| |
(Editörün Notu: Radikal'de Neşe Düzel'in Sabancı Üniversitesi'ndeki emperyalist planla senkron "akademisyenler"den Cemil Koçak ile yaptığı ve Mustafa Kemal üzerinden kürtçülüğe ve ermeniciliğe kapı aralamaya çalışan nitelikli dezenformatif röportaja Almanya'da yaşayan tarihçi Derya Tulga'nın verdiği cevabı bilginize sunuyoruz .)
Bilgin Bey, Soykirim-SA ile Soros'un inisyalleri birlesince SS olur, demokratik terörizm deyince birden çağrısım yaptı. Cemil Koçak ve Neşe Düzel bunların tribünlerine oynayan aydinlarimiz.
Taner Akçam gibilerinden alışık olanlar, düpedüz yanlış olan yarı dogruların içlerindeki doğruluk payı mercek altına alınarak nasıl kanıtlandığını bilirler. Ama bu yarı doğrular tuzağına da sadece yarı okumuşların düşeceğini eklemeden geçmeyelim.
Atatürk'ün sözlerinin sık sık sansüre tabi tutulduğu doğrudur, birilerinin Türkçesi kıtlaştıkca kavrama melekeleri de paslanıyor, onlar da çareyi makasa sarılmakta buluyorlar.
Taner Akcam yeni bir kitap falan yazmis degil, Insan Haklari ve Ermeni Sorunu adli eski kitabini Ingilizceye tercüme ettirmis durumda. Cok daha önceleri defalarca kullandigi "fazahat" hikayesini birileri galiba yeni duymus olacaklar ki, böylesine bayrak actilar, digerleri de feleklerini sasirdi.
Atatürk bu deyimi baslik veya ara baslik olarak da kullanmis degil ki anlambilim veya uslup acisindan degerini abartalim. Atatürk tehcire fazahat dememektedir, onun kasdettigi, diger ettigi laflari da metin tamlamasi olarak alirsak, tehcir sirasinda islenen insanlik suclaridir.
Bu bakimdan kendisinin Talat ve Cemal Pasalarin ettigi
laflardan geri bile kaldigi söylenebilir. Türk tarafinda tehcirin güllük ve gülistanlik bir ortamda gectigi iddialari cok yeni tarihlerdedir. Bizim Disisleri 1988 yilinda "Tehcir edilen Ermenilere turist muamelesi yapildigi ortaya cikti" gibisinden zirvalarla propaganda yapmaktaydi.
Türkce özürlü bazilarinin da "Atatürk bu lafi etmisse soykirimini kabul etmistir" diye panige ugramasina ise benim diyecek bir seyim yok.
Cemil Kocak'a da sunu anlatmak lazim, Atatürk'ün siyasal konjonktürden bu kadar bagimsiz olarak ettigi baska bir söz zor bulunur. Sag olsaydi bugün de bu konuda elifi elifine ayni laflari söyleyecegi kesindir. Siyasetci ise sadece laf üreten adam degil, siyasal davranis ve tavir ortaya koyan bir kimsedir. Siyaset degistirmek, daha olumlu bir asamaya yönelikse sadece bir erdemdir, bir özürlülük durumu degil.
Hafizasina ve birikimine cok güvenen Kocak bundan sonra devamli cam üstüne cam deviriyor.
Birinci Dünya Savasina 3-5 kisinin oyuncagi olarak girmis oldugumuzu reddeden Atatürk buna gerekce olarak cok hakli bir sekilde
"O zaman düsmanlar da bizim ne kadar ilkel bir halk oldugumuz düsüncesine kapilirlar!"
diyor, Ittihatcilara prim verme gibi bir derdi yok. Zaten Ittihatci kadrolardan da, Teskilati Mahsusa'dan da aldigi dayanak ayrismis bir destektir. Ittihatcilara yaranacagim diye savasin esas sorumlulugunu tasiyan Enver Pasa'ya özel bir iltifatta bulunmamistir. Bunun nasil riskli bir oyun oldugunu gercek tarihciler bilirler. Birinci söz ciddi bir ortamda söylenmistir, ikincisi ise ruhu yelpazelemek icin edilmis küfür türündendir.
Ittihatcilar savas suclusu olarak Atatürk'ün gözünden bu kadar düsmüslerse Enver'in en yakini olan Inönü, fedaisi olan Ali Cetinkaya, Sorumlu Sekreteri Celal Bayar gibilerine de güvenmemesi gerekirdi. Zaten Kocak'da yazinin sonunda kendisiyle iyice celisiyor.
Atatürk'ün 1920 yilinda daha pek taze olan Emperyalizm kavramina Osmanli aleyhindeki emperyal girisimler gözü ile baktigi kesindir. Dümdüz olmus bir ülkede kapitalizme karsi olmasi da Bolseviklere verilen bir rüsvet-i kelamdir. Kocak'a sormak lazim, acaba Mustafa Kemal bu laflarla Istiklal Harbini finanse eden esraf ve tüccari
gücendirip ürkütmekten neden korkmamis?
