Tarih 18 Kasım 1992
1992 yılında Yahudiler Türkiye'ye kabul edilişlerinin 500. yılını kutlayacaklardır.
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog da İstanbul'da.
Türkeş ve Müftüoğlu Sinagog ziyaretini gerçekleştirmiş çıkacaklar iken, Sinagog duvarının üstünde ve duvar dibinde onlarca genç birden;
‘ Başbuğ Türkeş, Başbuğ Türkeş' .. Diyerek slogan atmaya başlarlar.
Yalnız bir tuhaflık vardır.
Sinagog ziyareti gizli tutulduğundan, ülkücü gençlerin orda olma ihtimalleri yoktur…
Peki, sloganları atanlar kimlerdir?
Rıza Müftüoğlu Türkeş'e sorar;
Başbuğum kim bunlar?
Türkeş cevap verir;
‘ MUSA'NIN BOZKURTLARI'….
‘ Kusura bakmayın, iliği bulmak için, kemiği kırmak lazım …'
Kolu kıralım, yenide içinde kalmasın…
Türkeş gittikten sonra milliyetçilik köprüsünün altından çok sular aktı… Zaten ilk büyük ayrışmayı Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibi ile yaşayan Milliyetçi Hareket, son dönemde yeni ‘Türk Milliyetçiliği Versiyonları' ile karşı karşıya.
Mhp İktidar Müttefikliği döneminde yaptığı hatalarla tabanında çok büyük bir kayma yaşadı. Amacımız burada siyasi parti analizi yapmak değil, ancak, bir fikir hareketinin nasıl mutasyona uğrayıp günümüz koşullarında hangi rotasyonlara tabi olduğunun enteresan tablosunu çizmek çok heyecanlı olacak.
Kızılelma Koalisyonları ile baş gösteren bu rotasyon, daha düne kadar kanlı bıçaklı olan kesimleri bir araya getirip, onları ‘ Antiemperyalizm'in ortak paydasında kucaklaştırınca ister istemez ne oluyor diye düşündük. Siyasi hayatı boyunca fikir evriminin şahikasına ulaşmış, sürekli değişen düşünceleri nedeniyle, dönek kelimesi bile hafif kaldığından, muarızları tarafından ‘ Pervane' olarak yaftalanmış Doğu Perinçek'in başını çektiği yeni versiyon Türk Milliyetçiliği sistematiği hayli ilginç gelişmelere sahne oluyor. Son dönemlerde Medyanın da ilgisini çeken yeni oluşumlar, ülkenin Milli menfaatlerini savunmak adına ciddi çabalar içine girdiler. Birçok sivil toplum örgütü, birçok dernek, vakıf çeşitli faaliyetler yaparak ülkedeki ‘ AntiABD' ve ‘AntiAB'ciliğin bayraktarlığını yapar oldular.
Genel Olarak Yeniden Kuvva-i Milliye Hareketi olarak adlandırılan bu yapılar ‘ Avrasyacılık Stratejisi' çerçevesinde fikir mülahazaları ile eylemler yapmaya başladılar. Birçok emekli paşanın da içinde olduğu bu yapılar başta, ‘ Amerikanın misyon şeflerini' ve onların ‘ yerli işbirlikçilerini' hedef alarak çalışmalara başladılar. Bir yandan Doğu Perinçek ABD ve AB karşıtı istihbarat birimlerinden beslenerek ‘ deşifrasyonlar' yaparken eski alışkanlıklarını devam ettirerek militarist Türk milliyetçilerine açık hedefler sunarak dinamik mücadele alanlarını hareketlendirmek istedi. Diğer yandan ‘Aydınlık Dergisi' ekolünden gelen bambaşka bir gazete ‘ Asıl Sorun Kürtler' diyerek Neredeyse doğum kontrol yöntemlerinden bile bahseder oldular.
