Siyaset21 Kasım 2006 00:00

Dersaadet'te Kilise Çanları - Hüseyin Mümtaz

BOP’un eşbaşkanı değil ama işbirlikçisi, saha ajanı.. Fener papazı küresel hesaplaşmanın, bölüşmenin Amerika ayağını temsil ediyor ya… MGK’nın light hâle getirilmeden önceki son genel sekreteri Tuncer Kılınç Paşa Amerikan azgınlığına karşı, Türkiye’nin İran ve Rusya ufkundan bahsetti ya.. O halde bu ittifaka meyledenler mutlaka “Rusçu” olmalı.. Solcular tamam, “ulusal sol” da tamam, Türk solu da haydi bir derece, fakat “sağ” nasıl olur da Rusya’yı düşünebilir? Sol ile sağ, “devlete müzahir” bir takım Müslüman ve Hıristiyan cemaatler nasıl olur da Amerika’ya karşı durup Rusya ile fikri yakınlığı düşünebilirler? Milli İttifak’tan korkuyorlar, uykuları kaçıyor.. Milliyetçiliğin her rengi mutlaka Amerikan güdümü ve kontrolünde olmalı..fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acneoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Dersaadet'te Kilise Çanları

Hüseyin Mümtaz

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  22.11.2006
   
 

 

 

“Çok korkmuş kadın güzelliği harb-i umumi yıllarının” der bir şiirinde Attila İlhan..

Harb-i umumi yılları tamam da, “kadın”a itirazım var..

Örneğimizde “kadın”ın “çok korkmuş çirkinliği”nden söz edilebilir ama nedense “ittihatçılar” hâlâ ortalıkta yok....

Ve Dersaadet’te alabildiğine çan sesleri..

İlber Ortaylı acaba….

.. meselâ Osmanlı “Pazar”larında…

Sultanlar ve Şehzadeler Topkapı’da keyifli bir “brunch”dayken…

Kiliseler’in çan çalarak Rumları âyine davet ettiğini söyleyebilir mi?

O çok korkmuş kadın, peruğun arkasına gizlemeye çalıştığı yüzüyle “Atlantik ötesinden gelen casus”luğa soyunmuş..

BOP’un eşbaşkanı değil ama işbirlikçisi, saha ajanı..

Fener papazı küresel hesaplaşmanın, bölüşmenin Amerika ayağını temsil ediyor ya…

MGK’nın light hâle getirilmeden önceki son genel sekreteri Tuncer Kılınç Paşa Amerikan azgınlığına karşı, Türkiye’nin İran ve Rusya ufkundan bahsetti ya..

O halde bu ittifaka meyledenler mutlaka “Rusçu” olmalı..

Solcular tamam, “ulusal sol” da tamam, Türk solu da haydi bir derece, fakat “sağ” nasıl olur da Rusya’yı düşünebilir?

Sol ile sağ, “devlete müzahir” bir takım Müslüman ve Hıristiyan cemaatler nasıl olur da Amerika’ya karşı durup Rusya ile fikri yakınlığı düşünebilirler?

Milli İttifak’tan korkuyorlar, uykuları kaçıyor..

Milliyetçiliğin her rengi mutlaka Amerikan güdümü ve kontrolünde olmalı..

Ve gelsin bir takım felsefi özentili Galiyev çeşitlemeleri…

Böyle “derin feylesof”un, Neriman Nerimanov ile Nadir Şah’tan neden haberi yok?

CIA ajanları gemi azıya alınca Rum papazlar durur mu?

Tabii onlar da azdı..

Madem arıyordun, al sana irtica, al sana mürteci..

Papa’nın gezisini fırsat bilerek bunlara da bir haller oldu..

Önce Barthalemeos Aslı Aydıntaşbaş ile konuştu..

