TÜRKİYE ÇÖZÜLÜRKEN.....
Evet, sonunda bizim iki senedir bildiğimizi KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş kendi ağzından teyid etti: “AKP ile ters düştüm”: “Her Türkiye Hükümeti ile uyum içerisinde yaşadım. Ama Annan Planı konusunda AKP hükümeti “evet” dedikten ve bize “evet” dedirttikten sonra tabiatıyla bir fikir ve görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Bunun cevabı da, bu görevden ayrılmamdır. Türk hükümeti ile ben uyum içerisinde olmadığıma ve olmayacağıma göre bu görevden ayrılmam doğal. Bu görevde oturup da Türk Hükümetinin söylediğinin aksini yapmak bana yakışmaz” cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaabilify idippedut.dk abilify
“Türk basınından şikayetçiyim. Büyük gazeteler Kıbrıs meselesine sansür koymuştur. Böyle yapmakla Türkiye’nin AB yolundaki zorluklarını, azalttıklarını veya kaldırdıklarını zannediyorlar. Halbuki tam aksidir. Türk Hükümeti mesela Kıbrıs konusunda halkın hissiyatını, heyecanını bilmediği için AB Türk Hükümetine baskı yapabilmektedir. Türk Milletinin Kıbrıs’tan taviz vermeyeceğini, bu konuda büyük bir heyecan olduğunu basın yansıtsa, AB Türk Hükümetine bu kadar baskı yapmayacak.”
****
Denktaş’ın bu açıklamasının, Kara Kuvvetleri Komutanı, müstakbel Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın, “Hükümetin hem Irak politikası yok, hem de terörle mücadelede geriliyoruz” demesinin, Diyarbakır’da Zana’nın Abdullah Öcalan’ın ablasının elini öpmesinin ve Nevruz toplantılarının güya yeni konfederasyon ilanı için kullanılmasının, Türk Bayrağının yakılmasının (üç-beş zibidinin bayrak yakmasının ben dahil hepimizde yarattığı infiale dikkat çekerim) arkasından daha Hükümet ve Parlamento sesini çıkaramadan Genelkurmay’ın millete hitaben infilak etmesinin üzerine gelmesi de herhalde kimsenin dikkatinden kaçmadı.
Ancak dikkatten kaçan başka bir şey var, herkesin de dikkatine bu hususu getiriyorum: Diyarbakır’da, 20-21 Mart’ta, yüzbinlerle insanın, Türk Anayasasını reddederek teröristbaşı Öcalan’ın talimatıyla ulus devleti reddeden konfederalizmi istemesi, yine Öcalan’ın bu konfederasyonun bayrağı olduğunu açıkladığı, “yeşil zemin üzerine içinde kırmızı yıldız bulunan sarı güneş” bayrakların açılması yeni TCK’ya göre artık suç değil!!!! Haberiniz var mıydı?
Buradan basına sesleniyorum:
Zina krizinden sonra şimdi kendi derdinize düştünüz, halbuki Türkiye elden gidecek farkında mısınız? Yeni TCK’da bu eylemler artık suç değil….
****
Vahimdir… Denktaş açıkçası AKP’nin Kıbrıs’ı sattığını söylüyor. Dediği de doğrudur. Bu Hükümet, yurtdışında aradığı meşruiyetini temin edebilmek için, okumadığı Annan Planına “evet” denilmesinin yolunu açmış ve Kıbrıs’ta yapılan propagandaya da iştirak etmiştir.
****
Vahimdir ama netice alınacak mıdır?
Dün görüştüğüm, hakikaten Türkiye’yi de samimiyetle seven ve AB’ye girmesini isteyen bir Büyükelçi, “Kıbrıs’ı tanımakta neden gecikiyorsunuz? Ek protokolü derhal imzalayın ki yardımlar gelmeye başlasın, mali anlaşmalar yürürlüğe girsin!” tavsiyesinde bulundu.
