| |
Oral Çalışlar eski defterlere merak sarmış, eski defterleri karıştırıyor..
Tarifsiz meraklar ve vehimler içinde..
Antalya’daki meşhur panelden başlıyor..
“Bu panelin konuşmacılarından birisi de emekli Albay Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu'ydu. O güne kadar adını duymadığım bir emekli albay nasıl olmuştu da bu panelin konuşmacısı haline gelmişti?. . Özelliği neydi, kendisini Trabzon'da nasıl keşfedip Antalya'ya çağırmışlardı?”
“Adını ilk kez duyduğum bu emekli albayı toplantıyı düzenleyenler nasıl keşfetmişlerdi? Toplantı sırasında bildiğimiz "Kızıl elmacı" görüşleri en kaba haliyle savunmak dışında fazla da bir şey söylememişti. Trabzon'da ona nasıl ulaşmışlardı? Ne gibi yetenekleri vardı onu da bilmiyorum. Ancak birlikte kaldığımız üniversite misafirhanesinde bana Karadeniz Teknik Üniversitesi'ndeki panelleri kendisinin düzenlediğini anlatmıştı. Benim de ilgimi çekmişti, neden bir emekli albay ve hangi ilişkiyle böyle bir yetkiyle donatılmıştı?” diyor..
“Derken Milliyet'teki bir haberle dikkatim yeniden kendisine yöneldi. Milliyet gazetesindeki kısacık haber şöyleydi: -Polisin hakkında inceleme yaptığı öğrenilen emekli Albay Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu ile ilgili yeni bir ayrıntı ortaya çıktı. Bayazıtoğlu'nun geçen şubatta Akdeniz Üniversitesi'nce Antalya'da düzenlenen '301. madde ve düşünce özgürlüğü' konulu panelde, Dink'le panelist olarak bir araya geldiği ve Dink'in bazı açıklamalarına tepki gösterdiği anlaşıldı"
diye de devam ediyor..
Doğrusu Çalışlar’ın “dikkatinin yeniden bana yönelmesine” ne kadar memnun olduğumu anlatamam..
Bütün derdi, Antalya paneline “nasıl olup da” katıldığım, beni “nereden buldukları”, “yeteneklerim”, “ilişki ve yetkilerim”?
Panel’e katılmak için gerekli yetenekler nelerdir acaba? Bir yerden bunun diploması mı alınıyor? Çalışlar nereden aldı?
Yoksa Çalışlar “panel” denilen şeyi “Popstar” yarışması ile mi karıştırıyor?
Antalya’daki Panel’e ille de komşu illerden katılınacak diye bilmediğimiz bir kural mı var?
Çalışlar haritaya bakarsa Trabzon ile İstanbul’un Antalya’ya neredeyse eşit uzaklıkta olduğunu görecektir.
Peki kendisini nasıl buldular acaba taaaa İstanbul’dan?
Bu arada neden “Dink’in bazı açıklamalarına tepki gösterdiği anlaşıldı” diye yazan Milliyet’e atıf yapıyor?
Kendisi panelde değil miydi? Tepki gösterilip gösterilmediğini bilmiyor muydu? Var ise neden yazmadı da hatırlamak için Milliyet’i bekledi?
İlk elden en güvenilir tanık olarak Dink ile ne panelde, ne o çok eleştirdikleri Vural Savaş dahil olmak üzere Rektörün ve danışman Prof. Çetin Yetkin’in de bulunduğu ve beraberce yenilen akşam yemeğinde, ne de ertesi sabahın köründe havalanına üçümüzün (bir de şöför) beraber gittiği üniversite minibüsünde en ufak bir “tartışma” olmadığını bilmiyor mu?
Ben Ankara uçağı için çek-in yaptırırken İstanbul’a gidecek olan siz ve Dink gelerek Allahaısmarladık demediniz mi? El sıkışıp medeni bir biçimde ayrılmadık mı?
Hangi “tartışma”?
Neden Milliyet’in yalan yanlış bilgilerine gönderme yapıyorsunuz da kendi belleğinize güvenip onu zorlamıyorsunuz?
Yazısının sonunda da Çalışlar yine merakını yenemeyip Antalya Rektörüne soruyor;
“Ancak şimdiden kendisine soruyorum: Emekli Albay Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu'nu ta Trabzon'dan nasıl keşfettiler? Onu kendilerine kim önerdi? Albay Bayazıtoğlu'nun hangi birikimi onun -düşünce özgürlüğü- panelinde bulunmasını gerektirmişti? Merakım sürüyor... “
Çalışlar acaba “düşünce özgürlüğü” konusunun özellikle kendilerine ipotek edilmiş olduğunu mu zannediyor?
301’inci Madde ile ilgili “olumsuz” düşüncelerini her yerde ve her fırsattan yararlanarak dile getirecekler ama “olumlu” düşünceler hiçbir şekilde hiçbir yerde yer almayacak, yayınlanmayacak, dillendirilmeyecek..
Oysa yalnızca bu tavır bile, “düşünce özgürlüğü”ne karşı hayli “faşist” bir yaklaşım değil mi?
Türklüğe, Türk devleti ve organlarına aleni hakaretin suç olmaktan çıkarılmasını neden bu kadar hevesle istiyorlar?
