Ecevit sağlığında, Anayasa'nın üniversite mezunu olma şartı yüzünden Cumhurbaşkanı olamadı ama cenazesinde Çankaya'nın gelecekteki sakinini belirlemeye çalıştı..
11 Kasım 2006 günü Kocatepe Camii'ndeki cenaze töreninde ağzımız açık seyrettiğimiz birçok şey yaşandı.
Son demlerinde âniden “Vahdettinsever” kesilen, “F” tipi cemaat muhibbi Ecevit'in cenazesinde “laiklik” sloganları atılmasını yadırgadım..
“Çankaya laik kalacak” sloganının, halihazırdaki Cumhurbaşkanı Sezer'i neden rahatsız etmeyip de Başbakan Erdoğan'ı sinirlendirdiğini de anlamadım..
Oysa çok açık..
Halk Erdoğan'ın Köşke çıkacağını görüyor, “Köşk”ün gelecek dönemdeki dünya görüşünden rahatsızlığını beyan ediyor ve şimdiki Köşke değil, gelecekteki “Köşk”e itiraz ediyor.
Aynı şekilde “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı da Sezer'i ve Büyükanıt'ı rahatsız etmiyor ama Erdoğan'ı ediyor.
Halbuki bir gün önce Anıtkabir'den ayrılan Büyükanıt'ın arabası da aynı sloganla sarılıyor, Büyükanıt gülerek halkla selamlaşıyor, kızmıyor, üstüne alınmıyor..
Çünkü Büyükanıt 10 Kasım mesajında “Lâikliğin içi boşaltılıyor, yeni tarifler yapılıyor” diyor, Sezer, “Lâiklik adam olmaktır efendiler!” diyen Atatürk'ün sözünü tekrarlıyor..
Demek ki Sezer'in, Büyükanıt'ın değil ama Erdoğan'ın lâiklik ile ilgili sorunları var..
Erdoğan'ın, Köşk'e çıktıktan sonra yapılan herhangi bir toplantıda bu sefer Cumhurbaşkanlığı makamına karşı slogan atma ihtimalinden endişe duyma gerçeği var…
Erdoğan'ın “güvenlik” ile ilgili sorunları da var.
Türkiye'de 60 koruma ile dolaşıyor..
Kocatepe'de yağmur yağmadığı halde açık şemsiyelerle “korunuyor”.
29 Ekim gecesi Çankaya Köşk'ündeki resepsiyonda da salona 4 koruma ile giriyor..
Bu ne demek? Cumhurbaşkanı Sezer'in o geceki konukları arasında Erdoğan için tehlike teşkil edecek bir kimse mi var?
Olabilir mi?
Peki neden sadece Erdoğan?
Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, yargı mensupları “korumaları”nı dışarıda bırakıyorlar.. Bir tehlike görmüyorlar..
Ama Erdoğan görüyor..
Erdoğan meselâ Genelkurmay'a gittiği zaman YAŞ salonuna da korumaları ile mi giriyor?
Bırakın Çakmak Salonu'nu, Genelkurmay Nizamiyesi'nden içeri “korumaları” girebiliyor mu?
Eğer öyleyse bu Türk Ordusu'na hakarettir..
Türk Ordusu, dünya görüşü ne olursa olsun kendi misafiri olan Başbakanı'nın güvenliğini sağlayamayacak demektir..
Töre'ye terstir bu..
Bu güneydoğudaki yanlış uygulamalar nedeniyle gündeme oturan Kürt töresine değil, Türk Töresine uymaz.
Töre konuşunca Han susar..
Kocatepe Camii'nde bir başka cenazede hırpalanan, iteklenen, başından aşağı su dökülen, polis kaskı giydirilen, kaçırılıp saklanılan bakanların başına gelenler anlaşılan o ki Erdoğan'ın kâbusu idi.
Sıkı tedbirler alındı..
Polis açıklamalarıyla “provokasyon” olacağı duyuruldu, bu alınacak aşırı tedbirlerin kılıfı idi.
Halk ve “protokol” ayrıldı..
Naklen yayını, “kontrol edilebileceği” için sadece TRT ve AA'ya verdiler..