Tavsiye samimi. Zira, Avrupalı bir diplomatın AB müzakerelerine başlamadan Kıbrıs’ı tanımamamızı anlamasına imkan yok. Müzakere ettiğin bir Birliğin, bir “tam” üyesini tanımadan nasıl müzakere edeceksin? Bahsedilen mali anlaşmalar bu üyenin vetosuna tabii değil mi? Büyükelçi kendi açısından haklı…
Haksız olan, ne yaptığını bilmeyen bizim hükümet. Arkadaş, AB ile müzakereye başlayacaksan Kıbrıs’ı tanıyacaksın nokta. Bu böyle biline!..
Sen esas dön halka neden AB’ye girmek istediğini anlat. Başbakan olarak çıktın, “Biz AB'ye girmeyi para alabilmek için değil, demokrasi ve insan hakları için istiyoruz. Zaten paranız da yok”, “Bizim serbest dolaşımda da acelemiz yok. Polonya örneğinde olduğu gibi, hatta daha da uzun bir müddet serbest dolaşımın ötelenmesini kabul ederiz” dedin.
Peki geriye ne kaldı? Yeni AB Anayasasını kabul edip, Türk Ulusunun egemenliğini Brüksel’e devretmek mi? Yoksa, bu anayasa ile ülkenin üniter ve laik yapısını değiştirmek mi? İyi de karşılığında ne alacaksın? Ne alacağını bize detaylı olarak anlatsan da , biz de anlasak…
Türkiye, AB ile mutlaka bir türlü entegre olmalı ve Avrupa ile yaşamalıdır. Ancak bunun yolunun hem ne olduğu belli olmayan, hem olup olmayacağı belli olmayan, hem de olduğu takdirde faydadan fazla zarar getireceği belli olan tam üyelik çerçevesinde olmaması gerektiği de ortaya çıkmıştır.
Üşenmeden teklifimi tekrarlıyorum:
“AB, 2005 senesinden itibaren Türkiye’den istediği nitelikte senede asgari 100 bin işçiyi aileleri ile beraber almaya başlasın. Biz de, kendi talebimizle AB ile özel statü anlaşması yapalım ve tam üyelikten; 2005’ten itibaren asgari 15 sene müddetle, asgari senede 100 bin işçi alınması anlaşması karşılığında vazgeçelim....”
****
Tayyip Erdoğan Hükümeti için deniz tükeniyor. Bana sorarsanız denizin tükenmesi Şaron’a “terörist” dediği gün başladı. Bunun üzerine 17 Aralık’taki fiyasko eklenince, durum sıkıştı.
Turktime.com’dan öğrendiğimize göre üst düzey bir AKP yetkilisi, (bizim öğrendiğimize göre İdris Naim Şahin) geçen ay YSK yetkililerine şifahi olarak Haziran ayında bir erken seçimin yasal alt yapı ve hazırlıklar anlamında mümkün olup olmadığını sordu. YSK; Haziran ayı içinde bir erken seçimin mümkün olmadığını, sonbaharda olabileceğini söyledi.
AB tıkalı, ABD tıkalı, Kıbrıs tıkalı, Irak tıkalı, ekonomi tıkalı…
İşsizlik artıyor, 35 milyar doların üzerindeki sıcak para herkesin uykusunu kaçırıyor, bu sıcak paranın yurtdışına çıkacağını belirli odakların işlerine geldiği an tetikleyebileceklerini sağır sultan biliyor, çiftçi burnundan soluyor, büyükşehirlerde halk kapkaç yüzünden sokağa çıkamıyor. Basın yavaş yavaş AKP’nin aleyhine dönmeye başladı. Başbakan fevkalade sinirli, herkesi azarlayıp duruyor.
Tayyip Erdoğan’ı kurtaracak, ekonomik bakımdan korkularının başına gelmeyeceğini söyleyecek, söyleyebilecek, yurt dışındaki basını etkileyebilecek tek bin imkanı kaldı: Nisan ayında İsrail’e gidip, İsrail ile münasebetlerini düzeltmek, Şaron’u Filistin ile beraber attığı adımlar konusunda desteklemek ve siyasi olmasa bile sosyal bakımından Filistin ile İsrail halkları arasındaki yakınlaşmayı temin edecek konularda ev sahipliği yapmak.
Tayyip Erdoğan’a dış çevrelerde nefes aldırabilecek tek konu budur. Ancak, bu seyahati siyasi pazarlama açısından başarı ile yapıp bitirse bile erken seçimden kaçmasına imkan yok.