Daha iki ay önce Regensburg'da İslâm'a söven Papa'nın “Konstantinopl”a kadar gelerek, “Bizans Bazilikası”nı ziyaret edip Fener papazına Ekümeniklik mühürünü takdim etmesinin rantını adı geçen papaz tabii yemeye çalışacaktı da, mütareke ve müzakere basın mensuplarının da bu ranttan pay kapmaya çalışmalarını ibret ve istihfafla seyrediyorum..
Öte yandan Vahdettin'in “Sadaret mührü”nün Raffi Portakal'ın eline düşmesi zaten yeteri kadar yüz kızartıcıdır ama, hâl böyleyken ortaya bir de “ekümeniklik mührü”nün çıkmış olması tam anlamıyla bir kara mizah şaheseridir.
Müslümanların Hilafet makamını lâğv ve ilga eden Cumhuriyet, kuruluşundan tam 83 yıl sonra bu defa hem de İstanbul'da ve ne yazık ki Ortodoksların halifesine muhtariyet verme durumunda bırakılmıştır.
BOP bağlamında “Dinlerarası diyalog” ve “medeniyetler ittifakı”nın ülkemizi getirdiği sonuç budur.
Biz uçağın merdiven dibine kadar giderek Papa'yı karşılamışızdır ama Papa gelmeden ve “kalbinin yarısını bırakarak” gittikten sonra çok önemli iki saptama yapmıştır.
Gelmeden iki gün önce Endonezya'nın Bali adasında toplanan Panasya Hristiyan Din Adamları Toplantısına “diyalog eşittir misyonerlik” mesajı göndermiş; ayrıldıktan iki hafta sonra da Vatikan'dan gözümüzün içine baka baka ve Bolonya Başpiskoposu Kardinal Caffara aracılığı ile
“Papa'nın Türkiye ziyaretinin Regensburg'un yalanlanması anlamına gelmediği, dinlerarası diyalogun sadece Yahudilerle mümkün olduğu”
açıklaması yapılmıştır.
Peki biz neyin “eşbaşkanlığı”nı yapıyoruz Allah Aşkına?
Ve kalbinin yarısı burada kimlerde kalmıştır acaba?
Papa gitti ve arkasından yoğun bir “Halkla İlişkiler” faaliyeti başladı..
Önce, Patrikhane'deki papa-patrik buluşmasında yer alabilen “sınırlı sayıdaki” akredite, yâni boynuna “Kutsal Ekümenik patriklik” yaftası asabilme ayrıcalığına erişmiş gazetecilerden Can Dündar,
2 Aralık 2006 tarihli Köşe yazısını;
“Papa'nın dün sona eren ziyareti, dostluk mesajlarının yanı sıra, bilinçaltına kazınmış asırlık husumetleri yatıştırmaya dönük karşılıklı jestlerle doluydu. Belki bu yumuşama iklimi, 2 asırdır kapalı duran tarihi kapıyı da barışa açılan bir geçide dönüştürür”
cümleleriyle bitirdi.
Sonra da Ertuğrul Özkök,
“Koç Müzesi'ndeki Halat Restoran”da, Barthalemeos rakısını susuz içerken ona eşlik etti ve sözü gene “o kapı”ya getirdi. (16 Aralık 2006)
Patrik “yengeç bacağı” yerken Özkök'e ayrıca;
(Deklarasyon'un neden Türkçe hariç dokuz dilde yayınlandığı konusunda) Patrik,
"Dini terimlerin Türkçe karşılıklarını bulamıyoruz" ve "Katoliklerin cemaati içinde çeşitli grup insan var. Bizde sadece Rumlar olduğu için başka dillere ihtiyaç olmuyor"
dedi.
(Kin Kapısı konusunda da)
"Buna kin kapısı demek yanlış. Bizler bunu hiçbir zaman kin kapısı olarak görmedik. Türkler de görmüyordu, ama son zamanlarda bir kişi bu kelimeyi icat etti. Bizim asıl cemaatimiz Yunanistan'da. Bu kapıyı açarsak orada çok tepki alırız. Ayrıca bu kapının açılması da mümkün değil. Çünkü betonla yere gömülmüş"
diyerek “Patrikhane'nin bulunduğu sokağa da, o patriği idam ettiren sadrazamın adının verildiğini, Sokağın hálá o adı taşımakta olduğunu” söyledi.
Bu kaçıncı yalan?..
Bundan önceki yalan, Heybeli'yi devletin kapalı tuttuğu idi. Doğrusunun, okulu devlet kontrolüne sokak istemeyen Patrikhane'nin Heybeli'yi kendisinin kapatarak devletle inatlaştığıdır. Dış güçleri arkasına alarak kendi “istediği şartlarda” açtırma yokunu zorladığıdır.