Dedi ki;

1. Heybeliada Ruhban Okulu’nu “Derin Devlet” açtırmıyor…. Laik devlette hiç ayrımcılık olmamalıydı. Ancak laik devlette din ayrımcılığı var. Bu büyük bir tezat. Bu okul laikliğe ters dediler. Peki 1923'den 71'e kadar nasıl açıktı? Lozan'a göre okulun açık olması lazım. Lozan'a aykırı olsa kapatılırdı. Bu okul Atatürk döneminde de açıktı. Türkiye laik bir devlet. Din ve devlet işleri ayrıysa, devlet makamları nasıl bir dini kurumun içişlerine karışıyor, bizzat ismine itiraz ediyor. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bana "Bu okulu 24 saatte açarım" demişti. Sayın Çelik "Hukuki engel yok" dedi. Ama ortada siyasi irade yok. AKP hükümeti ilk geldiğinde ümitliydik. Güzel sinyaller verdi. Dine saygılı bir parti diye ümitlendik, o zaman bize de saygı olur, ruhban okuluna sıcak bakar diye ümitlendik. Özal yaşasaydı okul açılırdı. Patrikhanemizin restorasyonu için 47 yıldır verilmeyen izni bir imzayla halletti.

2. Ekümenik’im. Bunda ısrarcıyım ve feragat edemem. Gelecek nesillere mecburiyetimiz var. Bu unvanı bırakamam.

3. Devlet kendi öz vatandaşlarına eziyet çektiriyor. Devlet babadan hakkımızı istiyoruz. Kıbrıs diyorlar, Batı Trakya meselesi diyorlar. Ben kendi haklarımı istiyorum devletten. Başbakan'la görüşmemizde, Atina'da cami açılmasını gündeme getirdi. Ben de açılması gerektiğini düşünüyorum. Ama burada benim kabahatim ne? Ben bir Türk vatandaşı olarak nasıl Atina'dan sorumlu olabilirim.

4. Gitmeyiz. Biz 17 asırdır buradayız. Ve burası Ortodoks aleminin merkezi. Ortadoks dünyasının en önemli makamlarının Tük topraklarında olması bir nimettir. İstanbul medeniyetler beşiğidir diyoruz. İstanbul için önemli değil mi? Bize daha büyük saygı lazım.

5. Papa ziyareti çok önemli. Türkiye'nin imajı ve dinler arasındaki diyalog için büyük bir fırsat. Kendisiyle başbaşa görüştüğümde Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiği mesajını vereceğim. Türkiye Müslüman ülke olarak AB üye olması yanlış değil çünkü bu karşılıklı zenginlik getirecektir. AB Hıristiyan Kulübü kalmamalı. Papa istenmeyen adam olmayacak. Bu Papa, âlim sıfatıyla dünya çapında etkin. Önemsenmeyecek bir şahsiyet değil. Bu geziden faydalanmalıyız. Kötü kullanılırsa, Türkiye'nin imajı açısından zararlı olur. AB'ye üye olmak isterken, böyle bir imajdan kaçınmalıyız. Papa bütün Katolik ülkelerinde etkili. Vatikan 'biz AB üyesi değiliz' diyor. Ama herkes biliyor ki, Katolik devlet adamları üzerinde etkileri var. Menfi ya da müspet, küçümsenmeyecek siyasi otoriteleri var. Psikolojik olarak tatsız şeyler olursa tabii ki Brüksel'de Aralık'ta konuşulur. Resmi olmasa bile kendi aralarında konuşurlar..

Yalan söylüyor…

Çünkü Heybeli Ruhban’ı “devlet” kapatmadı ki “derin”i açsın.. 1971’de hükümet “özel üniversiteler ve yüksek okullar”ı kapattı, devletleştirdi.. Devlete bağladı..

Heybeli’yi “kapatan”, Patrikhanedir.. Onlar, devlete değil, kendilerine, kiliseye bağlı olmasını isterler okullarının.. Okulun meselâ Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine bağlı bir Teoloji Yüksek Okulu olması gibi gösterilen bütün çözümleri reddederler.. Okul bağımsız, daha doğrusu ille de Patrikhaneye bağlı olmalıdır, “Devlet” denetleyememelidir..

Vre patrik efendi.. Bildiğin bütün azizlere dua et.. Dua et, iyi ki derin devlet yok diye.. Olsa, böyle konuşabilir miydin?

İznik Konsili’ni bir an için gözden uzak tutarsak Fener Osmanlı devrinde; aynı imparatorluk içindeki diğer kiliseler nezdinde ekümenik olabilir.. Fakat Cumhuriyet’in kuruluş senedi olan Lozan’da “Sadece İstanbul Rumları”nın dini gereklerini karşılama kaydıyla Türkiye’de kalma izni verilmiş bir papaz nasıl ekümenikliğini ileri sürebilir?

