| |
|
| |
 |
|
 |
| |
(Editörün Notu : BOTAŞ Genel Müdürlüğünde başmüfettiş olarak görev yapan Metin Özbalcı'nın "intiharı" ile ilgili bir arkadaşının yazdığı yazıyı ve yazının sonunda ilgili haberi dikkatinize sunuyoruz)
Dün akşamdan buyana, içimde, sebebini bilemediğim bir sıkıntı vardı. Hanım, ikide bir “hayır düşün, hayır olsun” diyerek, beni teselli etmeye çalışıyordu, fakat nafile... Meğer, acısı içime düşmüş. Haber sabah ulaştı bana; BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nde Başmüfettiş olarak vazife yapan aziz kardeşim METİN ÖZBALCI UÇMAĞA VARMIŞ!
Küresel cuntanın tekeline geçtiğinden beri, bizim evde “televizyon” denilen şeytan kutusu kilide vurulduğundan, meşûm olaydan –ancak- bu sabah haberdar olabildim.
Müşterek arkadaşlarımızdan biri, titreyen bir sesle hadiseyi haber verdiğinde, düşündüm de, kendimi bileliden buyana aldığım kaçıncı elemli haberdi bu? Sayısını hatırlamıyorum. Aslında, artık yüreğimin dağlanmış olması lâzım, fakat hâlá kanamaya devam ediyor, her acı haberde…
Arkadaşlığımız çok eskilere dayanıyordu, Metin’le. Belki de çocukluk arkadaşıydık diyesim geliyor ama, O Kilis’li, ben ise Karadenizli. Yine de, evvelini hatırlayamayacağım kadar eski idi, arkadaşlığımız. O, yaşça benden biraz büyüktü. Bu yüzden bazen ağabeyimiz, bazen da arkadaşımız dı.
Fakir bir ailenin çocuğu idi. Hem ailesine bakıyor, hem de okuyordu. Beyazıt ile Yenikapı arasındaki talebe yemekhanelerinin ve meyhanelerin çoğunda bulaşıkçılık, garsonluk, aşçı yamaklığı, temizlikçilik … aklınıza ne gelirse işte… hepsini yapmıştı.
O, her hâl ve kârda “ayakta durabilen” adamlardan dı. Kitabında pes etmek yoktu.
Tam bir Anadolu yiğidi idi; saf, temiz, mert, gani gönüllü… Bu yüzden, talebeliğimizde, çalıştığı işyerinin yakınlarından geçmeye korkardık. Zira, O’na görünmemek için ne kadar özen göstersek de, yine bizi yakalar, zorla içeri sokar, tıka basa doyuncaya kadar, önümüze yemek taşımak isterdi. Hesap ödemek ne mümkün? Patronu ile başı derde girmesin diye, bir tabak kuru fasulye ile bir ekmeği bitirir, başka yemek getirmemesi için –adeta- yalvarırdık. Bizim yüzümüzden işini kaybedecek diye, ödümüz kopardı. Öyle ya, biz yalnız başımıza zar zor idare ederken, O, bir de ailesini geçindirmek zorunda idi…
Metin, sağlam karakterli bir gençti. Aynı zamanda da “mütedeyyin” bir Müslüman!
Nitekim, bütün “güneyli Türkmenler” gibi, O’nun da yanık bir sesi olmasına rağmen, Yenikapı’da, akşamları bulaşıkçılık yaptığı bir meyhanede, patronunun “Metin, evlâdım, n’olur, her akşam üç beş Türkü çığırıver, variyetim senin olsun” şeklindeki yalvarmalarına -aslında çok ihtiyacı olduğu hâlde- iltifat etmemiş ve “ben, mutfakta bulaşık yıkarım, fakat berduşlara sâkilik yapmam” diye, kestirip atmıştı…
Mekteb-i Darülfünun’dan mezun olduktan sonra “bir kamu bankası”nda “müfettiş yardımcısı” olarak vazifeye başladığında, bütün arkadaşlar, nasıl da çocuklar gibi sevinmiştik.
Sonunda, O’na da kıydılar!
Okumuyorum ya, duyduğum kadarı ile “küresel cunta”nın tekelindeki matbuat, hemen hadise ile ilgili hükmünü vermiş “intihar”!
Bu Devlet’te hâlá ehl-i namus vatan evlâtlarının vazife yaptıklarına inanıyorum. Dolayısı ile –muhakkak surette- hakikatin ortaya çıkacağını ümit ve temenni ediyorum. Fakat, şu kadarını söyliyeyim ki aziz dostlarım, Metin, kendi kafasına sıkacak adam değildi!
Metanetli adamdı, Metin!
Yiğit, mert adamdı Metin!
Gözünü daldan budaktan sakınmayan, yürekli adamdı, Metin!
İt, çakal O’na vız gelir, tırıs giderdi.
Hülâsa, Metin, sıkması gerekiyorsa, gözünü kırpmadan sıkabilecek kıratta bir adamdı, fakat kendi kafasına değil!
Karıncayı incitmekten çekinirdi. Yunus yürekli idi.
Üstelik;
Husûsi dilekçelerini devletin kâğıdı ile ve devletin bilgisayarında yazmaktan imtina edecek kadar da….
İntihar etmenin, yani Allah’ın verdiği cana kıymanın “cinayet işlemek” ile eşdeğer olduğunu bilebilecek kadar da…
mütedeyyin!
Böyle bir adam, kendi kafasına sıkabilir mi?
Hayır, asla!...
Küresel cunta, daha mevtanın nâşı soğumadan, tekelindeki basım-yayım araçları vasıtası ile türlü türlü tezviratlarla kafaları bulandırmaya başladı.
