Görüşüldüyse, iyi..
Ama görüşülmediyse neden görüşülmedi?
1. Dört koca gün boyunca bütün Ankara'lı ve İstanbul'lulara terörist muamelesi yapıldı..
2. Bir anda Türkiye'nin % 5'i, kitle halinde Hıristiyan oldu.. (Erdoğan'ın Papa'ya uçağının merdivenlerindeki itirafı)
İstanbullular Papa'nın ziyareti boyunca kilometrelerce yürüdüler, dükkânlarını açamadılar, evlerine, evet evlerine girip çıkamadılar..
Böyle rezillik dünyanın hiçbir yerinde olmazdı ve hiçbir yönetim vatandaşlarına böyle köle muamelesi reva göremezdi..
İstanbul, İstanbul olalı böyle eziyet yaşamamıştı kıymetli okuyucu..
30 Kasım günü toplanan YAŞ'ın yıllık “olağan” oturumunda, görüşülecek bu iki olaydan daha önemli ne olabilirdi?
Çünkü aynı gün İstanbul'da Sultanahmet ve Ayasofya geziliyor, Fener'de “ekümenik” bir birliktelik ilan ediliyordu..
Acaba kime karşıydı bu, hem de “evrensel” nitelikli “birliktelik?”
Ben aksi yöndeki bütün söylentilere rağmen 30 Kasım YAŞ'ında; ki Aralık başında yapılması gerekirdi, Papa'nın mutlaka görüşüldüğünü düşünüyorum..
Çünkü;
1. Vatikan; “Ekümenik” bir ziyaret yapacağını açıkladı..
2. Papa ben “Ekümenik'im” dedi.
3. “Akredite” basın mensuplarının boynuna “Ekümenik Patriklik” yaftası asıldı.
4. Papa ve Patrik, Patrikhane'nin balkonundan halkı selamlarken Patriğin önünde “Ekümenik Patriklik” flaması asılıydı.
Bunların hepsi Lozan'a aykırıydı..
Ve fakat bütün bunlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere “Türkçe” hariç dokuz dilde yayınladıkları ortak deklârasyonda resmen ve alenen, bilerek ve isteyerek Hıristiyanlık propagandası , yâni “irtica”nın reklâmını yaptılar..
“Laikliğe karşı dine sarılalım”,
“Laiklik Hıristiyanlığın gücünü azaltıyor” dediler..
“Özellikle Batı dünyasında olmak üzere sekülerizm, görececilik ve nihilizmin yükselişini görmezden gelemeyecekleri”ni vurgulayarak “bütün bunların, dine çağrıyı yeniden ve güçlü biçimde tekrar yapılmasını gerektirdiği”
nin altını çizdiler.
Avrupa Birliği'nin oluşumuna giden süreci olumlu olarak gördüklerini belirten Papa ve Patrik, “Birliğe giden yolda kültürel gelenekleri ve dinlerinin ayırt edici özellikleriyle birlikte azınlıkların mutlaka korunması gerektiğini” bildirdiler.
“Avrupa'nın Hıristiyan kökleri, gelenek ve değerlerinin de korunması gerektiği”
kaydedilen deklarasyonda, dünyanın Hıristiyanların yaşadığı başka bölgeleriyle ilgili endişelerinin de olduğunu kaydettiler.
Yâni;
AB Hristiyan topluluğudur, bu yolda kültürel gelenek ve dinlerinin özelliği korunmalıdır;
Lâiklik kötüdür..
Dediler..
İyi de Türkiye'de daha bir hafta önce “laiklik” konusunda çok büyük bir ayrışma yaşanmamış mıydı?
Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı bir taraf, Erdoğan, Çiçek ve Arınç diğer tarafta yer almamışlar mıydı?
“Türkiye-Çankaya laik kalacak” sloganlarından Akepe rahatsız olmamış mıydı?
Yâni şimdi bu, Erdoğan ile Barthalemeos-Papa'nın laiklik konusundaki görüşleri çakışıyor demek mi oluyor?
Ve dolayısı ile Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı ile Barthalemeos-Papa'nın görüşleri de çelişiyor demek oluyor..
Peki neden Türkiye'de birisi laiklik kötüdür deyince kıyamet kopuyor da, yabancı söyleyince; yabancı konuğun yanında, onun koruyucu kanatları altında TC pasaportu sahibi Barthalemeos söyleyince hiçbir şey olmuyor?
Ben yine de “olduğunu” kuvvetle tahmin ediyorum..
Çünkü bakın 30 Kasım günü toplanan YAŞ'ın sonuç bildirisinde şöyle bir cümle var:
“İç tehdit değerlendirmesinde ise, önümüzdeki dönemde bölücü terör ve irtica ile mücadelenin devletin tüm olanaklarıyla etkin olarak yürütülmesi gerektiği ve bu süreçte, TSK'nın kararlı mücadelesini taviz vermeden sürdüreceği vurgulanmıştır”.
30 Kasım günü Fener'de herkesin gözünün içine baka baka irticai bir deklârasyon yayınlanıyor ve aynı gün Ankara'da YAŞ toplanıp “TSK irticaya karşı kararlı mücadelesini taviz vermeden sürdürecektir” diyor..
