Siyaset25 Mart 2005 00:00

BUNDAN DA DERS ALMAYACAKSA YOK OLSUN BU MİLLET! - Mehmet Aça

Otuz bin Türk’ün katili Abdullah Öcalan’ı idam edemeyen, hatta “daha adil” bir şekilde yeniden yargılama noktasına gelen, ülkeyi bölme girişimleri nedeniyle içeri attığı eski DEP milletvekillerini tıkıldıkları delikten salıveren ve ülkenin doğu ve güney doğusunu karış karış dolaşarak mitingler düzenlemelerini “demokrasi” adına alkışlayan, Leyla Zana ve saz ekibini Dışişleri Konutu’nda ağırlayan, ABD, Almanya ve İsrail Büyükelçilerinin düzenledikleri teftiş gezilerine ses etmeyen, yabancı gizli servis elemanlarının ülkede cirit atmasında herhangi bir sakınca görmeyen..levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis

Türk’ün kendini savunmak adına sergilediği her bir refleksi, “şovenizm”, “ırkçılık”, “provakasyon”, “Türkiye’nin tekerine taş koymak” olarak nitelendiren, ülkenin eyaletlere bölünmesi anlamına gelecek yasaları çıkarmak için yırtınan, kendi iktidarlarını sürdürmek uğruna vatan topraklarını bile satışa çıkarmaktan çekinmeyen, devlet kurumlarını Türk ve Atatürk’le kan davalı kadrolarla dolduran hükümetler ve gayrı milli kadrolarla, askerlerinin kafasına geçirilen çuvalı dikkatli bir şekilde not etmekten başka bir şey yapamayanlar, Musul yakınlarında katledilen beş Türk polisinin yanlışlıkla katledildiklerini iddia edip de hesabını soramayanlar, Türk’ün varlığını ve gücünü Kıbrıs ve Kuzey Irak’tan silenler, Türk şehirlerinin hızla Kürtleştirilmesini, Barzani’nin İçel’de büyük ticaret şirketleri kurmasını, Türkiye’ye kaçak mazot sokarak dolarlarına dolar katmasını normal bir gelişme olarak kabul eden ve teşvik edenler, Türklerin kanları ve canları pahasına elde ettikleri kazanımlarını azınlıklara ve sözde yurttaşlara devredenler, bayrak yakma girişimi sonrasında hamasi nutuklar atıyor, ülkeyi ve bayrağı kanlarının son damlasına kadar savunacaklarını ilan ediyorlar. İçel’in Kürtleştirilmesinde büyük emekleri geçtiği iddiası deflalarca gündeme getirilen Şeyh Sait’in torunları, bayrak yakmak isteyenleri meczup, akıl hastası olarak nitelendiriyorlar, olayı münferit bir eylem gibi göstermek, fazla büyütmemek istiyorlar.
   

Bir yandan ülkenin yabancılara ve içerideki hainlere peşkeş çekilebilmesi için her türlü girişimin sürüdürülmesinde bir sakınca görmeyecekler, öbür yandan da hamasi nutuklar atacaklar! İnanma ey halkım! İnanıp da rahat döşeğinde daldığın rüyalarına devam etme! Bunların kimisi gaflet, kimisi dalalet, kimisi de ihanet içerisindedir! Gün gelir de hesap sormak istersen eğer gaflet, dalalet ve ihanet ayrımı yapmadan bunların hepsini listenin ta en başına eklemeyi de unutma! Çünkü onlar, Türk’ü ve Türk Devleti’ni savunmasız bırakmışlar, meydanları iç ve dış düşmanlara terketmişlerdir!
   

Gerçek şudur ki, “Kürt realitesi”ni tanıdığından bu yana, “demokratikleşme”, “AB’ye giriş”, “ABD ile müttefik olma” gibi bahaneler ve ekonomik çöküş tehdidiyle toplumu, özellikle de dinsel sömürü tuzağının zavallı kurbanı Türkleri ikna ederek Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu’yu kendi Kürtleri için Atatürk ve Ankara’dan daha bağımsız bir bölge haline getiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetleri, Türkleri, Kıbrıs ve Kuzey Irak’tan sonra ülkenin güney ve güney doğusuna da veda etme noktasına getirmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, sözde yurttaşlarının her türlü saldırına karşı savunmasız bırakanlar, ülkeyi yıkmayı amaçlayan iç ve dış mihrakların zaferlerine zafer katlamalarına neden olmuşlar, Türk’ü devletsiz ve savunmasız bırakmışlardır. 
   

