| |
Kinsey ve benzerlerinin 1947 den sonra cinsel davranışlar hakkında araştırmalarla ortaya çıkmasıyla; Dünya da o güne kadar cinselliğin tartışılması psikoloji bilimiyle sınırlıyken, bugünkü kuşaklara kadar uzanan bir formatlanmanın, ilk şekillenmeleri ortaya atılmıştır.
Erkek ve Kadında cinsel davranışlar üzerine araştırma yaparak bunu araştırmalar adı altında ve istatiksel verilere dayandırma çabalarıyla, önce erkek, daha sonra kadın cinsel davranışları hakkında bir takım raporlar hazırlamışlardır.
50 senedir Kinsey raporları, insan cinsel yaşam davranışlarının çözümlemesinin amentüsü gibi kabul edilmiştir.
Kinsey' ve ekibi bu raporları hazırlarlarken, araştırmalarda kendilerinin de bizzat katıldığı deneysel, laboratuar çalışmalarından örnekler vermişlerdir. Dr. Kinsey bu raporlarla birlikte, Batı dünyasını bir cinsel eğitim!? bombardımanına tutmuş, bu raporlarla başlayan, cinsellik konusunda yasaklar ve utanmalar hızla yıkılmaya başlamıştır.
Son 15 yıldır, Dr. Kinsey'in araştırma adı altında sunduğu bu raporların sonuçları itibariyle, ciddi anlamda tartışmalar yaratmaktadır.
Tartışmaların ana kaynağını ise, Dr. Kinsey'in rapor ve araştırma adı altında, gizlice bir takım kışkırtıcı ve cinselliğe teşvik edici, genel ahlak anlayışı ile ters düşen seksüel davranışların, adeta reklâmı yapıldığı görüşüdür.
Çünkü Kinsey' ve ekibi, toplumların ahlaki değerlerinin bir önem taşımadığı, cinsel davranış modellerinin, bireylerin toplumsal ananelerine bağlı olmadan, bireysel yaşandığını iddia ettikleri gibi, cinsellikte bireylerin aslında bir şablonla tanımlanamayacağı tezini öne sürmüşlerdir.
Yani şöyle ki, bütün kadın ve erkekler cinselliklerinin tanımlanmasında sadece, heteroseksüel(karşı cinse ilgi), homoseksüel(kendi cinsine ilgi) veya biseksüel(her iki cinse karşı ilgi) olarak tanımlanamayacağını, bireylerin cinselliğinin aslında bunların bir karışımı olduğu savlamışlardır.
Bugün Kinsey ve ekibine eleştirisel olarak yaklaşanlar; bu görüşlerin adeta bir beyin yıkama şeklinde, bireylerin kendi cinsellikleri ile şüpheye düşmelerine neden olduğunu söylemektedirler.
Bununla birlikte; Dr. Kinsey cinsel şekillenmelerle ilgili iddialarını ortaya koyabilmek için, çocuklar üzerinde laboratuar araştırmalarını ABD Indiana üniversitesinde yaparken, çocukların ebeveynlerinden izin almadan yaptığını, hatta Kinsey'in bir pedofil(çocuk sevici) olduğunu söylemektedirler. Buna göre, toplumda cinselliği tartışmaya açan Dr. Kinsey'in, aslında kişisel cinsel yaşamının bile sorgulanması gerektiği iddia edilmektedir.
Ancak bir gerçek var ki, Batı'da Kinsey ve ekibinin anket formlarıyla veya birebir görüşmelere dayanarak ortaya koydukları araştırmalar ve raporlar(!), o güne kadar Batı toplumlarında konuşulmayanlar ve yasaklar hanesini delmiş, cinselliğin açıkça tartışılmasını günlük hayata taşımıştır.
