Özkök konuşuyor- Hüseyin Mümtaz
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’ün “konuşmasını” iki defa çok istedim. İkisinde de büyük hayâl kırıklığına uğradım, keşke hiç konuşmasaydı dedim. İlki reddedilen birinci tezkere günlerindeydi. Millet Genelkurmay Başkanı’nın “ağzına” bakıyordu. Susmasını, Amerika’nın kuyruğunda Irak’a girilmesini askerin istemediği şeklinde yorumluyorduk. “Hükümetle aynı görüşteyiz” dedi. Milletle ters düştü.cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
Çünkü millet; “askeri” konuşunca dağların ve ovaların ve nehirlerin, yedi kat yerin ve sekiz kat göğün alt-üst olmasını bekler.
Özkök hangi emareleri değerlendirerek yaptı o konuşmayı bilmiyorum ama ben o günlerde “arazide” olduğum, KKTC’de “halkın nabzını tuttuğum” için iyi biliyorum; eğer o gün, bırakın “Ben AB’ye, dolayısı ile Annan Plânına karşıyım” demesini, “Ben KKTC’nin yaşamasını istiyorum. Biz bu devlet için savaş yaptık, şehit verdik” demiş olsaydı referandumdan % 70 Hayır oyu çıkardı.
Özkök yine milletle ters düşmüştü.
Ve nihayet Özkök Pakistan milli günü dolayısı ile verilen resepsiyonda “güncel konularda” sorulara cevap verdi.
Yine hayallerimizi yıktı.
Konuşmasaydı, Büyükanıt’ın söyledikleri ile yüreğimize serpilen suyun ferahlatıcı etkisi devam edecekti.
Bir bezle sildi o suyu, kuruladı, iz bırakmadı.
Ne demişti Büyükanıt?
1. Türkiye’nin Irak politikası yok.
2. Irak’ta söz hakkımız yok.
3. Terör örgütü üyelerinin sayısı 1999’daki rakamlara ulaşırken biz 1999’daki terörle mücadele etme gücümüzün gerisindeyiz.
Özkök’ün resepsiyonda ayaküstü güya Büyükanıt’ı destekler“miş gibi” verdiği cevaplar hem kendi içinde, hem Büyükanıt’ın söyledikleri ile çelişkiler içermektedir.
“Aslında çok şaşırdım. Çünkü biliyorsunuz Genelkurmay adına benim, ikinci başkan ve genel sekreterimiz konuşabiliyor. Bir kuvvet komutanının kendi konularında konuşabileceklerini söyledim. Kendisi, harekatı ve gene Kuzey Irak’la ilgili bazı şeyler konuşmuştur. Büyükanıt kendi görev sahası konusunda bir değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirmeye karşı daha önce Genelkurmay’da verdiğimiz brifingde de aynen tekrar ettim. Bir de Kuzey Irak konuşuldu, biz böyle bazen gazetelere sohbet esnasında bir şeyler konuşuluyor. Bu resmi bir beyanat gibi algılanıyor. Irak’ta seçimler yapıldı, hükümet kurma çalışmaları var; çok yoğun bir değişim var. Tabi politikalarında bu değişimin. Bu politikaların kendisinin bilmediğini söylemiş olabilir ki, öyle anlaşılıyor. Yoksa doğruda n doğruya gazetelerin yazdığı gibi o cümleyi söylemiş değildir. O bakımdan bu meselenin daha fazla uzatılmasından ben şahsen hiçbir yarar görmüyorum. Kendisi çok tecrübeli arkadaşımızdır, Genelkurmay’da Hareket Başkanlığı yapmıştır. Neyi söylediğini biliyor. Ama bazen böyle iletişim kopukluğundan problem olabiliyor; bu da onlardan” dedi.
“Devlet adamlığı biraz töleranslı olmayı gerektirir. Hepimiz bu anlayışla bir devlet politikası olarak Irak politikasını yürütmeye çalışıyoruz. Bunun için çok yakın ilişkilerimiz var. Özellikle ikinci başkan devamlı temas halindedir müsteşarla. Yani bu konuda öyle ortaya olduğu kadar çok büyük bir problem yok bizler arasında. Ama basın bunlardan öyle daha fazla etkileniyor. Nedendir, onu bilemiyorum. O sizin kendi dinamiklerinizdir. Çok iyi bir işbirliğimiz var, devamlı işbirliği yapıyoruz. Bu çok normal. Bütün ülkelerde de bu böyle. ABD’ye gidin, Dışişleri Bakanlığı’nda bir sürü general görürsünüz. Devamlı olarak orada görev yapan. Çünkü güvenlik politikalarıyla dışişleri birbiriyle çok ilişkilidir. O bakımdan Dışişleri Bakanı’yla Genelkurmay bu konularda çok yakın işbirliği içerisindedir” diye devam etti.
Şimdi, sorular şöyle:
1. Özkök en baştan “Kuvvet komutanlarının kendi konularında konuşabileceklerini söyledi” ise neden “aslında çok şaşırıyor”?
2. Yoksa “aslında çok şaşırmış olması” , Büyükanıt’ın, “Genelkurmay adına kendisi, ikinci başkan ve genel sekreterin konuşabileceği” hakkında verilen emre aykırı hareket ettiğini düşünmüş olmasından mı ileri geliyor?