Gerçek şudur ki, Türkiye Cumhuriyet Devleti, kendi Kürtlerinin bağımsızlık arzularını bütün tavizlerine rağmen dizginleyememiş, giderek zenginleşen Kuzey Irak’ın kendi Kürtleri için güçlü bir çekim alanı haline gelmesini engelleyememiş, en önemlisi de yönetimini gayrı milli kadrolara teslim ettiği ve milli politikalarını hızla terk ettiği için AB ve ABD’nin baskılarına göğüs geremez bir duruma gelmiş, ABD ve AB’nin siyasi ve ekonomik kumpasından çıkma umudunu hepten yitirmiştir. Efendi Türkiye, el kapılarında köle edilmiş, sözde yurttaşlarının attığı taşlar altında can çekişir bir duruma getirilmiştir.
   

Taviz üzerine taviz verenler, devleti ve milleti savunmasız bir konuma getirenler, meydanı bölücülere bırakanlar, Kürt, Çerkez, Gürcü, Laz, vs. olmayı Türk olmanın çok üzerinde bir değer haline getirenler, anlamsız bir AB sevdası ve ABD müttefikliği uğruna Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kendisini ayakta tutabilecek bütün değerlerinden soyutlayanlar, bayrağın yakılmak istenmesine, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan muhtemel bir Kürt devleti oluşumunu yönlendirmesine, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kışlasına hapsolmasına neden olmuşlar ve Türkiye’yi kendi elleriyle idam sehpasına çıkarmışlardır. Devletin gücünü ve kararlığını göremeyen azgın ve bölücü çevreler daha bir cesaretlenmiş, neredeyse her Türk’üm diyenin üzerine çullanabilecek bir duruma gelmişlerdir. Hasılı, değerli dost Hüseyin Mümtaz’ın ifadesiyle, Türkiye’nin freni patlamış ve hızla uçuruma doğru gitmektedir.
   

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir oysa. Perşembenin yaklaşmakta olduğunu, hatta geldiğini bir türlü anlamak istemeyen aymaz Türk kitlelerin kendilerine gelip de tehlikeleri farkedebilmeleri için, evlatlarının tabutlar içinde evleri yerine mezarlıklara dönmeleri, otuz bin Türk’ün katili Abdullah Öcalan’ın İmralı’da misafir edildiği süre zarfında her türlü ihtiyacının kendi verdiği vergilerle karşılandığını, karşılanacağını bilmesi, bölücü başının çok kısa bir süre içerisinde konuk evinden çıkıp da elini kolunu sallayarak siyaset yapabileceği ihtimali yeterli olmamıştır. Oysa, son olay, yani, Türk bayrağını yakma girişimi, doymak bilmez midenin, yatışmak nedir bilmez açgözlülüğün, sömürüle sömürüle tüketilemeyen sözde dinsel inançların tutsağı olan Türk kitlelerinin kendilerine gelebilmeleri için önemli bir uyarı olması gerekmektedir. Kuzey Irak’ta ısırılan, hançerlenen, Kıbrıs’ta yakılan, Kürtçü-bölücü partilerin kongrelerinde asıldığı yerden indirilip de yerlerde çiğnenen, son olarak da İçel’de yakılmak istenen bayrağın bir anlamı olmayacaksa yok olsun bu millet!
   

Yaşanan son olaydan alması gereken dersi almayacaksa, dersi alıp da vatanı ve milleti satmak için yırtınanlardan hesap sormaya başlamayacaksa, bugün bayrağı yakmak isteyenlerin yarın Türkleri birer birer yakmak isteyebileceğini düşünüp de kendisine gelmeyecekse ölsün bu millet!
   

Hala uyuyacaksan, hala doymak bilmez midenin, açgözlülüğünün tutsağı olacaksan, kavalcıların peşine takılıp ölümcül yollarda gitmekte ısrar edeceksen, hala sırtını döndüğün Mustafa Kemal’ine yüzünü dönmeyeceksen, onun dediklerini yapmamakta ısrar edeceksen öl milletim! Düşmanının kazdığı derin çukurlara at kendini, yorma düşmanını!