“İstenmeyen görüntü ve sesler” filtre edilebilecekti..
Ama bütün bu önlemler zevâtı muhteremenin öğle namazı çıkışı halkın “Laik Türkiye” ve “Lâik Çankaya” istemesini, bu seslerin Türkiye'nin her tarafından duyulmasını engelleyemedi.
Ama bir paradoksa gene de dikkat çekmek istiyorum..
Gülen'in bir okuluna adı verilecek olan Ecevit'in, “Vahdettin(Padişah ve Halife)sever” Ecevit'in cenazesinde nasıl oluyor da “laiklik” sloganları atılıyordu?
Ecevit'in “İbrahimî dinler” ile ilgisi neydi?
“Nasıl olur? demeyin?
Bal gibi oluyor..
Konuya Cenaze namazını kıldıran Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan ile başlayalım.. Nurettin Bey Kayserili, önceden Kayseri Müftüsü idi. “Çeven” olan soyadını beğenmeyerek nur saçmaya karar verdi ve sonrasında da soyadını mahkeme kararı ile değiştirdi.
Kanal-7'ye program yapıyordu, Zaman Gazetesi'nin de yakın ilgisine mazhar olmuş idi.
Başkan Yardımcısı cenaze namazından önce kısa bir konuşma yaptı. Nursaçan,
"Her fani ölümü tadacaktır. Eski başbakanlarımızdan merhum Bülent Ecevit beyefendi de bu ilahi hükme uymuş bulunmaktadır. İbrahim Peygamber, duasında 'Yarab, beni benden sonrakilerin dillerinde hayırla anın' diyor"
ifadelerini kullandı.
Ecevit'in 6 gün bekletilerek Cumartesi'ne denk getirilen cenaze töreni, Vahdettin, Gülen'in okuluna isminin verilmesi ve İbrahim peygamber..
Ve nurlar saçan muhterem bir zât..
Bu son derece ilginç ilişkiler yumağı bizi İbrahim Peygamber ve İbrahîmi Dinler konularını incelemeye sevketti..
Aytunç Altındal diyor ki;
“Vatikan tarafından yayınlanan ‘Kateşizm' belgesinde müslümanların Hz. İbrahim'in ‘inancına' bağlı kişiler oldukları, bu nedenle de İsa Mesih'in kurtarıcılığına ‘kısmen' mazhar olacakları yazılıdır. Nedense, Hz. Muhammed'in ve Kur'an-ı Kerim'in adı bu kitapta yer almamaktadır. İbrahimî Dinler yutturmacası, ülkemizde 1955'ten bugüne ‘dönme' ve/veya ‘Sabataycı' diye bilinen gruplar tarafından, Büyük Mason Locaları aracılığıyla yönlendirilmekte olan bir faaliyettir. Nihai hedefi İslam Dini'nin ‘tek ve son din' olduğu gerçeğini müslümanlara unutturmak ve üç dinin de aynı olduğunu, dolayısıyla hristiyan olunabileceğini vurgulamaktır. Kaldı ki, onların ‘patriark' müslümanların ise ‘peygamber' kabul ettikleri İbrahim (Abram/Abraham) bir ve aynı kişi değildir. Müslümanların Allah'ın dostu kabul ettikleri Hz. İbrahim çok farklı bir kişiliktir.
İbrahimi din ne demektir? Teolojide İbrahimi din diye bir olay var mıdır? Yoktur. İbrahimi dinler diye bir kavram olsaydı, bu dinlerin hiçbiri ortaya çıkmazdı. Bu iş bir tek Yahudilik ve onun gelişmesi ile kalırdı. Demek ki İbrahimi din diye bir olaya biz kendi içinde çelişkili bir kavram diyoruz.