3. Büyükanıt “kendi görev sahası konusunda bir değerlendirme yaptı” ise ve “Genelkurmay’daki brifingte de Özkök zaten aynı doğrultuda görüş bildirdi” ise Büyükanıt’ın gazetecilerle sohbet esnasında konuştukları neden resmi beyanat gibi algılanmasın da kendi şahsi fikri olsun?
4. Irak Büyükanıt’ın görev sahası ise ve çok tecrübeli ise yapılan seçimler, hükümet kurma çalışmaları, süregelen yoğun değişimi “bilmediğini” nasıl söylemiş olabilir?
5. Çok tecrübeli ise, ve Genelkurmay Harekât Başkanlığı yapmış ise, neyi söylediğini de biliyor ise ne gibi bir “iletişim kopukluğu” problemi olabiliyor?
6. İletişim kopukluğu Genelkurmay ile Kara Kuvvetleri arasında mı, yoksa Genelkurmay-Kara Kuvvetleri ile Dışişleri arasında mı?
7. Büyükanıt dışişleri müsteşarıyla devamlı temas halinde ise ve çok yakın ilişkiler var ise var olan Irak politikasını bilmemesi mümkün mü?
8. Nereye kadar devlet adamlığı töleransı? Erbil’de 2003 3 Mart’ta yakılan Türk bayrağına tepki göstermemek; 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına geçirilen çuvalları yok saymak; 20 Mart 2005’te Mersin’de Türk bayrağının yakılmasına ses çıkarmamak mı devlet adamlığı töleransı?
i. Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulması, Türkmenlerin yok sayılması, Kıbrıs’ta Türk Devleti’nin yok edilmesi, Ege’de Yunan kara sularının 10 mili aşması anlaşmasının yapılıp, güney Kıbrıs’taki Rum devletinin tanınması mı devlet adamlığı toleransı?
ii. Ermeni sınırının açılması, Heybeli Ruhban Okulu’nun açılması, Rum Patriğin Ekümenik olması, Sen Sinod’a yabancı uyruklu din adamı atanması, azınlık vakıflarının mal edinmesi, ülke topraklarının yabancılara satılması mı devlet adamlığı toleransı?
iii. Yoksa bunların hiç biri Genelkurmay’ı veya Kara Kuvvetlerini ilgilendirmiyor mu?
9. Aslında var olan şey iletişim kopukluğu değil de bir tür görüş ayrılığı mı? Bu görüş ayrılığı asker ile Akepe arasında mı? Bunun söylenmemesi konusunda bir mutabakat var da, açıklanması mı iletişim kopukluğu?
10. Bize ne ABD’de Dışişlerinde çalışan generallerden? Ama oradaki generaller acaba milli hedeflerdeki askeri gereklerin dış politika eliyle nasıl uygulanacağını mı kontrol ediyorlar yoksa politikacıların asker üzerindeki kontrol mekanizmalarının irtibat subaylığını mı yapıyorlar? Daha açık soralım; orada asker milli hedeflere ulaşmak için hariciyeyi mi kullanıyor, hariciye mi askeri? O halde en can alıcı soru? Türkiye’nin milli hedefi var mıdır , nedir? Hangi konuda milli hedefimiz nedir? Yoksa Büyükanıt’ın açıklaması kralın çıplak olduğunun ilanı mıdır?
11. “Güvenlik politikalarıyla dışişleri birbiriyle çok ilişkili ise ve o bakımdan Dışişleri Bakanı’yla Genelkurmay bu konularda çok yakın işbirliği içerisinde” ise doğal olarak bundan, yukarıda 8’inci maddede sıralanan bütün politik uygulamaların Genelkurmay’ın onayı ve bilgisi dahilinde yapılmış olduğu sonucu da çıkmaz mı?
12. “Türkiye’nin Irak politikası yoktur” ile “Hükümetin Irak politikası yoktur” arasında fark var mıdır? Türkiye’de “yürütme”yi kim temsil etmektedir? (Bu soru tabii gazetecilere “Büyükkanıt hükümetin Irak politikası yoktur dememiştir. İkisi çok farklı şeylerdir diyen Başbakan’a”..)
Fakat Başbakan bu saptamasından sonra “yürütme”den ne anladığını da izah etmelidir millete..
İşte böyle kıymetli okuyucu, sorular uzayıp gidecek..
Büyükanıt’ın söyledikleri; Özkök’ün doğrulama-yalanlama-düzeltme amacıyla söylediklerinden daha önemlidir. Büyük bir ihtimalle Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanı arasında fikir ayrılığı yoktur ama arka arkaya gelen bu açıklama “zoraki” asker-Akepe balayının bittiğinin de resmidir.
Günün esprisi: Yukarıda örnek (a) ve (b)’de görüldüğü gibi politikacı beş sayfa konuşur hiçbir şey söylemez; asker iki paragraf konuşur, konuştuklarından tam 12 soru çıkar.
Ve Harbiye son sınıf öğrencisine de tam 100 puanlık mezuniyet sorusu:
“Atatürk ve silah arkadaşlarının, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında üniforma ile veya sivil elbise ile çektirdikleri her fotoğrafta neden bir elleri hep ceket-paltonun cebinde idi?
Moda mıydı? 26 Mart 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’İNCİ ALAY HERYERDE.
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”