Seksüel ilişkilerin serbestçe ve her boyutuyla yaşanması gerektiğini savunan Kinsey raporları da temel alınarak, seksüel alanda araştırmalar daha da genişletilmiş, bugünse neredeyse gazete köşelerinden tutun, görüntü kutularında bile alenen birçok mahremiyetin gözler önüne serilerek, adeta ayağa düşmesine neden olmuştur.
Batı'da, kadın ve erkek arasında, çekincesiz ve evlilik bağı olmadan, kontrolsüz, tek gecelik, çok eşli cinsel ilişkilerin yaşanması, 1960'lı yıllarda doğum kontrol haplarının bulunuşu ile başlamış, toplumsal gelenekleri ve cinsel ahlak anlayışını tamamen yıkıcı standart bir form haline gelmiştir.
Doğum kontrol, haplarının bulunuşundan hemen önce, Beatles gibi pop müzik gruplarının da ortaya çıkması; grup üyelerinin konserler vererek kendilerini cinsel obje olarak sunmaları, kurulmakta olan bir ağın ilk başlangıç noktasını oluşturmuştur.
Bu konserlere katılan genç kızlar ve erkekler, tarikat ayinlerine katılır gibi, toplu histeri krizleri geçirecek şekilde, kendilerinden geçmişlerdir. Bugün bile, konserler veren müzik grupları veya şarkıcılar, aslında sanatsal ziyafet vermekten ziyade, toplumların görsel cinselliğine hitap etmektedirler.
Müzik kliplerinin gittikçe artan dozda cinselliği kışkırtıcılığı da, son yıllarda akıl almaz boyutta artmıştır.
Yani, bu bazı müzik gruplarının veya şarkıcıların, cinsellikleri fazlaca ön plana çıkartılarak, bir seks ve şehvet sembolü olarak, müzik dünyasında piyasaya sürülmektedirler. Görüntü kutularının müzik kanallarında oynatılan müzik klipleri bile, dans ve estetikten ziyade, ayakta veya yatakta cinsel ilişkiyi canlandıracak şekilde yapılmakta ve böylece de, herhangi bir şarkı veya müzik, bu formatlarla şuur altına yerleşmektedir…
Popülerden başlayarak, şiddet içeren Death Metal'e kadar Müzik, son 45 yıldır böylece, kışkırtılmış cinselliğin adeta ayrılmaz bir parçası haline getirilmiştir. Bugün, müzik kliplerinin yüksek oranda izleyici kitlesi ise, çocuklar ve gençlerdir. Dolayısı ile radyoda veya müzik çalarlarda çalınacak herhangi bir parça, kitleler üzerinde, şuuraltından çıkan, bir uyarıcı vazifesi görmektedir.
Ancak; Müzik piyasası denilince, mutlaka bir ilave daha yapmak gerekmektedir. Müzikle birlikte sızan, çok büyük başka bir sektör daha vardır.
Bu, batı endeksli küresel sermayenin en karanlık yüzüyle anamalını oluşturan, alkol ve en acımasızı, öldürücü olan uyuşturucu sektörüdür.
Müzik çalınan veya dinletilen konser veya gece kluplerinde, bu ikisinin de pay kaptığı çok acı, ama bir gerçektir. Çoğu zaman, çeşitli pop konserleri ve gösterileri sponsor bir içki firması tarafından finanse edilmektedir. Alkol alımıyla beraber hemen yanında sızan, uyuşturucu çeteleri de, artık bilinen bir gerçek.( Yüksek volümlü müzik ve uyuşturucu ciddi olarak mercek altına alınarak incelenmesi gereken, çok ciddi ve gençliği tehlikeye atan son derece önemli bir konudur)
Görsel ve basılı medyada veya çeşitli platformlarda da, toplum sürekli cinsel yönden kışkırtılmaktadır.
Şehvet katsayısı arttırılmış bir toplumda da, istenmeyen gebeliklerin önlenebilmesi için, Müzik piyasası gibi, kimya sanayi de doğum kontrol yöntemleri üzerinde her gün yeni, yeni formüllerle gebeliği önlemeye yönelik ilaçlar piyasaya sürerek, “Kışkırtılmış Cinsellikten”, büyükçe bir pay almaktadır.