O zaman da yazmıştık.. Erdoğan’ın bu papaza Atina’da cami ihtiyacını belirtmesi siyaset acemiliğidir.. Gaftır.. Bir “TC vatandaşı papaza”, Atina’nın hesabını nasıl sorarsınız? Yunan hükümeti nezdinde aracılık etmesi için nasıl başvurursunuz?

17 asırdır buradayız, gitmeyiz diyor..

“İstanbul Ortodoksların Kudüsü”dür dediği zaman tepki göstermezseniz, elbet iş buraya varır.. Yâni diyor ki adam, senden en az bin sene önceden beri ben buradayım, sen misafirsin, ben ev sahibiyim..

Herkes lâyık olduğu lâfı işitir..

Ve sonunda, Papa’ya iyi davranın diyor, AB üzerinde etkilidir diyor, tatsız şeyler olursa Aralık’ta resmen olmasa bile kendi aralarında konuşurlar diyor..

Tehdit ediyor, şantaj yapıyor..

Rum papaz Türkiye’de de devletin Yunanistan’da olduğu gibi kilisenin emrinde olmasını istiyor.. Laiksen nasıl karışırsın diyor.. “Türkiye laik bir devlet. Din ve devlet işleri ayrıysa, devlet makamları nasıl bir dini kurumun içişlerine karışıyor” diyor.,

Türkiye iyi ki laik bir devlet, elbette laik bir devlet.. Laik ve üstelik üniter olduğu için bağımsız kurumlar, başına buyruk dini kurumlar yok.., Kurumlar derebeyliği yok..Devlet laik, vatandaş dindar.. Vatandaş dinci değil, din tezgâhtarı, bezirgânı değil.. Devlet “vatandaşın dini görüşüne” karışmıyor, kendisi karışmadığı gibi başkasının da, meselâ Ortodoksların da karışmasına izin vermiyor.. Devlet içinde ayrı bir “kurum” olarak dilediği gibi at oynatmasına izin vermiyor.. Devleti yönetmesine, bazı şeyler dayatmasına izin vermiyor.

“Bağımsız” Heybeli Ruhban Okulu’nda öğrencilerin dini kıyafetle öğrenim görmesini düşlüyorsunuz değil mi?

Hiç boşuna lâf salatası yapmayın.. Bu anayasada bu maddeler durdukça ve değiştirilmesi teklif dahi edilemedikçe devletin ne demokratik, ne sosyal, ne hukuk ve ne de laik özelliği ile uğraşamazsınız..

Abesle iştigaldir, boş iştir..

Papaz’a; daha birkaç ay önce Müslümanlık aleyhine demeç vermiş Papa’yı nasıl olup da Türkiye’ye davet ettiğinin hesabı bir gün elbet sorulacaktır..

Akepe’nin kıvrak bir bilek hareketiyle sorumluluktan nasıl sıyrıldığı, “ihale”nin; papaz davet etti denmesin diye nasıl olup da Cumhurbaşkanı’na bırakıldığı da elbette not edilecektir.

Fener papazı konuşacak da Kıbrıs’taki susacak mı?

KKTC’nin kuruluşunun 23’üncü yıldönümünden iki gün önce 13 Kasım günü Lefkoşa Rum kesiminde düzenlenen bir törenle yeni seçilen Rum Başpiskoposu II’inci Hrisostomos “tahta” oturdu..

Bizans İmparatorluk kıyafeti giydirildi ve eline imparatorluk asası veridi.

Güzel…

Gel o zaman meselâ Trabzon Ayasofya’da bir âyin yap madem Bizans İmparatorusun.. Yahut Sümelâ’yı bir ziyaret et..

Et de gör…

…dünyanın kaç bucak olduğunu..

Hrisostomos da Barthalemeos’tan geri kalacak değil ya, esip gürlemiş..

