Siyaset17 Kasım 2006 00:00

Talat'ın Askerle ve Türkiye ile Dansı - Hüseyin Mümtaz

Kürsüdeki Albay; “Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı” diyor.. Lefkoşa'da KKTC'nin 23'üncü kuruluş yıldönümü törenlerine katılan herkes alkışlıyor. Talât alkışlamıyor.. Eşi uyarıyor, açık ve net bir biçimde “Alkışlamayacağım” diyor.. ... Başbakan olunca da söylemedi Marşı.. Dr. Küçük'ün kabrindeki resmi bir tören sırasında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın arkasında “sustuğu” gözlenince adı “Kıbrıs'ın İstiklâl Marşı söyleme özürlü başbakanı”na çıktı. Peki ama hazret madem ilkelerine bu kadar bağlı ve bu kadar “tutarlı” idi, Antalya'daki komedi “kurultay”da eline neden çekiç alıp da örste demir dövdü, “Bozkurt” heykeli aldı.. symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle renovation skive renova

Talat'ın Askerle ve Türkiye ile Dansı
Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  17.11.2006
   
 

 

Kürsüdeki Albay; “Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı” diyor..

Lefkoşa'da KKTC'nin 23'üncü kuruluş yıldönümü törenlerine katılan herkes alkışlıyor.

Talât alkışlamıyor.. Eşi uyarıyor, açık ve net bir biçimde “Alkışlamayacağım” diyor..

Albay'ın okuduğu mısra “İstiklâl Marşı”dan.

İstiklâl Marşı ile sorunu olan sadece Talât değil.. Hırant Dink de aynı dertten muzdarip.. “Kahraman ırkıma bir gül” derken, o da “ırk” da sustuğunu söylüyor…

Kaldı ki Talât'ın bu ilk “sabıkası” da değil..

Muhalefette iken Türkiye'de katıldığı hiçbir toplantıda marş söylenirken ağzını açmamıştı.. Maç başlarken susan yabancı futbolcular gibi..

“Türkiye benim anavatanım değil”

diyen bir “politikacıdan” ne beklersiniz ki..

Başbakan olunca da söylemedi Marşı.. Dr. Küçük'ün kabrindeki resmi bir tören sırasında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın arkasında “sustuğu” gözlenince adı “Kıbrıs'ın İstiklâl Marşı söyleme özürlü başbakanı”na çıktı.

Peki ama hazret madem ilkelerine bu kadar bağlı ve bu kadar “tutarlı” idi, Antalya'daki komedi “kurultay”da eline neden çekiç alıp da örste demir dövdü, “Bozkurt” heykeli aldı..

15 Kasım dolayısı ile adaya her yıl harekâta katılan emekli askerlerden bir heyet gönderilir..

Bu yıl da giden heyeti Cumhurbaşkanı “kabul buyuruyor”, “74'de iyi ki gelmiştiniz” diyor..

ART Muhabiri bir soru soruyor;

“Siz muhalefette iken bir yerel gazeteye -Türk askerinin adada bulunuşu illegal- demiştiniz, şimdi fikriniz değişti mi?”

Sinirleniyor “Cumhurbaşkanı”..

“Burada söyleyeceklerimiz bu kadar, basın toplantısında konuşuruz”

diyor..

Basın Toplantısı'nda bir şey demiyor..

Aslında diyor..

“Bağımsızlık için değil, birleşmek için çalışacağız.. Bu devlet bağımsızlık için değil, birleşmek için kurulmuştur”..

Kimle birleşmek?

Rumla…

Yok yahu…

“KKTC Cumhurbaşkanı” olarak Pakistan'a davet ediliyor.. Müşerref ile görüşüyor.. Daha yoldayken demeci patlatıyor..

“Bu ziyaretin tanınmakla ilgisi yoktur”..

Müsteşarı da aynı mealde Lefkoşa'da konuşuyor.. Yeter ki “Rumlar yanlış anlamasın”..

Törende konuşan Albay, ki Kolordu'nun değil Güvenlik Kuvvetleri personelidir; başka ne diyor?

"Ne mutlu bayrağı daima yüksekte tutanlara”,
“Ne mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kuran ve yaşatanlara”,
“Ne mutlu Türküm diyene!"

Talat'ın bunlar ağırına gidiyor..