Fazla dozlarda Batı toplumlarına pompalanan seks özgürlüğü, toplumlarda iyice cinsel kimlik ve ahlak değerlerinin sarsılması, sapkınlıkların önünü açılması, özellikle de toplumları ve hatta dünyayı kontrol etmek isteyen güçler tarafından istenmiştir.
Netice de, Batı da bireyler seksüel kimlik bunalımlarına sürüklenmekle birlikte, seks alışkanlıkları değişmiş ve morfinmanlarda görülecek, geri dönüşümü zor alışkanlıklar ortaya çıkarmıştır.
Aşırı dozda cinsellik konusunun her alanıyla tartışmaya açılması, beyaz perdeye 50 yıldır cinselliğin değişik modeller oluşturarak ahlaki normları zorlayacak şekilde topluma sunulması, ilişkilerin artık pespayelik boyutunda yaşanmasına teşvik edici ve toplum değerlerini zorlayıcı olmuştur… İşin sonunda, insanların kafası karışmış, cinsellikte neyin doğru veya fazla olduğuna karar veremeyecek kadar etkilenmiş yapılar ortaya çıkmıştır.
Bu kafa karışıklığından faydalanan, bir başka sektörde, yerini almakta gecikmemiştir. Porno film sektörü!
Bu sektör de, piyasasını genişletebilmek amacıyla görsel cinselliğe hitap ederken, insan hayal gücünün sınırlarını zorlayarak, birçok çarpık, sapkın ve ahlaki değerleri yıkan, cinsellikte kabul edilebilir doğal olandan ve estetikten çok uzak, şiddet vahşet içerikli filmlerle ekrana yansıttığı her türlü sapkın ilişkiyi, normalmiş gibi toplumlara dayatarak, yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Daha doğrusu, Kontrolsüz Cinsellikte; piyasa payını büyütmektedir.
Tamamen cinsel ilişkilere endeksli yaşanan hayatlar, bir müddet sonra morfin alışkanlığına benzer, kontrol edilemez bağımlılığa neden olduğu ve ciddi psikolojik tedaviler gerektirdiği bugün artık bilimsel bir gerçektir.
Yani, sadece cinselliğe endeksli bir beyin, bireyi morfin bağımlısı gibi, seks bağımlısı hale getirmektedir.
Bu bağımlılık, çeşitli cinsel denemelerin ve çok eşliliklerin artışı, insanların karşı cinse olan aşk duygularını, sevgiyi ve şefkati körelterek, daha hayvansal, hatta şiddet içeren, sado-mazoşist (cinsel acı verme- cinsel acı verilmesinden hoşlanma) v.s. v.s gibi boyutlarda ilişkilerin yaşanması, küresel sermaye tarafından neredeyse normal gibi algılatılmak istenmektedir.
Çünkü bu tür Kontrolsüz Cinsellikte; şiddet içeren veya içermeyen ilişkilerin, yine küresel emperyalistler için, piyasaya sürülecek yeni, yeni tüketim araçlarının üretilmesini sağlamaktadır.
Netice de bugün, 30–40 sene evvel pek düşünülemeyecek, getirisi yüksek başka sektör daha ortaya çıkmıştır. “Seks oyuncakları” olarak adlandırılan kırbaçlar, kelepçeler, maskeler, gibi, gibi yeni tüketim malzemeleri üreten bir sektör daha, yavaş, yavaş dünya piyasasında söz sahibi olmaya başlamıştır.
Bütün yukarıda saydığımız halleriyle Kontrolsüz Cinsellik talep oluşturarak, küresel sermayenin mükemmel bir hammaddesi haline gelerek, çok büyük ve kontrol edilemez arz oluşturmuştur... Porno sanayi...