Hangi Gazetemi
El-cevap;
Tabi ki ‘Türk Solu'…
Irak savaşı sırasında Attığı ‘ Dayan Saddam Yanındayız' manşetiyle gündeme gelen Türk Solu Gazetesi Aydınlık dergisinden ayrılan Gökçe Fırat'ın başını çektiği bir ekibin hazırladığı gazeteden ilginç başlıklar;
• KÜRT VARSA SORUN VAR
• KÜRT SORUNU YOK KÜRT İSTİLASI VAR
• MENDERES GİBİ GELDİ, MENDERES GİBİ GİDECEK
• TERTİPÇİ İKTİDARI YIKALIM
• KERKÜK KÜRTLERE ZİNDAN OLACAK
• TEK DİL TEK BAYRAK
• TİTRE VE KENDİNE DÖN
Bu başlıklara bakarak bu gazetenin Irkçı bir gazete olduğunu düşünebilirsiniz, ama bu gazete kendisine Sol demiş ve devrimci çizgiden gelen bir gazetedir. Ve anlatmaya çalıştığımız yeni Türk Milliyetçiliği Versiyonuna önemli bir örnektir. Ciddi bir milliyetçi geleneğe sahip olan ülkemizde bu söylemleri kendisine devrimci diyen bu cenahtan duymak çok tuhaf olsa gerek.
Diğer yandan ise alışılagelmiş Türk Milliyetçiliği çizgisine sahip, birçok farklı isim, yukarıda sıraladığımız fikri çevrelerle, kendilerine göre oluşturdukları ‘ Ortak paydalarda' ortak çalışmalar yaparak ‘ Avrasyacılık ' akımına dinamo oluşturdular. Mhp'nin fikri çizgisinde yıllarca mücadele ettikten sonra, dün kurşun sıktığı ‘Rus Uşakları' ile kol kola eylemler koyarak, ' AntiEmperyalizm ' sloganları atan ‘Bağımsız Milliyetçi' birçok enteresan isimler de bu sistemin başrol oyuncuları oldular.
Bu Sistematiğin hiç tahmin edilmeyen diğer sacayağı ise, kurtuluş savaşında ‘Ankara Hükümeti' nin yanında yer alarak, Gayri Müslimler içinde, devlete sadakat gösterdiği için bugüne kadar el üstünde tutulan ‘ Hıristiyan Cemaatlaridir' .
Bu devlet yanlısı cemaatler kendi dinlerinden olmalarına rağmen ‘ Amerikan Taraftarı' oldukları gerekçesiyle, başta ‘ Fener Rum Patrikhanesi' olmak üzere, Türkiye içinde faaliyet gösteren bir çok Hıristiyan Cemaatin, Ülkemiz aleyhinde yaptıkları faaliyetleri çok yakından takip ederek, bunları gündeme taşıyarak, kamuoyu yaratarak, Çeşitli davalar açarak bir ‘ Milli Tavır' geliştirdiler. Ve yukarıda sıraladığımız ‘ Eksantrik birlikteliğin' tam ortasına, hatta başına yerleştiler …
‘Kuvva-i Milliyeciler, Türk Solu, Milli Sol, Ulusalcılar, Bağımsız Milliyetçiler, Kemalistler ve Devlet Yanlısı Hıristiyan Cemaatler…
Peki bu kadar zıt birlikteliklere zemin olan bu ortak payda neydi???
BİR BOLŞEVİK ÜLKÜCÜSÜ; ‘MİRSEYİT SULTAN GALİYEV'
O bir komünist!
O bir ümmetçi!
O bir Turancı!
O bir öğretmen!
O bir eylemci!
O bunların hepsini görüşlerinde toplayan, eklektizmi (seçmecilik) temel yaklaşım yapan bir siyasetçi, sosyolog, kuramcı ve önder.
Attilâ İlhan'a göre, “ Avrasya'da dolaşan bir hayalet !”
Kendisi ve ailesinin birçok bireyi, savunduğu görüşlerinin “ fincancı katırlarını ürkütmesi ” sonucu sürüldüler ve yok edildiler. 1990 yılına kadar kendi ülkesinde yasaklı, Türkiye'de bilinmeyendi. Türk solu , Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne karşı Türkleri ayaklandırmak için kullandığı Pantürkizm düşüncesinin etkisinde kalarak, Avrasya'da Türk devrimi ve Türk jeostratejisi kavramlarını dışlamıştır.
