Siyaset22 Mart 2005 00:00
TÜRKİYE'NİN TERÖRLE MÜCADELE POLİTİKASI VAR MI?-Nuray Başaran
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyünkanıt'ın 'Irak politikamızın var olup olmadığı' ve terörle mücadeledeki durumumuz konusundaki tespitleriyle başlayan tartışmaya değinmeyeceğim. Ben daha açık bir şekilde Türkiye'nin dış politika ve güvenlik politikasında en önemli temel direk durumunda bulunan terörizmle mücadele konusundaki durumumuzu vurgulamaya çalışacağım.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyünkanıt'ın 'Irak politikamızın var olup olmadığı' ve terörle mücadeledeki durumumuz konusundaki tespitleriyle başlayan tartışmaya değinmeyeceğim. Ben daha açık bir şekilde Türkiye'nin dış politika ve güvenlik politikasında en önemli temel direk durumunda bulunan terörizmle mücadele konusundaki durumumuzu vurgulamaya çalışacağım.
Terörizm, 20. yüzyılın en önemli savaş araçlarından biri olarak hem soğuk savaş döneminin, hem de 90 sonrası sürecin en büyük tehdit unsuru olarak insanlığın karşısına çıktı. Terör, insanlık tarihinin değişik dönemlerinde bireylerin veya grupların çoğunlukla başka biri veya güç adına hileli yollardan yaptıkları saldırılar ve hak gaspları olarak şekillendi.
20. yüzyılda ise, ideoloji ile yoğrularak belirli bir ideolojinin iktidarlar karşısındaki gayri meşru savaş aracı olarak kullanıldı. Bugün için terörizm, bir insanın bir toplumun, bir milletin, bir devletin, kurallar çerçevesindeki günlük hayatını ve başka güçler karşısındaki bireysel ve milli çıkarlarını tehdit eden en büyük olgu olarak algılanıyor.
Biz de bu tehditten fazlasıyla nasibini almış bir ülke olarak terörizme karşı duruşta, bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası tavrın ne kadar önemli olduğunu biliyor ve destekliyoruz sanırım.
Terörizmle mücadele bir yüksek politika, uzun vadeli bir vizyon ve bu ikisi altında şekillendirilen taktik uygulamalardan oluşur. Bu cümleyi sarf eden bir milli güvenlik uzmanı arkadaşımın vurguladığı diğer bir husus da, bugün için Türkiye'nin terörizmle mücadele konusunda büyük bir merkezi koordinasyon eksikliği ile karşı karşıya olduğu konusuydu.
Acaba gerçekten Türkiye'nin terörle mücadele politikası ve sisteminde bir zaaf var mı? Veya halen müesses bir politika ve sistemi mevcut mu?
Ülkemizde terörizmin farklı boyutlarıyla mücadele eden TSK ve unsurları, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı ile terörizmin finansman ve sosyolojik boyutlarına karşı faaliyet gösteren birçok bakanlık ve kamu kuruluşu bulunmaktadır. Her bir yapı, kendi kurumsal sorumluluğunu kurumsal penceresi görebildiği açı ve yetenekleri ölçüsünde bir çalışma yapar. Oysa terörizmle mücadele bilindiği gibi, çok yönlü bir özelliğe sahip olup merkezi bir koordinasyon ile başarıya ancak ulaşabilir. Terörizmle mücadele için iki teknik sürecin, en iyi ve en kapsamlı şekilde çalışması gerekir. Ki, bunlar küresel sistemden de beslenebilen istihbarat ve teknik unsurlarla donatılmış insan kaynağıdır. Bugün için 'Türkiye'de bu iki teknik süreç ve merkezi koordinasyon acaba ne durumdadır' diye merak ediyorum...
MGK Genel Sekreterliği bünyesinde ihtiyaç duyulan bu merkezi koordinasyonu yürüten bir yapı söz konusuydu. Geçmiş zaman dili kullanmamın sebebi, AB normları çerçevesinde MGK'nın yapısında yapılan değişiklikler yüzünden artık böyle bir işlevin ve bürokratik yapının kalmamasındandır. Herhalde bu düzenleme sırasında 'sehven' böyle bir merkezi koordinasyon yapısı ortadan kalkmıştır.
Diğer taraftan, ortak ve merkezi bir istihbarat koordinasyonu için gerekli olan 'Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu' ise MİT Müsteşarı sivil olduğu andan itibaren yıllardır işlevini kaybetmiş ve toparlanamaz hale gelmiş durumdadır. Bir rütbe sıralamasının 'tartışma yaratan' sonucu yüzünden bir türlü toplanamayan ve çalışamayan bu kurum ise milli istihbarat faaliyetlerinin tehlikeli açıklar vermesine neden olduğu kanaatindeyim.
