AB, tren kazası tehditlerini ve nerede ise bir yıla yakın süredir hem de çok etkili ağızlardan Türkiye ve dolayısı ile AKP Hükümeti üzerinde yaptığı baskıyı beklenen dönem raporunda aynı güçte hissettirmemeyi yeğledi.
Yazı konusu AB raporu bir ay kadar da olsa, görünüşe göre GKRY ile sorunumuzu çözüp ek protokol uyarınca limanlarımızı GKRY bayraklı gemilere “daha doğrusu onun bayrağını taşıyan AB ülkelerinin yurttaşlarına ait gemi ve tankerlere” açmamız için süre uzatımı vermiştir.
Bunun yanı sıra en önemli Kıbrıs Limanı Magosa'nın ve Maraş'ın kullanıma açılmasının da Fin Dışişleri Bakanının çözüm (!) protokolunun taraflarca kabulü ile çözüleceğini vurgulamıştır ancak bu protokolun koşulları henüz belirgin ve yazıya dökülmüş olarak Türkiye'ye bildirilememiştir sadece Talat bu konuda bir ön toplantıya katılarak bilgi almış ama hiçbir yazılı taahhüt söz konusu edilmemiştir.
Acaba neden, bunca tehditten sonra böyle yumuşak bir dönem raporu ile konu Aralık ortasındaki AB Dışişleri Bakanları toplantısına aktarılmaktadır?
Bu rapor çok daha net, zorlayıcı olmazsa olmaz gibi maddeleri ihtiva eder şekilde hazırlanıp, ileri sürdüğü hususlar gerçekleştirilinceye kadar müzakereleri askıya almayı önerici “yani tren kazasını öneren” şekilde çıkarılamaz mı idi? Üstelik AB nin KKTC ye verdiği ve yerine getirmediği izolasyonların kaldırılması taahhüdünün ilk kez vurgulanması ile yaratılan yumuşama ve süre uzatımı nedenleri nelerdir ? İrdeleyelim;
Ø Öncelikle “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve vazgeçilemez bir ülkedir” gerekçesi AB için geçerliliğini mutlaka korumaktadır dolayısı ile Türkiye'nin AB nin ekonomik ve diplomatik etki alanından çıkmaması şarttır. Bunun yolu da Türkiye'yi AB çekim alanında tutabilmektir.
Ø ABD AB nin istikbaldeki potansiyel ticari ve siyasi rakibidir. Uzun vadede AB nin enerji yollarının ABD nin denetimine girmemesi hatta ABD nin zorba jandarmalık görevi arkasında ciddi çıkarlar sağlaması da rahatsız edicidir. O halde, Enerji yolları üzerindeki Türkiye'nin mutlaka Rusya'nın alternatifi olarak AB ye ABD den daha fazla güvenmesi için orta yol bulunmalı Türk kamuoyu yumuşatılarak daha fazla AB taraflısı bir yapıya ulaştırılmalıdır.
Ø AB nin Türkiye için değişmez prensip kararı “Türkiye'yi başta gümrük birliği olmak üzere ufak tefek AB imkanlarının cazibesi ile sürekli AB kapısında potansiyel ortak namzedi olarak tutmak” dır. Ancak Alman Şansolyesi Merker bunu daha göreve getirilmeden “özel statülü bir ortaklık” formülünü öne sürerek, Türkiye'nin kesinlikle “emeğini serbest dolaştıran tam üye statüsüne” sahip olamayacağını ve tam ortaklık avantaj ve fonlarından da koşulsuz yararlanamayacağını açıkça belirterek oyunu deşifre edip bozmuştu. Şimdi bu durumun onarım süreci başlatılmaktadır.
Ø GKRY nin AB ye alınması başlı başına bir AB hatası ve sorunu olmuştur. Hukuki statüsü uygun olmayan bu yarım devletin statüsünün düzeltilmesinin tek yolu Türkiye'nin de bunu tanıması ve KKTC nin varlığına son verilip Türklerin bir azınlık statüsünde GKRY ye bağlanmasıdır. KKTC için referandum sonuçuna bağlı olarak söz verilen “engellemelerin tamamen kaldırılması” sözü AB tarafından hiçbir gerekçe olmaksızın halen tutulmamıştır. Bu durumda Türkiye'den baskı yolu ile tüm Kıbrıs sorununu halledip tek devlete indirgemesini beklemek ham bir hayaldir. Üstelik bu konu Türk kamuoyunu AB den uzaklaştırmada önde gelmektedir. Bunu Fin modeli ile düzeltme gayretindedirler.