Galiyev bir komünist olduğu için olsa gerek, Türkiye'de sağ düşünürler de Galiyev'e ve onun düşüncelerine yakın zamana kadar ilgi göstermemiştir. İlgiyi soğuk savaş döneminde ABD araştırmacıları gösterdi. (Benningsen gibi )
Öğretmen iken ilk örgütü olan “ Savaşçı Tatar Sosyalist Örgütü” nü kurar. İlk eşi Ravza ise “ Müslime Kurtuluş Hareketi ”nin lideridir. Bir ara Bakü'de bulunan Galiyev, Azerbaycan Ulusal Hareketine katılır. Sultan Galiyev, Bolşeviklerin eski Rusçu politikalarına dönmeleri sonucu Türk Milliyetçiliğinin önemli isimlerinden Zeki Velidi (Togan ), Tursun Hocayev, Baytursunev ve daha başkaları Moskova'da gizli olarak bir toplantı yaparlar ve gizli bir örgüt kurarlar.
Diğer yandan Galiyev'in Türkiye ile de temasa geçtiğini görmekteyiz. Zeki Velidi ve diğerlerinin kurduğu bu gizli teşkilatın adı “İttihat ve Terakki”dir (Türkiye'deki değil). Bu teşkilatın çok enteresan üç amacı vardır.
1) Türkleri, Sovyet idaresinde stratejik yerlere getirmek.
2) Türklerin öğrenim kurumlarında belli bir yer işgal etmelerine çalışmak.
3) Basmacılar gibi anti Sovyet ve antikomünist milliyetçi teşkilatlarla işbirliği kurmak
Defalarca tutuklanır. Her tutuklu bulunduğu süre içinde kendisine akla hayale gelmeyecek işkenceler yapılır. 9 Aralık 1928'de tutuklanır. İki yıldan fazla sorgusu sürer ve binlerce sayfa ifadesi alınır. İdama mahkûm edilir ve on yıllığına Sibirya'daki çalışma kampına gönderilir.
İzleyicilerini tespit etmek için “yem olarak ” 1934'te şartlı tahliye edilerek Saratov'da zorunlu ikamet ettirilir. 1937'de yeniden tutuklanır ve Kazan'a getirilir. Hakkında siyasi linç kampanyaları düzenlenir. Nihayet, 28 Ocak 1940 sabahında Lefort Hapishanesinde, Stalin'in emriyle gelen istihbarat örgütü KGB şefi Beria tarafından bir iskemleye bağlı olduğu halde hunharca öldürülür.
Hülasa Sultan Galiyev Bir Türk Milliyetçisi ve Avrasyacılığın Fikir Babasıdır…
Bu ismin en önemli noktası ise bu fikirleri Bolşevik İhtilalinin yaşandığı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde yeşertmesidir. Yukarıda saydığımız bütün kesimleri ortak paydasında buluşturan, Mirseyit Sultan Galiyev'in ‘ Bolşevik Ülkücülüğü' olarak adlandırdığımız görüşleridir.
Peki, bu fikir akımının Türkiye de, özellikle Rusya'nın, Avrupa Birliği ve Amerika'nın bölgedeki etkinliğini artırdığı şu dönemde Türkiye'yi Avrasyacılık fikriyle Doğuya doğru AB ve ABD'nin dümen suyundan çıkartma çabaları ile bir alakası olabilir mi?
Neden olmasın…
Bildiğiniz gibi Rusya dünyadaki Ortodoks nüfusunun en kalabalık ülkesi ve Batı dünyası Putin'in Rusyasını, Ortodoks nüfusunu kontrol altına alarak kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü Rusya kontrollerinden çıktı. Yeltsin varken her şey yolundaydı, Putin tamamen kontrollerinden çıktı. Bir de orada Avrasya kuruluyor, bu çok tehlikeli, bunun çaresini arıyorlar.
Bunun birinci çaresi Ortodoks nüfusu üzerinde kontrol sağlayabilmek . Bunu da Ruslar Moskova Patriği sayesinde engelliyorlar. Rusya'da Ortodoks patrikhanesi var, bütün Ortodoksların hamisi olduğunu iddia ediyor. Amerika ise Fener Rum Patrikhanesini ‘ Ekümenik Patrik' olarak tanımlayarak, Rus Ortodoks dünyasını kontrol etmek istiyor.
Biz ise sanki bu Amerika bunu bize karşı koz olarak kullanıyor diye düşünerek, bağırıp duruyoruz. Türkiye de kaç Ortodoks var ki, her taraf Ekümenik Patrik olsa ne olur.
