Siyaset23 Mart 2005 00:00

Diyarbakır’da İsyan Provası - Selim Somçağ

Durum vahimdir.   Batı, AB’ye üye adaylığı manevrasıyla Türkiye’yi tek kurşun atmadan parçalama yönünde büyük başarı elde etmiştir.   Bu gaflet uykusu devam ederse terörle mücadelenin şehitleri boşuna ölmüş olacaktır.   Türkiye bir an önce düşmanın üzerine yürümelidir.   Ancak askerî alanda kazanılan başarının son dönemde olduğu gibi masa başında kaybedilmemesi için AB’nin Türkiye ile oynadığı kedi fare oyununa son verilmesi,  Türkiye’nin üyelikle sonuçlanmayacağı belli olan AB sürecinden çekilerek AB vesayetinden kurtulması şarttır. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Diyarbakır’da DEHAP’ın düzenlediği Nevruz kutlamaları PKK, ERNK bayraklarının, Talabani ve Barzani’nin flamalarının, Apo posterlerinin gölgesinde  Apo lehine atılan sloganlarla başladı.   Göstericilere Türkiye,  İran,  Irak ve Suriye’nin Kürt çoğunluğa sahip olduğu iddia edilen bölgelerini birleştiren haritalar dağıtıldı.   Apo bir süre önce İmralı’daki başkanlık sarayından dört ülkeye ait bu toprakların “demokratik konfederalizm” altında birleşmesi gerektiği talimatını vermişti;  o yüzden meydanda “Demokratik Konfederalizmin Öncüsünü Selâmlıyoruz” pankartı da vardı.   Leylâ Zana yaptığı konuşmada Apo’nun bu talimatına atıfta bulunarak Başbakan Erdoğan’ı Apo’nun görüşlerini tartışmaya davet etti.   Valilerin seçimle işbaşına gelmesini,  polisin belediyeye bağlanmasını istedi.   Konuşmasından sonra cahil bir köylü kadını olan Apo’nun ablasının elini öpmeyi de ihmal etmedi.   DEHAP genel başkanı Tuncer Bakırhan konuşmasında “Kürt sorunu vardır,  çözülmelidir.  Çözmezseniz çözdürürler” dedi,  Suriye ve Irak’ı örnek gösterdi.   Kutlamayı seyreden Norveç Büyükelçisi Longva gösterilerin Türkiye’nin demokratikleşmesinin aynası olduğunu söyledi ve “Çok pozitif bir hava aldım” dedi.   Gösteri meydanındaki Avrupalı davetlilerin sayısı 100’ün üzerindeydi.   Hamburg’dan Güneydoğu’da yapılacak güvenlik operasyonunda canlı kalkan olmak için gelen sekiz Alman öğrenci de bu davetliler arasındaydı.

Tablo açıktır.   PKK Diyarbakır’da kitlesel bir mitingle Türkiye’yi parçalama niyetini son derece saldırgan ve küstah bir tavırla ilân etmiş ve isyan provası yapmıştır.   Bu plana her zaman açıkça destek vermiş olan AB bu isyan provasına da geniş bir katılımla destek vermeyi ihmal etmemiştir.   Bu tabloyu Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt’ın Türkiye’deki PKKlı militan sayısının 1999 öncesindeki düzeyine ulaştığı açıklamasıyla birleştirirsek bundan sonra neler olacağı netleşir.   “AB sürecini zedelemeyelim” bahanesiyle devletin kolluk kuvvetlerinin eli tutulurken PKK’nın sivil kanadı ayrılıkçı propaganda ve kışkırtmalarına daha da hız verecek,  ardından bahar aylarında militanlar terör eylemlerine başlayacaklar,  daha sonra bu eylemleri yerel isyanlara dönüştürmeye çalışacaklar.   Devlet AB narkozuyla uyuşturulduğu için muhtemelen iş ancak bu aşamaya geldiğinde müdahale edebilecek;  o zaman da Batı basını Türkiye’nin haklarını arayan Kürt halkına karşı soykırım uyguladığı kampanyasına başlayacak.   AB müzakere tarihini askıya alırken medyadaki satılmış kalemler statükocu zihniyetin paranoyak korkuları yüzünden Türkiye’nin Avrupalı olmak fırsatını kaçırıp Nepal veya Kamerun olmaya doğru gittiğini yazacaklar.   Bu panik havası içinde hükümetin başta Apo’nun yeniden yargılanma yoluyla serbest bırakılması olmak üzere Türkiye’nin parçalanmasının önünü açacak tavizleri vermesi istenecek.   Plan budur.

