Siyaset16 Aralık 2006 00:00

Banu Avar'ı Asalım - Hüseyin Mümtaz

İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucusu Sait Molla, Adliye Müsteşarıdır. Şimdiki Rektörlük penceresinden cellâtlara bağırır; “Hemen asın bu köpeği. Ne duruyorsunuz?” Mütareke İstanbul’unda, Sait Molla’ların müsteşar olduğu mütareke İstanbul’unda, Beyazıt Meydanı’na toplanan on bin kişi, sekiz -on İngiliz neferinin elinden Kemal Bey’i alamaz.. ... Banu Avar o programda “Nobel'in, Amerikan silah endüstrisinin desteğiyle emperyalizme hizmet ettiğini, İsveç'in en büyük sorunlarının alkolizm ve delilik olduğunu” söyler. “İsveç’in bir devlet politikası olarak Çingene-Tatar, Lapon ve Yahudileri kısırlaştırdığını” anlatır. AB Zirvesi’nde İsveç’in Türkiye’yi desteklediğini ileri süren Dışişlerinin gayreti ile programın tekrarı yayından kaldırılır. Roj TV’nin yayının durduramayan, Belediye Başkanlarının Roj TV için Danimarka Başbakanına mektup yazmasını engelleyemeyen Dışişleri, TRT’nin yayınını durdurur.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsdiscount drug coupons click free discount prescription cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnebuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluskamagra link kamagra gel

Banu Avar'ı Asalım

Hüseyin Mümtaz

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  16.12.2006
   
 

 

Falih Rıfkı Atay, “Çankaya”da anlatıyor..

“Türkçülük ve Türkçüler hiç politikaya karışmasalar bile suçlu ve sorumlular arasındadır. Mütareke edebiyatında cinayet yerine geçen şeylerden biri de ‘Türklerde milliyet hissini uyandırmak’ idi. Sanki bütün felâketlere o yüzden uğranmıştı. Maarif Nazırlarından biri kıraat kitaplarından Türk kelimesinin çıkartılmasını istemişti”.

(“Anafarta’dan Ankara’ya” Hikmet Özdemir. Remzi Kitabevi. İstanbul 2006. Sayfa 37)

Hayrettir ama bahsedilen zaman dilimi AB sürecindeki 2006 Türkiye’si değil, 1918-21 Mütareke dönemidir.

Özdemir’in kitabının 39’uncu sayfasında Ziya Gökalp’in Divan-ı Harp Mahkemesi’ndeki sözleri de yer alır.

“Ermeni katliamına siz fetva vermişsiniz. Buna ne diyeceksiniz” diye sormuşlar.

Gökalp;

“Milletimize iftira etmeyiniz, Türkiye’de bir Ermeni katliamı değil, bir Türk Ermeni mukatelesi vardır. Bizi arkadan vurdular, biz de vurduk”

cevabını verir.

Aynı mahkeme Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey’i idama mahkûm eder..

Mahkeme heyetinin beş üyesinden dördü “ekalliyet”tendir.

Kemal bey’in asılmak üzere getirildiği Beyazıt Meydanı’nda Samih Nafiz Tansu’ya göre on binin üzerinde kalabalık toplanmıştır.

İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucusu Sait Molla, Adliye Müsteşarıdır. Şimdiki Rektörlük penceresinden cellâtlara bağırır;

“Hemen asın bu köpeği. Ne duruyorsunuz?”

Mütareke İstanbul’unda, Sait Molla’ların müsteşar olduğu mütareke İstanbul’unda, Beyazıt Meydanı’na toplanan on bin kişi, sekiz -on İngiliz neferinin elinden Kemal Bey’i alamaz..

Sonra savaş olur, kurtuluş olur, Lozan imzalanır, Cumhuriyet kurulur.

Eli Şaul, Musevi vatandaşlarımızdandır..

1941 yılında İstanbul Üniversitesi Dişçilik Fakültesini bitirir. Atatürk öleli daha iki yıl olmuştur. Devlet memuru olmak üzere başvurur.

Fakat olamaz.. Çünkü o zamanlar devlet memuru olmanın ilk şartı KPSS’den bilmem kaç almak değil, “Türk olmak”tır.. (“Balat’tan Batyam’a” Eli Şaul. İletişim Yay.)

Dikkat buyurunuz, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak” değil, “Türk olmak”tır.

Sonra 2006 olur..

Türkiye bir başka mütareke ve müzakere süreci içine girer.

“AB yolunda” Lozan-Montrö tartışılır hâle gelir.

2006’nın 30 Ağustos’unda Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Büyükanıt;

“Anayasa’nın ilk üç maddesini korumak ve kollamak askerin görevidir ve politika ile uğraşmak değildir”

der.

Değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek İlk üç madde,

“Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü, Başkenti’ni, dilini ve milli marşını belirtip “demokratik-laik-sosyal hukuk devleti” olduğunu ifade etmektedir.

2006’nın 15 Aralık gecesi TBMM’de 2007 Bütçesi görüşülürken Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Erdoğan “İlk üç madde ile ihtilâfımız yok” deme ihtiyacını hisseder..

Bayram değil, seyran değil ne demektir şimdi bu?

Bir de olacak mıydı Sayın Başbakan?

İlk üç madde ile ihtilafı olan çeşitli grupların varlığını anlayabilirim de iktidar partisi genel başkanının bunu söylemesi, söylemeye mecbur hissetmesi kendisini olacak iş midir?

2006’nın Aralık başında Orhan Pamuk Nobel alır..

Tesadüf, Nobel töreninin bir gün sonrası TRT’de Banu Avar’ın “Sınırlar Arasında” adlı programı vardır.

Banu Avar o programda

“Nobel'in, Amerikan silah endüstrisinin desteğiyle emperyalizme hizmet ettiğini, İsveç'in en büyük sorunlarının alkolizm ve delilik olduğunu”

söyler.

“İsveç’in bir devlet politikası olarak Çingene-Tatar, Lapon ve Yahudileri kısırlaştırdığını”

anlatır.

AB Zirvesi’nde İsveç’in Türkiye’yi desteklediğini ileri süren Dışişlerinin gayreti ile programın tekrarı yayından kaldırılır.

Roj TV’nin yayının durduramayan, Belediye Başkanlarının Roj TV için Danimarka Başbakanına mektup yazmasını engelleyemeyen Dışişleri, TRT’nin yayınını durdurur.

TRT, kendi yapımı programı yayından kaldırır.

Türkiye’ye sövenleri alkışlayan “aydınlar”, cümle “düşünce özgürlüğü bayraktarları” Banu Avar’ı linç etmeye kalkarlar.

Yetmez.. Banu Avar asılmalıdır..

Beyazıt Meydanı’nda sallandırılmalıdır.

Çünkü suçu fevkalâde büyüktür.

Suçu , mütareke ve müzakere İstanbul’unda..

Falih Rıfkı’nın dediği gibi..

“Türklerde milliyet hissini uyandırmak’ dır..

Ne yapıyor Banu Avar?

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında da Türk olduğunu, Türkler bulunduğunu, Türklerin yaşadığını, Türkçe konuştuklarını, Türklüğe hasret olduklarını anlatıyor..

Aybars Fırat tam da bu günlerde www.acikistihbarat.com’da Ahıska’yı yazdı..

“Ahıska, ikinci dünya savaşı sırasında Stalin'in emriyle Orta Asya bozkırlarına ve Sibirya bölgesine sürgün edilen Türklerle, Türk kamuoyunun gündeminde adı sıkça duyulan, şimdiki Gürcistan'ın güneybatısında bulunan bir Türk şehri idi. 1572 yılında Osmanlı idaresi altına giren Ahıska Osmanlı'nın çöküş yıllarının birinde, 1829 yılında Ruslara bırakılmak zorunda kalınmıştı”.

Ve asıl öldüren kurşunu sonra sıkıyor Fırat 1829’da Osmanlı Sultanı’na yakılan bir Ahıska ağıtı ile..

“Ahıska bir gül idi gitti

Bir ehli dil idi gitti

Söyleyin Sultan Mahmut'a

İstanbul kilidi gitti…”

****

Ahıska nere, İstanbul nere kıymetli okuyucu haritaya bir bak..

Harita önemli değil, coğrafyaya sığmayan Türklük şuuruna bak..

Hisset o gurur ve şuuru..

Ahıska’lı, Ahıska elden gidince Başkentin yıkılacağını düşünüyor..

Biz boşuna mı yırtınıyoruz yıllardır?

Karabağ’ı kollayamazsan Kars’ı;

Kerkük’ü savunamazsan Diyarbakır’ı,

Kıbrıs’ı koruyamazsan Mersin-Antalya’yı,

Gümülcine’ye-İskeçe’ye sahip çıkmazsan Edirne’yi kaybedersin diye..

Sınır dışındaki Türklere sahip çıkmazsan Türkiye zordadır, Ankara’yı kaybedersin..

“Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır.

O satıh, bütün vatandır..”

Vatan, bu gökkubbe altında Türklerin yaşadığı her yerdir.

“Mevzubahis olan vatansa, gerisi teferruattır”.

Binaenaleyh ey kâri….

Bütün bunları bize hatırlattığı için Banu Avar âcilen asılmalıdır.


16 Aralık 2006

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2006