Hülasa bize göre Türkiye de küresel bir satranç oynanmaktadır. Bir yanda Amerika Fener Rum Patrikliği vasıtasıyla Rusya'yı köşeye sıkıştırırken, Rusya ise kontra çalışmaları yapmaktan geri durmuyor.
Peki Rusya Amerika'ya karşı nasıl bir karşı strateji izliyor? Amerika'nın Türkiye deki Piyonu Fener Patrikliği ise, Rusya'nın şahbazları kim ?
Rusya burada 2 yönlü bir strateji izliyor. Bunun ilk yönü Türkiye içinde ki Rusya Yanlısı çevreleri organize ederek çeşitli örgütlenmelere gidiyor. Yukarıda bahsettiğimiz Devlet yanlısı Ortodoks Hıristiyanlar ile ciddi bağlar oluşturarak ya da zaten var olan bağlarını güçlendirerek, Amerika'nın hamlelerine karşılık veriyor.
Fener Rum Patrikhanesi'nin Ekümeniklik İddiasına, bu çevrelerce müdahalede bulunup, "Türk Yasalarına bağlı" Fener Rum Patrikhanesi'nin Türk yasalarına Fener Patrikhanesi'nin çalışmalarına ayakbağı olmalarını sağlıyor.
(Editörün Notu: Kendi başına devletleşmeye çalışan, tarihte de Millete bir çok vesile ile ihanet eden ve kendi şeriat mahkemesini kuracak kadar başına buyruk Fener Rum Patrikhanesi "Türk yasalarına bağlı" olarak nitelendirilemeyeceğinden; çizgimizi temsil eden ana sayfada, yazarımızın bu ifadesi orijinal metninden farklı olarak tırnak içine alınarak, şerhimiz konulmuştur.)
İşte tam bu noktada devreye yukarıda saydığımız diğer kesimlerin, yani Ulusalcıların, Bağımsız Milliyetçilerin, Milli Solcuların, Kemalistlerin ve Kuvva-i Milliyecilerin girdiğini görüyoruz.
Rusya yanlısı Hıristiyan grupların yaptığı bu çalışmalara kolkola katılan ve büyük destek veren bu kesimlerin burada bulunma sebepleri ise, Yeni Türk Milliyetçiliği versiyonu dediğimiz ‘ Sultan Galiyev' ekolü fikir akımından başkası değil. Son dönemlerde bu kesimlerin bağlı oldukları siyasi hareketlerdeki anlaşmazlıkları nedeniyle boşluğa düşen bu kesimler, mücadelelerine yeni ekoller katarak devam ediyorlar.
Tek ortak nokta ise ABD ve AB karşıtlığı. Rusya , Türkiye de yükselen bu ABD ve AB karşıtı Bağımsız, Millici akımları kontrol altına nasıl aldı diye sorduğumuz zaman, ise karşımıza, ‘ ABD ve AB'nin alternatifi olarak, Rusya ve İran Denklemini kullanmalıyız' diyen, Ulusalcı Paşalarımız çıkıyor.
Son dönemlerde ortaya çıkan her Millici Hareketin başında sıkça gördüğümüz bu Emekli paşalarımızın, Rusya ilgisini detaylı açıklamaya gerek yok sanırım… 1980 Öncesinde Sovyet yayılmacılığına karşı silahlı mücadele vererek, ülkeyi muhtemel bir Sovyet istilasından kurtaran bu milliyetçi çevreler, Soğuk Savaş döneminde Rusya'nın yine baş düşmanı olan Amerika tarafından el üstünde tutulmuş, milliyetçi camianın kabul etmemesine rağmen, Amerika tarafından Rusya'ya karşı desteklenmiş, yardım görmüş, korunmuş ve Amerika'nın Türkiye de ki Rus Siyasetinde önemli bir vurucu güç oluşturmuştu.
Yani Amerika Nato üyesi Türkiye de Sovyet Yayılmacılığını engellemek için bu milliyetçi çevreleri desteklemişti. O dönemde Türk Milliyetçileri için en büyük tehlike Rus Yayılmacığı olduğu için zımnen de kabul gören ‘ düşmanımın düşmanı dostumdur' anlayışı şimdi tam tersine dönmüş durumda. Yani artık Türk Milliyetçileri için bir Sovyet Tehlikesi yok. Onun yerine ise Batı emperyalizmi yani, ABD ve AB yayılmacılığı yerini almış durumda.