Acaba o cevreleri bu konuda daha önce yatistirmis mi? Bunun elde yeterince ipucu var. Bolsevizmi ülkeye sokmadan ondan alabildigince yararlanmak bir siyasi deha meselesidir, dile dolayacak neresi vardir, anlayamadim.
"Meclisi Atatürk acti" demek Kocak'in ic dünyasini ve niyetlerini tam olarak ortaya döken türden.
23 Nisan 1920 günü acilan BMM Mustafa Kemal'in "Ol" deyip de oldurdugu türden bir sey degildi. Kocak secimlere gayri müslimlerin katilmasinin yasaklandigini atlarsa kafayi bir takim islami adetlere takar. Yani Atatürk orada bir sey yapmis degil, sadece yapanlara katilmis ve engellemede bulunmamis. Burada da Karabekir'in yaptigi Mustafa Kemal cözümlemesi hak kazaniyor. Kocak da Amerikayi kesfedip bununla Nese Düzeli tatmin ediyor.
Türk tarih kurumu Atatürk'ün Islamiyet hakkinda ettigi laflari neden sansür eder, elele olduklari psikolojik savas uzmanlarina sormak lazim. Ama Genelkurmay yayinlarinin bile zararli görülerek toplatildigi bir ülkede bu tür sizofren davranislar normaldir ve bu
Atatürkün de sucu degildir. Mustafa Kemal'in enti püften kültürlü bir insan oldugu ama cok okuyarak bu acigini kapatmaya calistigi Falih Rifki'nin Cankaya'sinda da vardi. Yeni baskilarda bu tür laflarin sansürlendigi söyleniyor.
Atatürk cephelerde gecen bir ömürden sonra tam gaz okuyan birinin tipik davranisiyla sesli düsünmeyi seven birisiydi. Ama yanildigini sezdigi zaman, bu yanilgisini da dil meselesinde oldugu gibi sesli olarak ifade edebilmistir.
1937'de kabul ettigi Suriye Basbakani Cemil Mardam'a pespese "Hepimiz müslümaniz" dedigini ise onun Zagnos Pasa camiinden sonra bir daha hic camiye gitmedigini vurgulayan Kocak'in zihninden cikivermis. Atatürk Mardam'a acaba neyine güvenerek Müslüman oldugunu söylüyor ve bununla da inandirici olabilecegini saniyordu.
"Eğer Atatürk'ün siyasetçi olarak söylediği bir söz, o günkü konjonktüre uymuyorsa sansür ediliyor."
sözü tabii dogru da bu 27 Mayis 1960 darbesinde baslayarak 12 Eylül 1980 darbesinde iyice azan bir huydur. 27 Mayisi yapanlar Atatürk'ün son Basbakaninin Inönü degil de Celal Bayar oldugunu unutturabilmaek icin cok maskaraliga bas vurmuslardir.
"Atatürk asla yanilamaz!" sözünün aslinda "Ben asla yanilmam" düsüncesinin bir projeksiyonu oldugunu erbabi biliyor.
Hic yanilmamak, asla hesap vermemek, keyfi davranmak gibi seyleri Atatürke baglilik sanan kudret sahipleri de her devirde görülmüstür maalesef.
Atatürkcülük diye bir seyin Atatürk'ün sagliginda olmadigini, bunun 6 oka saplanmis Kemalizmle özdes olmadigini Kocak'in bilmesi lazim. Atatürk ideolojilere karsiydi ama yakin cevresinde Recep Peker gibi ideologlarin boy göstermesini de kökünden kesip atamamistir.
"Atatürkçülük bir pragmatizmdir. Dolayısıyla biz bunu söyledik, angaje olduk, bu programın dışına çıkamayız gibi teorik bir platformdan tamamen uzak bir sistemdir. Kazanmak için gereken neyse o yapılır. Gerekirse ittifaklar kurulur ve bozulur."
dendiginde burada kullanilan pragmatizm ise kasdedilen opportünizm ve hatta
makyavelizmdir. Ama gercek anlamiyla Opportünizm olsun, Makyavelizm olsun ve hatta pragmatizm olsun, bunlarin hepsinin belli basli birer ideoloji olduklarini Kocak iska geciyor.
Amaci Atatürk marksist degildi falan demekse, kendisinden hic bir sey saklanamayacagini söylememiz lazim. Ünlü bir üniversite hocasinin böylesine kahvehane geyigine dalmasi anlasilacak sey degil.
Atatürk 1919-1920 yillarinda su girtlagina kadar cikmisken Ermenileri toprak vererek yatistirmayi bile düsünmüs ve her zaman oldugu gibi Ermeni acgözlülügü bunun gerceklesmesini engellemistir.