Şimdi sizce YAŞ'da Papa görüşülmemiş midir?
Görüşmemişlerse doğrusu ayıp etmişlerdir..
Çünkü kimse Papa-Barthalemeos kaynaklı irticanın masum bir olgu olduğunu, devletin temelline dinamit koymak demek olmadığını iddia edemez..
Ortada kapı gibi Lozan varken..
Bundan sonrası ise kıymetli okuyucu tam bir orta oyunudur..
Komedidir..
Mahalle tiyatrosudur.
Bakın Dışişleri Sözcüsü Namık tan basın mensuplarına 30 Kasım günü ne diyor?
Tan, haftalık basın toplantısında bir gazetecinin,
"Türkiye'yi ziyaret eden Papa 16. Benediktus'un Fener Rum Patriği Bartholomeos'tan 'ekümenik patrik' diye bahsetmesini nasıl değerlendirdiklerini"
sorması üzerine,
"Bu konudaki tutumumuzu biliyorsunuz"
dedi. Patrikhanenin bir Türk kurumu olduğunu ve yasalarda da bu şekilde yer aldığını vurgulayan Tan,
"Bunun ötesinde hiçbir şekilde, hiçbir tarif bizi bağlamaz. Biz ekümenikliği tanımadığımızı ve bunu kabul etmediğimizi bütün dünyaya söylemiş, anlatmış durumdayız"
diye konuştu. Tan,
"bundan duyulan rahatsızlığın Vatikan'a iletilip iletilmediğinin"
sorulması üzerine de, şunları kaydetti:
"Bununla ilgili bütün bildirimler, bütün bilgiler herkeste mevcuttur. Herkese yine gereği şekilde izah edilmektedir. Dolayısıyla o konuda kimsenin endişesi olmaması gerekir."
Şimdi, birileri bizimle alay ediyor ey okuyucu..
Papa ve Patrik, patrikhanenin ekümenik olduğunu söylüyorlar.
Patrik ekümenik davetiye-yafta bastırıyor.
Ekümenik flama önünde konuşma yapıyor.
Bitmedi, rezaletin son perdesi aşağıda..
NTV'nin internet sitesinde yer alan bir habere göre AKPM programında
“Ekümenik Patrik Hazretleri 1'inci Bartholomeos”
olarak tanıtılan Patrik 22 Ocak 2007 tarihinde Strasbourg'da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi(AKPM) Genel Kurulu'nda, kültürler ve dinlerarası diyalog konusunda yarım saatlik bir konuşma yapmak üzere davet ediliyor..
Avrupa Konseyi kaynakları, Patrik Bartholomeos'a yönelik "ekümenik sıfatlı davet"in AKPM'nin Hollandalı başkanı Rene van der Linden'in girişimleriyle gerçekleştiğini belirtiyorlar.
Yapılan açıklamaya göre “Kültürler ve Dinlerarası diyalog” AKPM başkanının başkanlık programının ana maddelerinden birini oluşturuyor.
“Diyalog” kıymetli okuyucu, bir önceki yazımızda Papa'nın Bali Konferansına gönderdiği mesaja yaptığımız atıftan da görüleceği üzere; “misyonerlik”le eşittir..
Buyurun buradan yakın…
Namık Tan “Ekümenikliği tanımıyoruz” diyor, “Bütün dünyaya anlattık” diyor..
Papa'dan sonra da AKPM'de dalga geçer gibi “Ekümenik” diyor..
Hadi yabancıya gücünüz yetmiyor..
TC vatandaşı olan, Türk Devletinin bir kurumu olan, Lozan şartlarına bağlı olması gereken bir kurumun sorumlusu olan şahıs da sizi dinlemiyor?
Türk Devletinin kanunları Patrikhane'de geçmiyor mu?
Takmıyorlar mı sizi Bay Tan?
Kendi vatandaşlarınıza kendinizi anlatamazsanız başkasının saymasını nasıl sağlayacaksınız?
Acarkent olayına iki yönden bakmak gerek..
1. Acarkent'e giremeyen devlet Fenerkent'e-Heybelikent'e nasıl girsin?
2. Yahut; Acarkent'e gücünüz yetip tapu iptal davası açıyor, inşaatları mühürlüyorsunuz da Fenerkent'e yetmiyor mu?
Durum her iki halde de vahimdir…
Biz yazıya son noktayı koyarken duyduk ki Papa nihayet ayrılmış..
Ayrılırken de “Kalbim İstanbul'da kalıyor” demiş…
Soru 1) Kimlerin kalbini aldı da gitti dersiniz?
Ve Papa'dan sonra bize kalan İstanbul ve Türkiye'de cevaplanması gereken en âcil ve cevaplanması gereken soru da şudur:
Soru 2) Türkiye Lozan'a göre kurulmuşken, Lozan'a göre kurulmuş Türkiye'de yürürlükte bir anayasa ve bu anayasanın Birinci Maddesi varken, Anayasa'nın ilk üç maddesinin korunması ve kollanması ile kendisini görevli addeden bir Silahlı Kuvvetler varken…
Türkiye'de böyle bir deklarasyon yayınlanabilir mi?
1 Aralık 2006
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
|