Dün Rus yayılmacılığına karşı Amerika'nın elinde bir koz olan, Rusya'ya karşı kullanılan Türk Milliyetçiliği artık Rusya Tarafından Amerika Ve Avrupa yayılmacılığına karşı kullanılmakta.
Anlatmaya çalıştığımız bu sistem, bu kadar zıt grupların nasıl bir araya gelebildiğine dair bir fikir oluşturmakla birlikte, bu yapının gerçekte ne yapmak istediğine dair birçok soru işareti de bırakmaktadır.
Gelelim İsa'nın Bozkurtlarına;
İSA'NIN BOZKURTLARI
Yazımıza başlarken aktardığımız anekdot konumuzla direk bağlantılı olmasa da Ülkücülüğün yada kendisine milliyetçi diyen, demese de bu fikirler ile hayat şekillendirip, mücadele eden insanların ne kadar başkalaştıklarını anlamamız açısından bize bir ışık olabilir. Anlatmış olduğumuz bu sistemde milliyetçi çizgiyi oluşturan kesimin, aynı sistemdeki diğer bir kesimle olan bağını öğrendiğimiz zaman verdiğimiz ilk tepki, yazımızın başlığını oluşturan ‘ İSA'NIN BOZKURTLARI' olmuştu.
Bu bozkurtlar, Hıristiyan ülküdaşları ile çok sıkı fıkı olduklarından bazen kiliselere gidip, bazen ayinlere katılıp, bazen de, istavroz çıkararak bu ülküdaşlıklarını ayin sonrası Bir çamçak kımız ile tokuşturup ebedi kılıyor olabilirler. Orta Asyanın buğday benizli bu ulu kurtları, bazen Rus ahbapları ile birlikte rakı tokuşturup, Toplum mühendisliğine de soyunabilirler.
Birçok olabilirlik dışında olmaması gereken bir şey var ki, bu insanların Milli Mücadele ediyoruz diyerek etraflarına topladığı vatansever insanları Rusya'nın uşağı haline getirerek milli duygulara sahip bu insanların uluslar arası hesaplaşmaların lağım sularında kubur farelerine yem edilmemesidir.
Eğer gerçekten vatanlarına hizmet ediyorlarsa kiminle ne bağlantıları yaptıklarını, kimlerle gizlice görüştüklerini, herkese anlatsınlar.
At izinin it izine karıştığı bu kirli dünyada bu kirli ilişkilere girip başka ülkelerin çıkarları adına, vatan kurtarmak iddiasıyla kuvva-i milliyecilik oynayanlar, ya da siyasi ve de maddi ikbal peşinde koşanlar, bu ikballer için, bile bile Bozkurt'a istavroz çıkarttıranlar , maddi kazanımlar için, gazilik ve askerlik gibi kutsal payeleri kullanmaktan çekinmeyen bu zevat, eğer vatan kurtarmak iddiasında iseler,
Bu Vatanı Vatan Kurtarıcılarından Kurtarmak Gereklidir'
Ve bu zevat şunu bilmelidir ki;
İmaret kapısında çorba beklerken dost olanların dostluğu, kazan küçük olunca kavgaya dönüşecektir…
Bu yazımızdan rahatsız olanlar da olacak olmayanlar da…
Ancak kesin olan bir şey var…
Artık millete yutturulmaya çalışılanlar ayan beyan ortadadır..
Her önüne gelenin vatan kurtaracağım diye atlamaya çalıştığı şu sıcak günlerde kimin eli kimin cebinde tez zamanda ortaya çıkmakta ve çıkacaktır…
İçinin ne olduğundan bihaber kavramların altında oynatmaya çalıştığınız kuklalara değil iplerini kimlerin tuttuğuna bakınız..
Birisi bu kuklaların ipini keserse varın siz düşünün…
Hata kuklalarda mı yoksa kuklacı da mı ?
Zeynep Oruncak (Türk ) & Yavuz Reis
14.11.2006
VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN !
Yararlanılan kaynaklar:
Yarın dergisi Atilla İlhan söyleşisi
Avrasyacılık; Sultan Galiyevi anlamak: Dr. İkram ÇINAR
|