Kürtlere belli bir özerklik verme düsüncesinin de icten oldugu, ama karsisindakilerin siyasal olgunluk derecesini gördügünde bundan caydigi anlasiliyor.
Yani düsüncesinde hata etmis ve düzeltmistir. "Herkes Türktür" denen devirde ise her nedense anadili Kürtce olanlar eksiksiz sayilmislar ve bu adete ilk 1970 yilinda son
verilmis. Ilk nüfus sayiminin 1927 yilinda yapildigi göz önüne alinirsa, buradan son derece anlamli sonuclar cikar.
Daha 1923 yilinda Hüseyin Cahit'in yaptigi Cumhuriyet elestirisini neredeyse kelimesi kelimesine aktararak orijinallik taslamak da bir alem.
Cumhuriyetin laiklikle neden ilgisi olmasin? Ve de esas soru, Atatürkcüler laiklikte hangi cikarlari dolayisiyla israr etmektedirler? Laiklik aynen milliyetcilikte oldugu gibi kapitalizmin bir türevidir. Kocak herhalde siyasal kuram hazirlik kurslarinda okutulan bu gercege de omuz silkip gecemeyecek. onun icindir ki Ergun Özbudun Türkiye'nin Meksika'nin yolunda gitmemesine ve vakitsiz olarak demokrasiye gecmesine cok yanmistir. Hos simdi
Meksika da karsi devrimcilerin eline gecti ya, orasi da ayri!
Türkiye Özalist kurcalamalarla tam bir Latin Amerika ülkesi haline geldikten sonra antidemokratik darbeci unsurlarin da asiri motive olmalarina sasmamak lazim. Bu Latin Amerika görünümünün Atatürk'ün hayallerine veya planlarina uygun oldugunu kanitlayacak belge bulunabilecegini pek sanmiyorum. Demokrasi ile laikligin ayrilamayacagi ise bastan sona tatava. Totaliter rejimlerin ezici cogunlugu laik rejimlerdir.Sovyetler de öyleydi, Nazi Almanyasi da, Fasist Italya da!
Mete Tuncay Cemil Kocak'in hocasidir, ona tabii ki fark atar ve Atatürk'ü Takrir-i Sükun kanunu üzerine söyledigi laflardan dolayi da Robespierre' le karsilastiran odur. Ama Mete Tuncay hic degilse bu savina bir aciklama ve buna bagli bazi sorular getiriyor. Kocak'in yaptigi ise ezberledigi seyleri papagan gibi tadat etmek! Böyle bilim olmaz!
"Atatürkçülük, Atatürk'e çok haksızlık ediyor. Atatürk böyle ayet düzeyinde birtakım sözlerden ibaret bir insan değil. Onun Birinci Meclis'te milli mücadeleye yön verebilmek ve insanları ikna edebilmek için yaptığı konuşmalar çok önemli. Çok akıllı, öngörü sahibi, kararlı iyi bir siyasetçi Atatürk."
Atatürk'e bu kadar laf ettikten sonra birden her öğeyi Atatürkcülere yikmak da tam bir köylü kurnazligi. Elbette Atatürk sömürüye son derece acik bir konumda, bu son 25 yilda cekilmez boyutlara ulasti. Ama bunun demokratik elestiririsi bu tarzda yapilmaz. Sömürülen deger veya carpitilan laf nedir, onu özgün örnegiyle birlikte sunup cözümlemek gerek.
Nutuk türünden kitaplar dünyanin her tarafinda cok basilir ve az okunurlar.
Ama ben onu orijinalinden okuyup da anladigimda sadece lise ögrencisiydim. Nutuk ne bir otobiografidir ne de sadece telgrafnamelerden kurulu bir metin. Insan Mustafa Kemal'in cok gizli yönlerine isik tutan bir eserdir.
Nese Düzel'in sahte bir safiyetle sordugu
"Biz yakın tarihimizi 'Nutuk'tan öğrenemez miyiz?"
sorusuna verilecek cevap, tek kitaptan tarih ögrenilemeyecegidir. Yoksa o yillarin tarihini ögrenmek isteyenlerin Nutuk'u göz ardi etmesi mümkün degildir.
Kocak'in Istanbul 'un isgal altinda olmadigini iddia etmesi düpedüz küstahlik. Istanbul basini isgal kuvvetlerinin sansürüne tabi idi.
Üstad Ingiliz sömürgesi olan Hindistan'da fikir ve basin özgürlügünün derecesini bilse, herhalde oranin da asla sömürge olmadigini savunacak. Istanbul isgal altinda degilse bu yabanci askerler orada ne yapmaktaydilar? O isgal olmasa Dürrizade Fetvasi türünden seylerin ortaya cikabilecegini Kocak'in akli kesiyor mu?