İbrahimi din dediğiniz zaman “üç din de eşittir” demek istiyorsunuz. Bir babanın üç oğlu bile eşit değildir. Nasıl oluyor da bu üç din eşit oluyor. Bir de siz buna Müslüman kesimin içinden, Müslümanlar adına konuştuğunu söyleyen, televizyonlara çıkıp ağlayarak, sızlayarak İslamiyeti anlattığını söyleyenleri ve çevresindeki insanları katarsanız, onlar da “bütün dinler eşittir” derlerse artık bu kaymaklı ekmek kadayıfı durumundadır. Kimler için? Hristiyanlar için... Yahudiler bile bu tuzağa düşmezler. Nitekim de düşmüyorlar. Yahudilerin düşmediği bu tuzağa Türkiye'de belli bir çevre angaje olmuş durumda. Niçin angaje olmuş? O beni ilgilendirmiyor. Menfaat meselesi midir, başka bir şey midir? Bilmek de istemiyorum. İlgilenmiyorum da. Zaten bu olayı biraz da patetik buluyorum. Bu olay patetik bir olay. “Biz, hepimiz kardeşiz”, “Biz hepimiz İbrahimi dinin elemanlarıyız”; bu bir patetik olaydır. 1943 senesinde Focolare, “yeni din anlayışı getirmeliyiz” diye yazılar hazırlıyordu. Focolare'nin “yeni din anlayışı” dediği işte budur”
Yoksa bay Nursaçan sadece bu lâfı söylemesi için mi geçici görevle “görevlendirilmişti”?
Evet, sizi bilmem ama konu bence yeterince aydınlığa kavuşmuştur efendiler..
Okuyucudan bir ricam olacak..
12 Kasım tarihli Sabah gazetesinin ilk sayfasında Bay ve Bayan Erdoğan'ların kaşkollu bir fotoğrafı var..
Baskıdaki renk ayrımının kaymış olmasındandır diyerek, gazetenin internet sitesindeki birinci sayfayı aradım, ulaştım.. Orada da bahse konu kaşkollar “turuncu” görünüyordu..
Renk, kesinlikle “ampul”ün sarısı değil.. Pembeyi de çağrıştırıyor..
Ama Akepe'nin kongresinde Soros'un turuncu kaşkolunun olmayacağını, ne aradığını, yanlış gördüğümü bana biri açıklarsa gerçekten memnun olurum..
Erdoğan o gün öğleden sonra Partisinin Kongresinde Sezer, Büyükanıt yahut diğer parti liderlerinin üzerine alınmadığı “Türkiye lâik kalacaktır” sloganından rahatsız oluyordu ama dört şeyden hiç bahsetmiyordu..
a) Bir bakanın Diyarbakır'da selzedelerle Kürtçe konuşmasından;
b) Diyarbakır Belediye'sinin PKK'ya yardım malzemesi götüren araçlarından..
c) Diyarbakır Belediyesi'nce düzenlenen “Kürt Dili Konferansı”ndan..
d) İsrail'in 18 Filistinliyi top ateşi ile öldürmesini BM'nin Amerika'nın vetosu sonucu kınayamamasından..
BOP'un eşbaşkanının kongre konuşmasında doğrusu bunları dile getirmesini beklerdik..
Anayasa'nın 3'üncü Maddesi kapı gibi sapasağlam ayakta dururken; evde-kahvede-özel hayatında Kürtçe konuşmasına, hadi göz yumduğumuz diyelim bir bakan “resmi görevli” kimliği ile vatandaşla nasıl böyle konuşabilirdi?
Herkes kendi Ecevit'ini uğurladı da cenazede iki grubun bulunmamasını yadırgadım..
a) Rahşan Affı ile sokağa salınan 40 bin kişinin temsilcilerinin uygun bir pankart ile ve;
b) 1974'te “barış ve demokrasi götürdüğü” Kıbrıs Rumlarının da Rum bayrağı ile..
Şifre çözümüne son verirken; şimdiye kadar bütün konuşmalarında AB'yi bir medeniyet projesi olarak gören Cumhurbaşkanı Sezer'in 10 Kasım günü Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'ndaki 'Atatürk'ü Anma Toplantısı' nda Mustafa Kemal Paşa'nın 6 Mart 1922 günü Meclis'te yaptığı şu ünlü konuşmaya atıfta bulunmasını ise memnuniyetle kayda geçirdiğimin de bilinmesini isterim..
‘‘... mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri onlardan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir ''..
13 Kasım 2006
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”
|