2006 Kasım ayının son günleri ile Aralık ayının ilk günleri; televizyonlar, gazeteler, bir Acarkent – Acaristan şamatasıyla kafa şişirdi.
“Yazık olmuşmuş İstanbul'un akciğeri olan ormanlık alanlara… Orman katledilip villalar yapılmışmış… Büyük yolsuzlukmuş…”
falan, filan.
Türk insanı artık deneyimli. Bu tip “ malı götürme” operasyonlarının nasıl bir organizasyonla yapıldığını ezbere biliyor.
Bu tip işler içinde en azından bakan, milletvekili düzeyinde politikacı, belediye başkanları, resmî sivil bürokratlar olduğunu, işin içinde bunlardan bir tutam olmasının, vurgunun başarısı için gerekli olduğundan haberdar.
Ama kanımızca, çoğunluğun bilmediği bir şey var.
Gündeme onu getireceğiz.
Son yirmi yıldır, medyanın koruması ve kollaması olmadan pek yolsuzluk yapılamamaktadır.
Acarkent konusunda ilk tanığımız otuz yıllık gazeteci Nazım Alpman.
Nazım Alpman'ın Acarkent konusunda anlattıklarını http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4603
kaynağından okumanızı öneririz.
Ama biz yine de özetleyelim.
Nazım Alpman 1992 başlarında bir gün Polonezköy civarında yaptıkları bir direksiyon taliminden dönerken yollarını kaybedince tesadüfen Acarkent inşaatlarını ve talan edilen orman alanını görür.
Gördükleri karşısında dehşete kapılır ve büyük bir haber yakaladığını farkeder. Nitekim haberi o tarihte çalıştığı Milliyet Gazetesi'ne götürünce büyük bir heyecan doğar.
”Bu konuyu manşetten verelim… Hayır, hayır… Sürmanşet yapalım”
diye büyük bir şevkle işe girişilir. Ama sonra, ne olursa olur ve gazetedeki hava değişir.
“Bu haber kalsın” kararı çıkar. Nazım Alpman “yazdığım haber kucağımda öylece kalakaldım”
diyor.
Nazım Alpman, gazetesindeki bu garip durumun nedeni konusunda ipucu olacak bir veriye ancak ikibuçuk yıl sonra ulaşır.
Bir tesadüf sonucu eline Acarkent'te villa tahsisi yapılanların adları geçer ve listede Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine birer villa tahsisi yapılmış olduğunu görür.
İkinci tanığımız Hürriyet Gazetesi'nin eski bir çalışanı olan Faruk Eskioğlu.
Eskioğlu'nun anlattıklarını da kaynağı http://www.acikgazete.com/?action=journalist&aid=2331 ndan okumanızı öneririz. Ama biz yine de sizin için özetleyelim.
Eskioğlu, 1999 ortalarında gazetesinin ekonomi servisi tarafından görevlendirilmesi sonucu Acarkent'te katıldığı bir toplantıyı anlatarak başlamaktadır öyküye.
Belli ki o tarihlerde genç ve saf bir gazetecidir. Toplantıya katılacaklar için önceden hazırlanmış ve masada oturacakları yere konulmuş bir bahşişe bile şaşırır. Bu, aidatı 5 bin Dolar olan Acarkent spor tesislerine bedava üyelik kartıdır.
Asıl şaşkınlığı toplantı ilerledikçe yaşar.
Doğan Medya Grubu toplantıda, en başta Aydın Doğan'ın damadı ve Doğan Holding Yayınları yönetim kurulu başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Milliyet genel yönetmeni Mehmet Yılmaz, Milliyet ekonomi müdürü Murat Sabuncu ve Hürriyet reklam grup başkanı (ve Hasan Cemal'in eşi) Ayşe Sözeri Cemal olmak üzere çok önemli bir ekiple yer almaktadır.
Toplantı başlayınca Mehmet Ali Yalçındağ söz alarak,
Acarkent ile Doğan Grubu arasında milyonlarca Dolarlık bir reklam anlaşması yapıldığını, bu anlaşma uyarınca Doğan Grubu'nun elindeki tüm gazete, televizyon ve radyoların yayınları ile villa satışlarını pompalayacağını, bu toplantının da bu işin nasıl yapılacağının görüşülmesine yönelik olduğunu belirtir.
Eskioğlu, reklam parası karşılığı susmaları ve hatta tam aksi yönde Acarkent'i pazarlamaları için kiralanmış olduklarını kavradığını, o güne kadar bir adam zannettiği gazeteci büyüklerinin Acarkent'in patronlarına salya sümük yalakalıklar yapıp villa satışlarının patlatılması için akıllar verdiklerini anlatıyor ve şöyle devam ediyor :
“ Acarkent ile ilgili geçmişte eleştirel yazılar yazan Emin Çölaşan da dahil olmak üzere 1999-2000 arasındaki Acarkent reklam kampanyası boyunca Hürriyet ve Doğan Grubu'nda aleyhte tek bir tek yazı ve program yayınlanmadı. Tam tersine Acar Cumhuriyeti'ne göz yummanın ötesinde Acarkent'i öven yazılar yayınlandı “
diyor.
Sonra da tarih belirterek, Hürriyet Gazetesi'nde Acarkent'i parlatan ne tür yazılar yazılmış olduğundan örnekler veriyor.
Bunlar arasında elbette en acıklı olanı, 17 Ağustos depremi ile çok korkmuş olan insanları istismar etmek üzere, Acarkent villalarının çok sağlam kayalar üzerine ve depremde can kaybını önleyecek yöntemlerle yapıldığına ilişkin haberler verilmesi, bu villaların kapış kapış gittiği ve almak isteyenlerin acele etmesi gerektiği yönünde dolduruşlar yapılması. (Şuna lütfen dikkat ediniz. Bu tür yazılar, firmanın ilanlarında geçen reklam amaçlı ifadeler değil, gazetenin haber diye sokuşturmaları. Meraklısına yukarıdaki bağlantıyı ‘tık'layarak bu haber örneklerini okuması önerilir).
Son bir nokta daha ekleyelim.
Aralarında reklam anlaşmasının imzalandığı o yıl, “Yılın İlanları ‘99” ödülü, Doğan Medya Grubu tarafından bilin bakalım kime verilir ?
Evet, bildiniz !..
Acarkent'e…
Faruk Eskioğlu'nun anlattığı öykünün sonrası da ilginç.
Eskioğlu, Acarkent faciasını kamuoyunun dikkatine sunmak için bir yazı düzenlediğini, bunu Acarkent'in patronları tarafından bağlanmış Doğan Medya Grubu'nda yayınlatamayacağı için başka gazetelerdeki arkadaşlarına götürdüğünü, ama başarılı olamadığını anlatıyor.
En büyük hayal kırıklığı da, başlangıçta “yazarız” deyip sonradan vaz geçen Cumhuriyet Gazetesi.
Eskioğlu bu konuda bildiklerini 2000 yılında ancak Londra'da yayınlanan Türkçe bir gazetede anlatabiliyor, ama ne gören ne de kulak asan oluyor.
|