Moda da, kontrolsüz cinselliğin bir parçası olmuştur. Moda Defileleri gibi gayet masumane zannettiğimiz teşhirin, yarı çıplak kadın bedeni üzerinden getirime dönüşerek, görsel basında devamlı yer almasında bile, sürekli pompalanan cinsellik vardır.
Dolayısı ile Küresel Sermayenin emrine amade Kontrolsüz Cinselliğin sektörlerini, ana maddeleri ile şöyle sıralayabiliriz;
· Müzik Sektörü (pop müzikten başlayarak, metal, heavy metal ve satanist müziğe kadar uzanan değişik versiyonda müzik türleri)
· Kimya Sektörü(doğum kontrol )
· Film Sektörü (erotizm içerikli filmler)
· Alkol sektörü ( her türlüsü)
· Uyuşturucu sektörü( esrardan başlayarak, morfine kadar)
· Porno Film Sektörü (porno-hard pornoya kadar her türü)
· Seks oyuncakları sektörü ( her türlü seks oyuncakları)
· Moda sektörü dolaylı olarak (kadın cinselliğinin ön plana çıkarılması)
· Çeteler ve kanun dışı örgütler
Tüm bu milyar dolarlık sektörlerden, doğrudan veya dolaylı olarak, daha büyük bir güç, bu kontrolsüz cinsellikten; “vergi” adı altında en büyük pastayı almaktadır.
Yukarıdaki süreç, Batı da 50 sene gibi uzun vadeye yayılmış olarak yaşanmış olmasına karşılık, cinsellik konusu bizde 20–25 sene gibi hızlandırılmış olarak yüksek dozda topluma enjekte edilmiştir. T
oplumun, “değerleri savunma mekanizması” hazırlıksız yakalanmıştır. En hızlı şekilde, “kontrolsüz cinselliğin” yukarıda sayılan yan sanayi de ithal edilerek hızla faaliyetlerini arttırmışlardır.
Ülkemizde, bağımsız, konularında bilgi sahibi ve uzmanlaşmış, toplumu da cinsellik konusunda cendereye sokmayan, çeşitli sansür ve etik(ahlak) kurullarının oluşturulması gerekliliktir, ama olmaması ve bunun bir kültür çalışmasının alt yapısı olarak görülmemesi, büyük bir açıktır.
Batı, etik kurullarını harekete geçirerek savunma mekanizmalarını ve denetimlerini ortaya çıkarmasına rağmen, biz de ise, küresel emperyalizmin dayatmalarıyla başı sonu belli olmayan “sınırsız özgürlük dayatmasıyla”, toplumumuzun cinsel yaşamı, saldırıya maruz bırakılmıştır.
Bu nedenle, tek ahlak kurulumuz RTÜK bile, ne zaman her hangi bir konuda görüş beyan ederek görevini yerine getirmeye çalışarak devreye girse, hemen bir takım organlar itirazlara başlayarak, RTÜK kararlarının engellenebilmesi için, “özgürlük ve demokrasi” adı altında gerekli kılıfını da hazırlayarak, toplumu her türlü sömürüyle karşı karşıya bırakmaktadırlar!
Cahil ve eğitimsiz toplumumuzun, yüksek dozda cinselliğe boğulması, ekonomik yokluklarla birlikte, toplumumuzda hızla ahlak çöküntüsünü beraberinde getirmiştir.
Öyle ki, görüntü kutularında, sabah programları adı altında aile ve cinsel yaşamlar, cahil, bilgisiz, pespaye görsellikleri cinsel dürtülerine hitap eden, kadın ve homoseksüel erkekler tarafından lime, lime edilmesi, saatlerce tartışılması bile, Türk toplumunun aile ve cinsel yaşamına bir saldırı olduğunun, acaba gerçekte kaç kişi farkındadır?
Yine, bu saldırının en savunmasız ve en kolay etkilenen toplum kesiminin ise, çocuklar, gençler ve kadınlar olduğunun, kaç kişi farkındadır? En tuhafı, kendini tutucu addeden Türk toplumu, buna hiçbir tepki gösterememektedir. Toplumu aydınlatarak mesaj vermesi gerekenler bile ne yazık ki, bu düzeneğin bir parçası olmuşlardır.