Yalanın kuyruklusu, “Dini terimlerin Türkçe karşılıklarını bulamadıkları” konusudur.
Karaköy'de Cumhuriyet'ten beri Atatürk'ün kurduğu “Türk Ortodoks Patrikhanesi” vardır ve bütün dualar, Sayın Sevgi Erenerol'un ifadesine göre Türkçe yapılmaktadır.
Barthalemeos zorlandığı Türkçe karşılıklar konusunda neden acaba Türk Patrik Paşa Erenerol'a danışmamıştır?
Yalanın devamı, devam cümlesinde gizli…
“ Bizde sadece Rumlar olduğu için başka dillere ihtiyaç olmuyor”…
1. “Başka dil” dediği, bu ülkenin resmî dilidir, kendisi de bir Cumhuriyet kurumudur, Türkçe kullanmak zorundadır.. Ama tabii bunu ve başka şeyleri ona hatırlatacak bir irade lâzım... 2. “Sadece Rumlar” yoktur, Karaköy'de “Türk Ortodokslar” da vardır.
Yalan devam ediyor.. Onlar Kin kapısı olarak görmüyorlarmış, Zaten “asıl cemaatleri” Yunanistan'da imiş.. Orada çok tepki alırlarmış..
Bu adam tavır ve hareketlerini Türkiye Cumhuriyeti değil de Yunanistan'a göre mi şekillendiriyor?
Yunanlıların hassasiyetlerini mi ön plana çıkarıyor, dikkate alıyor?
Dingo'nun ahırı mı burası? Bir “otorite” yok mu adama haddini bildirecek?
Patrikhane Lozan'da, “sadece İstanbul Rumları”nın dini işleriyle uğraşmak üzere İstanbul'da bırakılmamış mıdır?
Ona ne Yunanistan'dan?
Lozan'ı tanımıyor mu?
Hadi TBMM Lozan'a aykırı (Azınlık vakıfları Yasası) çıkarıyor, Barthalemeos'a ne oluyor?
Ve onlar Kin kapısı demiyorlarmış, kapı betonla gömülmüşmüş, zaten önündeki cadde de Georgiyos'u astıran vezirin ismini taşıyormuş..
Ne kadar “masumlar” değil mi?
Burada zihnim geriye doğru üç senelik bir zaman atlaması yaptı.
Banu Avar'ı TCK 216'ya gammazlayan “muhbir vatandaş” Yavuz Baydar Eylül 2003'de bir televizyon programı yapıyor..
Stüdyoda değil, Patrikhane'de..
Baydar, aynı Özkök gibi Patrik “Hazretleri” diye saygıyla hitabediyor..
Bu ikisi acaba hayatlarında hiç “Müftü Hazretleri” lâfını kullanabildiler mi?
Baydar'ın programında bir dinleyici Patriğe soruyor:
(“YÜZBAŞI GİBİ”. Hüseyin MÜMTAZ. Sayfa 551. Toplumsal Dönüşüm Yay. İstanbul 2004)
“Ana kapı neden kapalı?”
Cevap;
“1821'de orada asılan ve burada mezarı bulunmayan selefim –millet başı- 5'inci Georgiyos'un anısına hürmeten orayı kapalı tutuyoruz. Cesedi bulunamamış, denize atılmış, sonradan bulunup Yunanistan'a götürülmüş.”
Soru;
“Açmayı düşünüyor musunuz?”
Cevap;
“Açılması söz konusu değil.”
Baydar'a 2003'de bu cevabı veren o papaz, 2006'da Halat Restoran'da Özkök'le susuz rakı içip yengeç bacağı yiyen bu papazdır.
2006'da
“Biz demiyoruz Kin Kapısı diye, zaten betonla gömülmüş, açamayız” diyor, 2003'de “Açılması mümkün değil. -Osmanlı'ya âsi papaz- Georgiyos'un -anısına hürmeten- kapalı tutuyoruz”
diyor..
Şimdi her ayinde dua edilen Özal acaba “Lozan'a aykırı olarak tamire izin verdiği” zaman o kapının açılmasını isteyemez miydi?
Papa'ya mihmandarlık yapan Devlet Bakanı Şahin bir zamanlar Eminönü Belediye Başkanı idi..
O zamanlar “O kapıyı bir tekmeyle açarım” diyordu..
Demek açamıyor.. Demek o da “gelişerek değişti”..
Ben o betonu ve muhtemelen başka şeyleri kırıp o kapıyı açacak bir “irade” arıyorum..
Çok şey mi istiyorum?
Neredesin ey Ruh?
18 Aralık 2006
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”
|