Anlaşılan, yine, milletin aklı başına gelmeden, gerçekleri altüst etmek niyetindeler.
Tabiî, başka türlü davranmaları da zaten beklenemez.
BOTAŞ, küresel cuntanın hem “arpalık” olarak, hem de Türk Devletini iktisâdî açıdan zayıflatma amacı ile “operasyon vasıtası” olarak kullandığı kurumlardan biri.
Bu tür kurumlarda “yetim hakkı” diye direten vatan evlâtlarının bulunması, elbette ki küresel cuntanın ve yerli işbirlikçilerinin işine gelmiyor.
Ancak, katil ya da katilleri henüz bilemiyorsak da, azmettiricileri meçhûlümüz değil.
O yüzden…
Dost, düşman herkes bilsin ki…
“O GÜN” uzak değil!
“O GÜN” geldiğinde, bütün sandıklar açılacak…
“O GÜN” geldiğinde, sandıklardan bütün defterler çıkarılacak…
“O GÜN” geldiğinde, hiçbir hesap yarım kalmayacak!
“O GÜN” uzak değil!
***
Sevgili kardeşimle, Ankara’ya hemen her gidişimde görüşür, eski günleri yâdederdik. En son, bir süre önce, Sıhhıye’de, bir hemşehrisine ait kebapçı dükkânında, birkaç arkadaş, birlikte yemek yemiştik. Kendisi, aynı zamanda yaman bir kebap ustası idi. O gün, tezgâhın başına geçmiş, kendi elceğizleri ile bize acılı Adana hazırlamıştı.
Zaten neşeli adamdı. O’nda “gam”dan ve “kasavet”ten eser bulunmazdı. O, dünya ile hesabı olmayan bir adamdı, çünkü!
O gün, yine bizi gülmekten kırıp geçirmişti. Ayrılık vakti geldiğinde, hepimiz nasıl da hüzünlenmiştik. Zaman su gibi akıp geçmiş, memur arkadaşların hepsi de mesâîye geç kalmışlardı. Yine de, ayrılmak gelmiyordu kimsenin içinden. Vedalaşırken, durup durup sarılmıştık birbirimize. Son görüşmemiz olduğunu nereden bilebilirdim ki…
Tam, arkamı dönüp gitmek üzere iken, kolumdan çekmiş ve yemek esnasında peçeteye yazdığı bir şiiri elime tutuşturmuştu.
Meğer, kendisini tarif etmiş şiirinde.
Aziz dostumun, can yoldaşımın bu nefis şiirini siz değerli dostlarımla, ülküdaşlarımla paylaşmak istiyorum;
ONLAR
Sağlam adamlardı ONLAR!...
Soylu atlar gibi…
Duygulu adamlardı ONLAR!...
Tıpkı,
Tıpkı, akan sular gibi,
Dingin, berrak ve duru,
Zarif adamlardı ONLAR!...
Gölde süzülen kuğular gibi,
Ve, hızlı adamlardı ONLAR!...
Namludan hedefe fırlayan,
Kurşun gibi…
Yalnız ve hür adamlardı ONLAR!...
Dağdaki BOZKURTLAR gibi,
Kararlı ve korkusuz adamlardı ONLAR!...
Tıpkı, dünyayı fetheden ecdatları gibi,
Yılmadılar, çok çalıştılar,
Bazen göçmen kuşlar gibi,
Gökyüzünü kapladılar…
Ve, ülkelerine uçtular…
Her dakikalarını bir ömür gibi,
Yaşadılar…
Yürekli ve şerefli adamlardı ONLAR!...
Ölürken bile ölüme meydan okudular,
ONLAR! Heyy!... ONLAR!...
Yani, BİZİMKİLER!...
ADAM gibi ADAMDI ONLAR!...
Ölüme, düğüne gider gibi koştular,
Ve, UÇMAĞA vardılar…
M. Metin ÖZBALCI
BAŞMÜFETTİŞ
NÛR İÇİNDE YAT, aziz kardeşim.
Sana, Cenab-ı Hak’tan rahmet, acılı ailene başsağlığı diliyorum.
Gözün arkada kalmasın…
Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,
Dönersem kahpeyim, millet yolunda azimetten!
TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN!!!
********************************************************************************
BOTAŞ'ı Derinden Sarsan İntihar
Yetkililerden alınan bilgiye göre, BOTAŞ'ta Başmüfettiş olarak görev yapan Özbalcı, mesai saatinin bitimine doğru bürosunda ölü bulundu.
Konuyla ilgili gazetecilere açıklama yapan BOTAŞ Genel Müdürvekili Saltuk Düzyol, ''BOTAŞ ailesi olarak, üzücü bir olay yaşadıklarını'' belirtti. Düzyol, ''Özbalcı'nın mesai saati sonuna doğru odasında ölü bulunduğunu ve tabancayla intihar ettiğini'' söyledi.
Saltuk Düzyol, olayın Genel Müdürlüğün birinci katında meydana geldiğini, ancak çalışanlar tarafından silah sesinin duyulmadığını ifade etti. Özbalcı için ''sevilen bir arkadaşımızdı'' diyen Düzyol, intihar etmeden önce masanın üzerine bir not bıraktığını, ancak içeriğini bilmediğini anlattı.
Olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısı'nın gerekli çalışmayı yapacağını kaydeden Düzyol, Özbalcı'nın evli ve bir çocuk babası olduğunu söyledi. Özbalcı'nın aynı zamanda Teftiş Kurulu Başkanvekili olduğu öğrenildi. Özbalcı'nin, bu yıl Mayıs ayında yapılan Genel Kurulda Botaş Spor Kulübü 2. Başkanlığına seçildiği bildirildi.
Kaynak : Internethaber |
 |
|
 |
|