"Müezzinin sesi de bizi rahatsız etmiyor. Ancak bizi yasa dışı 'işgal' rahatsız ediyor, insan haklarımızın 'işgal' kuvveti Türkiye tarafından ihlal edilmesi bizi tahrik ediyor. Ancak Kıbrıs halkına şu teyitte bulunmak istiyorum ki Kilise, şovenizmden ve aptal kahramanlıktan ve sebepsiz yılgınlıktan uzak bir şekilde, Türk askerlerinin ve yerleşiklerin çekilmesine, vatanımızın kurtulmasına ve bütün halkımızın insan haklarının tesis edilmesine kadar milli mücadele saflarında kalacaktır. Kilise olarak iki toplum arasında güven tesis edilmesi ve Kıbrıslı Türklerle Rumların barış içinde bir arada yaşamasına katkı koyacağız. Biz yerleşiklerin ve Türk işgal askerlerinin gitmesini istiyoruz. Kıbrıslı Türklerin arzusu da bu yöndedir. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, yine barış içinde yaşayabileceğimize inanıyorum." (Alithia Gazetesine demeci. 18.11 2006)

Hızını alamıyor, aynı ağabeyi gibi o da Türkleri AB sopasıyla korkutuyor..

“Biz Türkiye'nin Avrupa sürecini istiyor ve arzu ediyoruz, çünkü Avrupa'ya girmesiyle birlikte, Avrupa kurallarına uymaktan başka bir şey yapamayacak. İnanıyorum ki Avrupa kurallarına saygı duyan bir Türkiye, çeşitli sorunların ve özellikle Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüyle var olan kabul edilemez durumun çözümüne katkıda bulunacak."

Bu iki fevkalâde örnekten sonra daha hâlâ irtica ve mürteci tarifi mi istiyorsunuz?

AB’ye girmemizi Fener papazı istiyor, Lefkoşa papazı istiyor, Ermeniler istiyor, PKK’lılar istiyor..

İşkillenmemiz için yeter sebep değil mi?

Yetmedi..

Talat, Soyer, CTP takımı istiyor..

Akel istiyor…

ABD ve Akepe istiyor..

Bir de bazıları bu kadar rezaletten sonra hâlâ son derece mahcup ve ürkek; “Onurlu bir üyelik” istiyor..

“Müezzin sesinden değil, askerden ve 74’sonrası göçmen (yerleşik) lerden rahatsızız” diyor, “Biz Kıbrıslı Türklerle yine anlaşırız” diyor Lefkoşa Papazı..

Türk askerini ve “yerleşik”leri istemeyen başkaları da var..

Talat, Soyer ve CTP takımı..

Magosa’da, Türk askeri ve yerleşikleri istemeyen Akel’e ev sahipliği yapıp ballı-börekli içkiler içiyorlar..

Türk askerini ve yerleşikleri istemiyorlar ama radikal Marksist oldukları halde hayrettir, Müftü-Müezzin’den rahatsız olmuyorlar..

Lefkoşa papazı gibi..

“Derin devlet”den rahatsız olan Fener papazı gibi..

Peki..

Bu kadar irtica-mürteci’den sonra yine dönelim mi laikliğe?

10 Kasım günü Anıtkabir’de halk Büyükanıt’ı görüp “Türkiye lâik kalacak” diye tempo tutuyor..

Büyükanıt gülüyor.. Ağırına gitmiyor.

11 Kasım günü halk Büyükanıt ve Sezer’e “Türkiye lâik kalacak” diye tempo tutuyor.. İkisi de üstüne alınmıyor..

Akepe heyeti namazdan çıkınca halk “Türkiye-Çankaya laik kalacak” diyor..

Erdoğan alınıyor.. “Maçtaki gibi tezahürat yapıyorlar, kime söylüyorlar, neden söylüyorlar?” diyor..

Erdoğan üç gün sonra Esenyurt Belediyesi tarafından yaptırılan ve aralarında kendi adını da taşıyan bir takım tesislerin toplu açılışını yaparken laiklik sloganlarına yanıt veriyor; “Kavram kargaşalarıyla, kavgalarıyla uğraşmadıklarını belirterek, "Çünkü kavram kargaşaları halkımın karnını doyurmuyor" diyor..

Yâni “Laiklik karın doyurmuyor”..

Arınç da laiklik için “yeni tarif” isteyince Büyükanıt “laikliğin içi boşaltılıyor” dememiş miydi?

Harb-i Umumi bitmiş, müzakere ve mütareke dönemindeyiz..

Nerede sokak aralarında çakmak bakışlı, horozu çekilmiş tabanca ufuklu ittihatçı zabitleri?

Meydan Sait Molla ile Rahip Frew’lara kalkmış..

Tarih, 18 Mayıs 1919…

Harb-i Umumi yok ama Umumî BOP, Umumî GOKAP var…

Sakarya’ya ise daha çok var..


21 Kasım 2006

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

 






www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2006