Ve bunu savunmamızı neden hazmedemiyorlar, neden içlerine sindiremiyorlar, söz hakkı bile vermek istemiyorlar?
Hüseyin MÜMTAZ’ı tanımamış olması kendi problemidir, bir şey söyleyemem fakat bilen biliyor.
Yetki, yetenek ve ilişkilerimi sorgulayacak olan da kendisi değildir. “Yetki”mi ondan mı alacaktım, ilişkilerim için iznine mi ihtiyaç duyacaktım, yeteneğimi hangi noktada ve nereye kadar kullanacağımın hesabını ona mı verecektim?
Hem bir “panel”e katılıyor, hem paneli “düzenlemeye” çalışıyor.. Bir panele davet edilirsiniz, konukların kim olacağına karar verebilir misiniz? Neyin nasıl konuşulacağını dayatabilir misiniz? Nerede görüldü bu? İşinize gelirse katılırsınız, hoşunuza gitmezse katılmazsınız..
Peki “panel”den ne anlıyorsunuz?
Panel tek taraflı, örneğimizde olduğu gibi, sadece “301 karşıtı fikirlerin konuşulduğu” bir toplantı mı olmalıdır?
Panel’in ne olduğunu bilmiyorsunuz..
Panel (TDK Sözlüğü):
“Dinleyiciler önünde, seçilmiş bir konuşmacı grubunun bir konuyu tartışmak amacıyla düzenlediği toplantı, toplu görüşme”..
Demek ki neymiş?
Panel için bir “seçilmiş konuşmacı grubu” olacakmış, “-Sadece Oral Çalışların seçtiği- demiyor,
iki, bir konu olacakmış,
üç tartışma yapılacakmış,
dört dinleyiciler olacakmış..
Yâni “tartışma” işin tabiatında var.. Panele geliyorsan düşünceni ortaya koyacağını, savunacağını, tartışacağını biliyor olacaksın..
Yok sadece ben kalkıp bildiklerimi söyleyeceğim diyorsan, onun adı konferans olur, olur da sadece Çalışlar’ın konferansını kaç kişi izler bilemiyorum..
“KTÜ’de panel düzenlemem” konusu..
Çalışlar yanlış hatırlıyor..”Karadeniz’de paneller düzenliyorum” dedim.. KTÜ’ye has bir şey değildir..
Ve meraklıları, eğer sadece “Google Gazetecisi” değilse son 15 senedir nerede, ne zaman, kaç tane, hangi konulu panel düzenleyebildiğimi kolayca öğrenebilirler..
Çalışlar benim için “Toplantı sırasında bildiğimiz –Kızılelmacı- görüşleri en kaba haliyle savunmak dışında fazla da bir şey söylememişti” diyor...
Sen ey okuyucu..
“Düşünce Özgürlüğü” konulu panelde “Kızılelmacı” fikirler mi ileri sürdüğümü zannediyorsun?
Yâni ben, İran-Turan-Tanrı dağı’ndan mı bahsettim?
İşte sana Çalışlar’ın algılama katsayısı..
Geliyoruz son günlerde bilir bilmez gündeme getirilen “en can alıcı” bölüme..
2001 yılında Trabzon Türk Ocağı’nın düzenlediği panel ve söylediklerim..
“Çözüm tutanağına göre konuşmacının suça konu edilen –Türkiye Ermenistan’a karşı ne yapabilir? Problemi iki yerde çözeceğiz.
1. İçimizdeki Ermenilerle çözeceğiz.
2-Doğrudan Ermenistan’la çözeceğiz..
İçimizdeki Ermenilerden kastım, katiyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ermeni asıllı TC vatandaşları değil, Türk asıllı Ermeniler, içimizdeki Türk asıllı Ermeniler- şeklinde sözler sarfettiği, savunma tesbit edilen sanığın konuşmasına ve sözlerine açıklık getirerek konuşmasında kesinlikle Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kastetmediğini söylediği ve ayrıca –
Türkiye’de otuzbin Ermeni çalışıyor bunları kapı önüne koyalım dediğim kişiler Ermeni pasaportlu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan ve Türkiye’de kaçak çalışan işçilerdir
- dediği , bu durum itibariyle savunmaya ve söylenen sözlere göre kendi görüş ve düşüncelerinin ortaya konulması ve suçun unsurlarının mevcut olmaması sebebiyle ve atılı suçtan dolayı kamu davası açmaya yeterli delil mevcut olmadığından yukarıda açık kimliği yazılı sanık Hüseyin MÜMTAZ BAYAZITOĞLU hakkında CMUK’un 164.ncü madesine istinaden ve itiraz kabil şekilde takibata mahal olmadığına….. karar verildi.”
Yukarıdaki “TAKİPSİZLİK KARARI” kıymetli okuyucu,
TC ERZURUM DGM CUMHJRİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN 2001/37 KARAR NO’lu kararıdır. (Hazırlık no: 2001/78)
Bilmem anlatabildim mi?
Konuşmanın içinden sadece bir cümleyi yalan yanlış alıp ahkâm kesmek mi gazetecilik?
Merakınız giderildi mi Oral Çalışlar?
31 Ocak 2007
|