| |
TÜSİAD'ın 22 Aralık 2006'da erken seçim, cumhurbaşkanlığı ve Kıbrıs
konularında yaptığı açıklama Türkiye'deki siyasal çatışmalara da ışık
tutuyor.
TÜSİAD özetle şöyle dedi:
- Seçimler erkene alınmasın, normal zamanında yapılsın.
- Cumhurbaşkanlığı için toplumsal uzlaşma sağlansın.
- Kıbrıs konusunda hükümetin verdiği ödünler destek görsün. Yeter ki görüşme
süreci aksamasın.
TÜSİAD'ın bu talepleri kime yarar sağlıyor?
1) Erken seçim yapılmazsa AKP *Tayyip Erdoğan* 'ı Çankaya'ya çıkarma gücünü
elde ediyor.
2) Bu olanağı elde ettiği ve gerçekleştirdiği için toplumsal uzlaşma
sağlanmıyor. Hatta toplumsal uzlaşmanın önü kesiliyor, çatışmalar artıyor.
3) AKP normal seçimlere, *"Cumhurbaşkanlığı'nı da ele geçirmiş olarak
giriyor". *Bu da seçimler öncesinde, AKP'nin istediği düzenlemeleri
yapmasına olanak sağlıyor. AKP Meclis'e daha güçlü bir konumda katılmış
oluyor.
4) Bugün kamuoyu desteği azalan AKP, *"yapay bir biçimde güçlü olanaklarla
donatılmış oluyor". *
**5) AKP'ye yapay olarak TÜSİAD desteği ile kazandırılan güç toplumdaki
gerginliği daha da şiddetlendirecektir.
Kıbrıs konusunda, *"AKP'nin son girişimlerine destek veren" *TÜSİAD
açıklamasına gelince; bütün AKP dışı siyasal partilerin, kamuoyunun güvenini
kazanmış sivil toplum örgütlerinin, Cumhurbaşkanı'nın ve TSK'nin karşı
çıktığı hükümet önerilerine TÜSİAD'ın destek vermesinin anlamı nedir?
Hükümetin Kıbrıs konusunda kaybettiği kamuoyunu telafi etmek mi?
Yoksa Brüksel'in ve Washington'un istediği biçimde sorunu çözmek mi?
Kıbrıs konusunda TÜSİAD 3 Kasım 2002'den itibaren şu tutum içinde oldu;
- *Rauf Denktaş* 'a karşı tavır aldı, *M. Ali Talat *cephesini destekledi.
- Annan Planı'nın kabulü için her şeyi yaptı.
- Kıbrıs konusunda Brüksel'in ve Washington'un politikalarına karşı çıkmadı,
destek verdi.
- Tayyip Erdoğan ve *Abdullah Gül *ikilisinin Kıbrıs politikalarına destekte
bulundu.
Sermaye, din ve siyaset
Sermaye-siyaset bağlarının yeniden yapılandırılması *Turgut Özal* 'la
birlikte yeni bir zemine oturtuldu. ABD, IMF ve Dünya Bankası'nın birlikte
hazırladıkları Washington Uzlaşması (1978), Türkiye'de sermayeyi siyasete
egemen kılmak için öngörüldü ve uygulattırıldı.(*)
24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül 1980 Amerikancı generaller darbesi bunun
için yaptırıldı. Sosyal devleti yıkmak ve işleri piyasaya devretmek için
1982 Anayasası imal edildi.
Ancak sermaye partileri eşyanın tabiatı gereği, zamanla halk tarafından
tasfiye ediliyorlardı.
ANAP ve DYP bu yüzden düştüler.
Sermaye partilerinin İslamcı (ve Amerikancı) partilerle takviye edilmeleri gerekti. 28 Şubat süreci ile birlikte İslamcı siyasiler de ikiye parçalattırıldılar.
- Amerikancı (işbirlikçi) İslamcılar.
- Amerikan karşıtı olanlar.
2000'li yıllar kimi sermaye ve iş çevreleri ile yeni İslamcı siyasilerin
işbirliği yılları oldu. ABD ve İngiltere buna *"Ilımlı İslam Düzeni" *adını
taktılar. Bazen demokrasi, bazen de Cumhuriyet sözcükleri eklenerek
cilalandı ve pazarlandı.
Amerika'nın (ve Batı'nın) öngördüğü sermaye-İslamcı ortaklığından beklenen
neydi?
1) Türkiye'de Güney Amerika'da olduğu gibi ulusalcı, halkçı ve demokratik
gelişmeler olmamalıydı.
2) Batı kapitalizminin yolu, *"1978 Washington Uzlaşması çerçevesinde
açılmalıydı. Türkiye ulusal tepki veremez hale getirilmeliydi". *
**3) Özelleştirme, dışa açık serbest piyasa ve yabancılaşma uygulamaları
egemen kılınmalıydı.
Halkın büyük çoğunluğunun karşı çıkmasına rağmen bütün bunların yürütülmekte
oluşu, demokrasinin önünün kesildiğinin kanıtıdır.
*(*) Hayatım Avrupa, Birinci Kitap, Truva Yay. *
|