine ihbarda bulunuyor. Düşünün bu bir baba ve kendi öz oğlunu yakalatıyor. Kolay bir iş olmasa gerek.

Peki, tersi olsaydı da, bu baba Ermenistan'daki bir Ermeni baba olsaydı da, bir Türk'ün ölümüne neden olduğu kendi oğlunu ihbar eder mi idi !

Bilemeyiz, ancak bilinen ve tespit olunan bir gerçek var ki, bir Türk baba, bir Ermeni'yi öldüren kendi oğlunu, hiç düşünmeden yakalattı. Devam edelim.

Öldürülen, Hrant Dink değil de, örneğin Fırat Dinç olsaydı ve Ermenistan'da bir Ermeni tarafından katledilseydi, Ermenistan'da yüz binler onu bu son yolculuğuna gözyaşlarıyla uğurlar, anısına methiyeler düzerler mi idi !

Bilemeyiz, ancak bilinen ve tespit olunan bir gerçek daha var ki, bizler Hrant Dink'i, sonuçta katledilen bir “İnsan” olduğu için, Türkiye'ye yakışır bir biçimde gözyaşlarıyla ve alkışlarla uğurladık.

Sonuç olarak, kıssadan hisse; “Öncelikli olarak, bir çuval inciri berbat etmeyelim, ancak tarihsel gerçeklerden uzaklaşmamak için de Balık Hafızalarımızı biraz zorlayalım”.

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007