Yazılı basında yer alan, kendini toplumun üzerinde görerek, hatta daha da kötüsü “aydın” ve “elitist” zanneden pestenkerani kadın-erkek köşe yazarları bile, kendi cinsel yaşam ve deneyimlerini kamuoyuna açarak, çok normalmiş gibi, topluma “sürekli belden aşağı bakan” model oluşturmaktalar...
Evet, ne yazık ki biz toplum olarak, Batı'yı hep taklit etmeye çalışmış, ancak Batı'nın örneklediklerini hem çok çabuk, standart bir kıyafet gibi üzerimize giymeye çalıştığımız gibi, en kötü yanlarını almışsızdır. Ülkemiz insanı da, bugün artık dünyada hegemonya kuran, toplumları yozlaştırarak kontrol altına alan, bu “kontrolsüz cinselliğin” esiri olmaktadır.
Kontrolsüz cinsellik, eğitimsiz ve cahil bırakılmış bir halka dayatılınca, ortaya bir felaket tablosunu çıkararak, kültürümüzü de yozlaştırmaktadır. Bu saldırılara karşı toplum, zorla, baskıyla, hatta dini motiflerle korunması mümkün değildir. Bu tür tedbirleri insanın kendi doğasına karşı almaya kalkışmak, neticesinde hiç istenmeyen sapkınlıkları, cinsel şiddeti ve Kontrolsüz cinselliğin yeraltı faaliyetlerini çoğaltacağı gibi, cinsellikten korkan, aseksüel bireylerin çoğalması gibi, gibi, normal olmayan birçok sapkın yaşam tarzlarını ortaya çıkarır…
Küresel Emperyalizmin hizmetkârı “Kontrolsüz cinselliliğin saldırısı” bugünkü şartlarda, durdurulamaz gibi gözükmektedir.
Çünkü bu saldırılara karşı, ciddi anlamda politikalar geliştirilmedikçe, ancak polisiye tedbirlerle suçlar oluştuktan sonra, suçlular cezalandırılabilir.
Elbette alanlarında ihtisaslaşmış uzmanlar tarafından ele alınarak, toplum cinsellik konusunda bilinçlendirilmelidir. Kontrolsüz Cinsellik, aslında cinsellik de değildir. Ancak, bu kontrolsüz cinselliğe karşı alınabilecek ciddi önlemler vardır.
1. “doğru cinsel bilgiler”
2. “cinsel terbiye”
Toplumda bugün, çeşitli nedenlerle “Cinsel Terbiye” es geçilmekte, ama aslında ailede, kız ve erkek çocuklara ahlaki değerler olarak verilmesi gerekmektedir. Ancak toplumlarda aileler, bu görevlerini unutmuş gözükmektedirler. O halde ancak, eğitim kurullarının denetiminde psikolog, pedagog ve tıpçıların ciddi, bilimsel ve müşterek çalışmaları neticesinde, okullarda ders gibi veya Türk Silahlı Kuvvetleri'nde askere yeni alınan gençlere verilen birçok eğitim gibi, eğitim çerçevesinde verilebilir.
“Cinsel Terbiye” almamış, cinselliğini kontrol edemeyen bireyler her türlü sömürüye açık, ahlaki değerlerini yitirmekte zorlanmayan, kafası karışık ve özgüvenini yitirmiş, sadece cinsel tutkuların veya sapkın ilişkilerin esiri insan yapılarının ortaya çıkmasına neden olur ki, bu da her türlü şiddete yönelmeleri ve kişilik zafiyetlerini arttırır.
Kontrolsüz Cinsellik eşittir; Cinsel tatminsizlik yaşayan , saldırgan, mutsuz ve kişilik zafiyetinden sorunlu birey demektir…
Billur
|