Sonra Serdar'a Türkiye'deki bir konferansında soruyorlar;

“Türkiye düşmanı CTP ile neden koalisyon kurup başımıza belâ ettiniz?”

Cevap..”Kıbrıs'ta kimse Türkiye düşmanı değildir..”

Aman ne güzel… Kimse Türkiye'ye düşman değilmiş..

Talât geçen sene; “Kıbrıs Kıbrıs olalı beri Cumhurbaşkanı-Elçi-Kolordu Komutanı şeklinde “Saray”da gerçekleştirilen halkla bayramlaşmayı iptal etmiş, “Cumhurbaşkanı benim” demişti..

Kolordu Komutanı da Ortaköy'deki Alay gazinosu'nda alternatif bayramlaşma düzenlemiş, halkın çoğunluğu ve Denktaş oraya gitmişti..

Talât adanın sadece kuzeyinde Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlıyor ama yurt dışında “Aman ha.. Tanınmak değil bu” diyor..

Peki o dış ziyaretlere hangi sıfatla gidiyor?

Görülüyor ki; Talât geçen sene dini bayramlarla başlattığı protesto ve Türkiye karşıtlığını bu sene milli bayramlara da taşımış vaziyette..

Geçen sene de sormuştuk.. Kolordu Komutanı askerini araç ve silahlarını neden bu “istenmediği” bayramlara gönderiyor?

Türk yıldızları neden uçuyor? Savaş gemileri neden Girne ve Magosa'ya geliyor?

Asker, kendi bayramlarını kendi garnizonlarında kutlasın, Talât'a da Güvenlik Kuvvetleri, Polis, İtfaiye kalsın..

Talât ve etrafı Türk askerini istemiyor..

Türkiye'yi istemiyor..

İktidar olmaları, 40 yıllık söylemlerinden vaz geçtikleri anlamına gelmiyor, takiyye yapıyorlar..

Magosa'da Akel ile CTP buluşuyor, âlem yapıyorlar.. Akel lideri ve Papadopulos'un dizginlerini uzaktan komutayla elinde tutan Hristofiyas “askersiz Kıbrıs” istiyor.. Soyer, “Türk tarafı zaten Annan Planını kabul ederek askersizleştirilmeyi kabul etmiştir” diyor..

Annan Planı ile adadan yollanacak olan İngiliz askeri, Rum askeri filan değildir efendiler, Türk askeridir..

Dereyi geçene kadar Serdar hükümette tutulmuştur.. Soyadından dolayı Serdar'a artık tahammül edilemediği noktada Akepe ile işbirliği yapılarak “Müftü darbesi” gerçekleştirilmiştir.

CTP gücü yeterse ve şartlar oluştuğunda Akepe'ye de, Akepe şahsında Türkiye'ye de yine “barra” diyecektir..

Şimdi AB havucu sayesinde “stratejik işbirliği” içindedir Akepe ile..

Akepe referandum öncesi “Barra Türkiye” sloganını ciddiye almamış yahut anlamamıştı..

Belki de anlamazlıktan gelmişti..

CTP'nin ve Talât'ın doğal müttefiki Kıbrıs Rumlarıdır, Türkiye ve Türk askeri değildir..

Ellerine geçen ilk fırsatta, “konjonktür” denk geldiğinde KKTC'ye BM Barış gücü isteyeceklerinden şüpheniz olmasın..

Üstelik bu sefer kimse Afganistan ve Lübnan'da olduğu gibi Türk askerinin bu güçte de yer alması için ısrarcı olmayacaktır..

Teklif bile edilmeyecektir..

Her sene 20 Temmuz ve 15 Kasım'larda “destek” için Türkiye'den giden heyetler genel havadan etkilenir, başımıza kırk yıllık mücahit kesilir, neredeyse Denktaş'ı solda bırakırlar..

Arınç, Erdoğan ve son olarak da Gül bunun örnekleri.. Esip gürlediler, Rum'a, AB'ye, BM'ye haddini bildirdiler..

Orada yaptıkları konuşmalara bakınca “Analar ne aslanlar doğuruyormuş?” diyorsunuz..

Ama muhteremler Türkiye'ye dönünce süratle asıl söylemlerine “rücu” ediyorlar..

Bu komediyi daha ne kadar yaşayacağız?

CTP'yi ve Akepe'yi daha ne kadar sırtında taşıyacaktır Türkiye?

17 Kasım 2006

“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2006