MİT Müsteşarı Emre Taner'in açıklaması, 'eski denklemlerle yeni problemlerin çözülemeyeceği' şeklinde özetlenebilir. Ancak, dünya'da bazı ulus devletlerin haritadan silineceğini dile getirmesi ciddî bir uyarı' niteliği taşımaktadır. Daha önce Cumhurbaşkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yaptığı uyarılar gibi.
Ciddî bir dönemde olduğumuz ve bu dönemde sorunumuzun 'ne olduğu ve nasıl çözüleceği' konusunda toplumsal uzlaşma arayışlarının devam ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bütün bunlar yaşanırken, Hükümetin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve MİT'in açıklamalarını sadece seyrettiği görülmektedir.
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 3 Eylül 1990'da, Ortadoğu'da haritaların değişeceğini ve Türkiye'nin buna hazırlıklı olması gerektiğini, başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısındanda dile getirmişti. Hükümetin zaaf ve insiyatifsizliği, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar tarafından doldurulmaya çalışılmaktadır.
(Editörün Notu: Yazarın bu tespiti Mehmet Ağar'ı hakettiğinin çok ötesinde bir yere taşımakta olup; yazının genel kalitesini fazlası ile gölgelemektedir.Yazarın yazı boyunca Mehmet Ağar gibi bir isme atfettiği role şerhimizi koyarak bilginize sunuyoruz)
MİT'in görüşlerini ilk defa bu kadar açık biçimde toplumla paylaşma ihtiyacı hissetmesi ile Cumhurbaşkanlığı ve TSK'nın görüşlerini kamuoyu ile paylaşma ihtiyacı hissetmesi, aynı duyarlılıktan kaynaklanmaktadır. Kümelenmelere bakarak, devletimizin geleceğiyle ilgili olarak demokrat ve cumhuriyetçi siyasal geleneklerin derin çözüm önerilerini tartışmaya başladığımızı söyleyebiliriz.
Demokratların sözcülüğünü DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ve Cumhuriyetçilerin sözcülüğünü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yapmaktadır. Hükümetin, AKP ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hızla insiyatif kaybettiği görülmektedir. İnsiyatif kullanamamanın ve insiyatif alamamanın duyarsızlıktan mı, güç kaybından mı, yoksa dış desteğin azalmasında mı kaynaklandığını gelecek günlerde göreceğiz.
ABD, İngiltere ve İsrail tarafından tesis edilmeye çalışılan Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni hakkındaki eski kanaatler, Saddam'ın yargılanması ve idamı sürecinden ciddî şekilde etkilendi. Irak'ta yaşananlar, ABD'nin bölgede uzun süreli egemenlik kurmak istediği ve çatışmaların sürdürülmesinden fayda umduğu şeklindeki inancı yaygınlaştırdı ve pekiştirdi. Büyük Ortadoğu Projesi'nin bizi nasıl etkileyeceği ve bizim için gerekli çözüm yollarının neler olduğu sorusu daha bir aciliyet ve hayatiyet kazandı. Ve olayların seyri, AKP ve Hükümeti devre dışı bıraktı.
Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Deniz Baykal derin cumhuriyetçi geleneğin görüşlerini dile getirirken; MİT, Emniyet ve Mehmet Ağar derin demokrat geleneğin görüşlerini dile getirmektedir.
Bu derin geleneksel görüşlerden birisi cumhuriyetin değerlerine, diğeri milletin değerlerine yakın olduğu, ancak her ikisinin de devlet şuuruna ve terbiyesine sahip kadrolarca yürütüldüğü görülmektedir. Bu arada, hemen hemen bütün siyasi partilerimizin sorunun demokratik yollarla çözmesi yönündeki irade beyanlarına rağmen, halkın desteğini alabilecek demokratik araçları gerektiği gibi kullananamadıkları ve bundan dolayı ülkemizde askeri müdahale ihtimalinin azaltmadığını da ifade etmeliyiz.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, 'bizim, başkalarının değil, kendi sorunlarımızla uğraşmamız gerektiği' ifadesini; Genelkurmay Başkanının '1830-1918 arası dönemin önemine yaptığı vurguyu, DYP Genel Başkanı'nın Birinci Dünya Savaşının sonlandırılmasına yaptığı göndermeyi ve CHP Genel Başkanı'nın cumhuriyeti sandıkta kurmadığımızı, ancak seçim sandığında kaybedeceğimiz şeklindeki görüşlerini hatırlamamız gereklidir.
Özetle, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelen tehditler, sorunun ne olduğuna ve nasıl çözüleceğine dair cumhuriyet merkezli ve demokrasi merkezli derin görüşleri daha da kristalize edecektir. Bu durumda, ülkemizde yüzeysel görüşlerin geçerliliğini kaybederek, halkımızın derin görüşler etrafında yeniden şekilleneceğini veya şekillenmesi gerektiğini ifade edebiliriz. |