PKK’nın 1999 öncesinde bu boyutta bir miting yapması,  birilerinin yasal zeminde kürsülerden Türkiye’nin bölünmesini savunup Apo’ya methiye düzmesi düşünülemezdi.   1999’dan beri AB süreci adı altında Türk devletine ve kamuoyuna verilen narkozla bu artık mümkün.   Apo’dan talimat alarak Mecliste provokasyon yapan Leylâ Zana ekibi AKP hükümeti tarafından AB’nin bir sözüyle hapisten çıkarılıp yeşil pasaportla Brüksel’e yollandı.   Brüksel’de yine bildiğini okuyup Türk-Kürt federasyonundan söz eden Zana dönüşte TBMM Başkanı Arınç tarafından kabul edilerek kendisine teşekkür edildi.   İşte Zana’nın dün söyledikleri de ortada.    Sanki Türkiye 15 yıllık terörle mücadelesinde zafer kazanmamış da yenilmiş gibi bir manzarayla karşı karşıyayız.   Aynen kurbağa deneyinde olduğu gibi,  1999’dan beri Türkiye’nin suyu yavaş yavaş ısıtılmış, kamuoyu ve devletin 1999’dan önce tankları harekete geçirecek söz ve eylemlere tedricen alışması,  bunlar karşısında pasif kalması sağlanmıştır.   Bu uyutma sürecinin sihirli kelimesi AB’dir;  her şey “AB’ye üye olacağız” sözüyle başlamıştır.

Apo Nisan 1999’da yakalandı.   Ardından 1999 yazında daha önce  AB’ye üye adayı olmak için yaptığı başvuru reddedilmiş olan Türkiye AB tarafından beklenmedik bir şekilde adaylığa davet edildi.   AB’nin bu karar değişikliğinde ABD baskısının önemli rol oynadığı birçok Avrupalı kaynakta yer aldı.   Ondan sonra AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almadan oyalayarak taviz koparma taktiği netleşmeye başladı.   Malûm medyanın da karartma ve çarpıtma kampanyasının gölgesinde önce idam cezası kaldırılarak Apo’nun hayatı kurtarıldı,  ardından terörle mücadele için gerekli olan bütün tedbir ve uygulamalar sessiz sedasız kaldırıldı.   Yönetiminde şeriatçı ve Kürtçü geçmişe sahip birçok adın bulunduğu AKP’nin iktidara gelmesiyle bu yöndeki taviz politikası büyük bir ivme kazandı ve iş Zana’ya yeşil pasaport verilmesine,  Diyarbakır’ın içinde silahlı teröristleri yaklayarak  görevini yapan emniyet müdürünün cezalandırılmasına,  Diyarbakır valisinin kim olduğu belli olan Diyarbakır belediye başkanının talebiyle değiştirilmesine,  İçişleri Bakanı Aksu’nun güneydoğu’da Kürtçe nutuk atmasına kadar geldi dayandı.   Rüzgâr eken fırtına biçer.   Altı yıllık teslimiyet,  gaflet ve ihanet politikasının sonunda Apo’nun İmralı’dan verdiği talimatla Diyarbakır’da devlet güçlerinin gözetimi altında PKK bayrağı açıldı ve planlanan Kürt devletinin haritası dağıtıldı.   Eğer Mersin’deki bayrak yakma olayı olmasaydı muhtemelen Diyarbakır’daki isyan provasına ne devletten,  ne de medyadan bir tepki gelecek,  “Aman AB’yi kızdırmayalım” bahanesiyle narkoz devam edecekti.

Durum vahimdir.   Batı AB’ye üye adaylığı manevrasıyla Türkiye’yi tek kurşun atmadan parçalama yönünde büyük başarı elde etmiştir.   Bu gaflet uykusu devam ederse terörle mücadelenin şehitleri boşuna ölmüş olacaktır.   Türkiye bir an önce düşmanın üzerine yürümelidir.   Ancak askerî alanda kazanılan başarının son dönemde olduğu gibi masa başında kaybedilmemesi için AB’nin Türkiye ile oynadığı kedi fare oyununa son verilmesi,  Türkiye’nin üyelikle sonuçlanmayacağı belli olan AB sürecinden çekilerek AB vesayetinden kurtulması şarttır.   Gümrük Birliğinden çıkılarak gerçekçi kur politikasıyla cari açığın kapatılması,  aynı anda kamu borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla Türkiye’nin sıcak para bağımlılığından ve IMF,  dolayısıyla ABD vesayetinden kurtulması da ikinci şarttır.    Bunları yapamayacaksanız,  her zaman olduğu gibi iş çatallaşınca güvenlik kuvvetlerini devreye sokup ortalık yatışınca yeniden ABD,  AB ve PKK ile kol kola girecekseniz, o zaman bu milletin evlâtlarını boşu boşuna öldürtmeyin.