Ø Türk kamuoyunun en hassas olduğu “Atatürk,Kemalizm,Ulus,Ordu, halkın egemenliği,Ulusun ve yurdun bölünmezliği,laiklik,İslamiyet” gibi konularda bilinçsizce yapılan baskılar,verilen abuk sabuk demeçler ve AB temsilcilerinin tamir kabul etmez hataları nedeni ile Türk kamuoyu kolay kolay geri dönemeyeceği kahir bir AB aleyhtarlığına yönelmiştir. Yaklaşan seçimlerde AKP iktidarını en çok yıpratacak hususlardan birisi de bu husus yani AB ve ipe sapa gelmez istekleri için yaptığı baskılardır. Kıbrıs da bunların başında gelmektedir.AB Türk kamuoyunu kazanarak yeniden istekli bir beklenti havasına sokmak amacındadır.
Ø AB için diğer önemli husus da Türk ordusunun hem ülke içindeki popülaritesinin azaltılması bu suretle de Atatürk ilke ve devrim esaslarından sapmalarda siyasiler üzerinde doğrultucu etkileme yeteneğinin yok edilmesidir.Bunun için GKB nın MSB ye bağlanmasını dahi açıkça talep etmektedir. Ancak diğer yandan Türk silahlı kuvvetleri hem AB içindeki en büyük güç olması, hem de bulunduğu bölge açısından AB nin önemli güneydoğu sınırını koruma ve mutasavver AB gücünün çekirdeğini tesis etme açısından önemini de göz önünde tutarak TSK ya mümkün olan sevimlilikte gözükebilmeyi tercih etmektedir. Çünkü AB nin tüm ters demeç ve önerilerine rağmen Türk silahlı kuvvetlerinin bugüne kadar AB ye üyelik yolunda hep yapıcı ve istekli bir görünüm vermiş olması en büyük güvence görünümündedir.
Tüm bu gerekçelere rağmen, AB için kapısındaki son üye adayı olan Türkiye yeterince törpülenip, ufaltılmadan kabul edilmesi söz konusu olmayan ama bu hususun da kendisine net bir şekilde bildirilmesinde sakınca mülahaza edilen bir sınır ülkesidir.
Ne Kıbrıs'tan ordusunu çekip, KKTC yi de tasfiye edip azınlık olarak GKRY ye bağlaması ve onu Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyıp dostça ilişkilere girişmesi,
Ne Ermenistan'a kapı açıp “Osmanlı soykırım yaptı özür diler tazminatlarınızı öderiz” demesi,
Ne “Kürtler,Aleviler azınlıktır belli haklarını kabul ediyoruz, hatta Kürtler için güneydoğuda bir özerk bölge de kurabiliriz” demesi,
Ne de yasaları değiştirip Atatürk'e,Türklüğe, Türk Ulusuna, İslamiyet'e ve peygamberine hakaretleri fikir özgürlüğü olarak kabul edip saygı ile karşılayacağız demesi Türkiye Cumhuriyeti'nin AB ye tam üye olarak kabul edilip emeğin serbestçe dolaştırılması, kalkınma gereken hususlarda AB fonlarından faydalanma vb. hususları diğer üyelerle aynı koşullarda kullanabilmesi için yeterli görülmeyecek ve Türkiye sürekli tavizlerle yok olma sürecine iteklenen bir Orta Doğu Pazar ülkesi olmaya bırakılacaktır. Zaten ABD nin GBOP projesi de bu yöndedir ve amaçlar örtüşmektedir.
Özcümle, AB her zamanki mesajını anlayanlara vermiştir, anlamak istemeyenler için,kiralık AB kalem ve bülbülleri ile çıkarcı kapital sahipleri gereken açıklamaları yapmaktadırlar.Bir ay dolduktan sonra da ciddi bir değişiklik olmayacak tehditler, taviz talepleri, tenkitler ve gümrük birliğinden doğan sömürü düzeni “aynen kapitülasyon sistemi” aynen devam edecektir.
Bugün büyük Atamızın cismen aramızdan ayrılışının yıldönümüdür. Ruhu şad olsun, Türk Ulusunun da başı sağ olsun. Bize bıraktığı emaneti de bu uygar (!) sömürücülerden kurtaramazsak bizlere yazıklar olsun. Ne yazık ki, Atatürk Cumhuriyeti büyük iyi niyeti ve kendi eğitim kurumları ile 83 yılda kuruluşundaki iç düşmanlarından daha fazla iç düşman yetiştirip, üstelik onlara ceza verilmemesini de sağlayacak yasalar çıkararak büyük hata yapmıştır.
Buna rağmen inancım odur ki; Atamızın fikren aramızda oluşunun bizlere verdiği güç ve irade onun Cumhuriyetinin iç,dış dost(!) ,düşman etkilerine karşı sapsağlam ayakta kalmasına yeterlidir. Türkiye bugünlere AB ile gelmediği gibi bundan sonra da AB siz yolumuza devamda büyük yarar vardır. Lütfen gerçekçi olup gönlümüzü ferah tutalım dostlarım.
|