Her isgalci Nazi Almanyasi ve Sovyetler gibi olmak zorunda degildir. Kaldi ki Ingiliz hosgörüsünün de evreleri vardir. Ikinci Inönü zaferinden sonra tarafsizliklarini ilan etmis olan isgal kuvvetleri neden kalkip da basina bu tür bir sansür uygulasin?
Kocak "Beyaz Ordu taraftari Mensevik Ermeniler" derken kac tane hatayi bir araya getirdigini acaba biliyor mu?
Bilmedigi acik! Ayrica kötü niyetli degilse püskürtme yerine ittirme deyimini kullanmasi da anadiline hakimiyetine gölge düsürüyor. Bizdeki resmi propaganda bir zamanlar Bolsevik Tasnak Ermenilerden bahsederdi, ama cehalette Kocak bu deyimin üstüne tüy dikiyor.
Anadolu Ermenilerinin bu savaslara katilmadigini da galiba Debbagyan üstaddan ögrenmis. Ama o hikaye ikisinin de bildigi gibi degil.
"Cilgin Türkler" gibi ilkel kitaplarin prim yaptigi bir ortamda;
"Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir."
lafinin üremesi esyanin tabiatina uygundur.
Bir de sunu söyleyelim, Büyük Taarruz'da 350.000 civarinda asker modern silahlarla birbirlerine girdiler, catismalar yer yer 12 Eylüle kadar sürdü. Burada verdigimiz 2800 sehit sayisina bakarak o basariyi kücümsemek olsa olsa askeri tarihcilikten habersiz birinin hezeyanlari olur.
Türkiye'de resmi bir tarihcilik oldugu su götürmez, bunun sebebinin bir kismi ideolojikse, büyük bir kismi da tembelliktir. Ama okumaya merakli herkesin bildigi seyleri "Büyük sirlar" kategorisine sokanlarin niyetlerini okumak gerekir. Bizim gibi zavallilarin bildigi her sey yanlis ve uydurmadir. Saklanan gercekleri ise Cemil Kocak gibi dehalar bilmekte ve bizlere lutfetmek istemektedirler.
Keske firsat olup da bir tartissak da, insan nasil sasirtilir kendisine bir göstersek.
Kocak tarih denen dünyadan o kadar habersiz ki, Fransiz devriminin Eski Rejimi tamamen giyotine yolladigini saniyor. Giyotinlenen kralin iki kardesinin 1815-1830 yillarinda yine krallik yaptiklarini unutarak.
Gecmise öylesine bir satir atmak Sovyetlere bile nasip olmamistir. Koskoca tarihcimizin hala Sarikamistaki 90000 sehitten bahsetmesi ise, aslinda kimin resmi tarihten nemalandigini gösteriyor. Veya belki bu da konjonktürel bir seydir, günün kosullari neyse, tarihsel algilama da ona göre olur.
"Aynı kadro, aynı zihniyet Cumhuriyeti devam ettiriyor. Ýşte o zaman da rejim değişikliği olmuyor, iktidar değişikliği oluyor."
sözü nesnel olarak yanlis, Erzurum ve Sivas kongrelerinde yapilan Ittihatci düsmanligi göstermelik degildi. Yilarca bakanlik yapan ve Lausanne 'da bizi temsil eden Riza Nur da Ittihatci degildi, baskalari da! Zaten Kocak'in bu konularda gercek bir bilgisinin olmadigi Taner Akcam'in laflarini papagan gibi tekrarlamasindan ortaya dökülüyor.
Cumhuriyet'in Ermenilerin basina gelenleri tartismaya hic bir zorunlulugu yoktu, cünkü iceride hem de Ingiliz baskisiyla cikartilan genel af, dista ise Gümrü ve Kars andlasmalari olayin altina cizgiyi cekmisti.
Kocak; Hovannissian' i bile okumadigi icin
saniyor ki Türkler ve Ermeniler 1915 sonrasi hic bir araya gelip de konusmadilar. Iste bu noktada Kacaznuni gibi yazarlarin kitaplari önem kazanir.
Soros'cu takimi "Tapu kayitlari" diye tutturali cok oluyor. Onlarin bilmedigi ise su: Bu tür zorluklar milletlerarasi andlasmalarla neticeye baglanmistir.
Ermenilerin bugün zorladiklari tek nokta, 1923 sonrasi verilen mühlet icinde geri dönmek isteyen Ermenilere engel olunup olunmadigidir.
Yoksa Cukurova'da "Ermeni tapusu" deyimi hala yasiyor. Ancak bu tür moral bozucu iddialar insanlarin güvenini sarsmis durumda. Hal böyleyken devletin Ermeni konusunu ahbap cavuslara ihale etmesi, gaflet ve dalalettten de öteye bir sey.
Derya TULGA
|