Terörizmle mücadele bugünkü uluslararası ilişkiler ortamında bir numaralı gündem maddesi olarak devletler ve müttefikler arası ilişkileri şekillendirmektedir. Aynı zamanda terörizmle mücadele, Türkiye'nin de artan ve çok yüksek düzeylerde seyreden terör tehdininin önlenmesi açısından da hayati bir göstergedir.
Eğer terörizmle mücadele iç güvenlik ve iç siyasetten başlayarak milli savunma ve dış politikaya kadar uzanan kapsamlı bir çalışmayı gerektiriyorsa, o zaman bugün için geçerli olan 'geliştirilmiş ve gelecek 10 yılı kapsamına alan' bir terörizmle mücadele politikamız var mıdır sorusunu yinelemek istiyorum... Şunu hatırlattığınızı duyar gibiyim:
Terörizmle mücadele politikamızın var olup olmadığını sormak nasıl bir milli güvenlik politikamız ve nasıl bir dış politikamız olduğunu sormakla eş anlamlıdır...
Kapkaç ve gasptan başlayıp PKK ve El Kaide'ye kadar uzanan, hatta ırkçı milliyetçilik çatışma risklerine kadar uzanan tehlikeli bir güvenlik ortamının işaretleri giderek artıyor... Terörizmle mücadele politikasının ve bu politikayı geliştirip yürütecek yapıların her hükümet ve her devlet açısından ne kadar faydalı olduğunu hatırlamak için geç olmaz inşallah!
Terörizm, 20. yüzyılın en önemli savaş araçlarından biri olarak hem soğuk savaş döneminin, hem de 90 sonrası sürecin en büyük tehdit unsuru olarak insanlığın karşısına çıktı. Terör, insanlık tarihinin değişik dönemlerinde bireylerin veya grupların çoğunlukla başka biri veya güç adına hileli yollardan yaptıkları saldırılar ve hak gaspları olarak şekillendi.
20. yüzyılda ise, ideoloji ile yoğrularak belirli bir ideolojinin iktidarlar karşısındaki gayri meşru savaş aracı olarak kullanıldı. Bugün için terörizm, bir insanın bir toplumun, bir milletin, bir devletin, kurallar çerçevesindeki günlük hayatını ve başka güçler karşısındaki bireysel ve milli çıkarlarını tehdit eden en büyük olgu olarak algılanıyor.
Biz de bu tehditten fazlasıyla nasibini almış bir ülke olarak terörizme karşı duruşta, bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası tavrın ne kadar önemli olduğunu biliyor ve destekliyoruz sanırım.
Terörizmle mücadele bir yüksek politika, uzun vadeli bir vizyon ve bu ikisi altında şekillendirilen taktik uygulamalardan oluşur. Bu cümleyi sarf eden bir milli güvenlik uzmanı arkadaşımın vurguladığı diğer bir husus da, bugün için Türkiye'nin terörizmle mücadele konusunda büyük bir merkezi koordinasyon eksikliği ile karşı karşıya olduğu konusuydu.
Acaba gerçekten Türkiye'nin terörle mücadele politikası ve sisteminde bir zaaf var mı? Veya halen müesses bir politika ve sistemi mevcut mu?
Ülkemizde terörizmin farklı boyutlarıyla mücadele eden TSK ve unsurları, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı ile terörizmin finansman ve sosyolojik boyutlarına karşı faaliyet gösteren birçok bakanlık ve kamu kuruluşu bulunmaktadır. Her bir yapı, kendi kurumsal sorumluluğunu kurumsal penceresi görebildiği açı ve yetenekleri ölçüsünde bir çalışma yapar. Oysa terörizmle mücadele bilindiği gibi, çok yönlü bir özelliğe sahip olup merkezi bir koordinasyon ile başarıya ancak ulaşabilir. Terörizmle mücadele için iki teknik sürecin, en iyi ve en kapsamlı şekilde çalışması gerekir. Ki, bunlar küresel sistemden de beslenebilen istihbarat ve teknik unsurlarla donatılmış insan kaynağıdır. Bugün için 'Türkiye'de bu iki teknik süreç ve merkezi koordinasyon acaba ne durumdadır' diye merak ediyorum...
MGK Genel Sekreterliği bünyesinde ihtiyaç duyulan bu merkezi koordinasyonu yürüten bir yapı söz konusuydu. Geçmiş zaman dili kullanmamın sebebi, AB normları çerçevesinde MGK'nın yapısında yapılan değişiklikler yüzünden artık böyle bir işlevin ve bürokratik yapının kalmamasındandır. Herhalde bu düzenleme sırasında 'sehven' böyle bir merkezi koordinasyon yapısı ortadan kalkmıştır.
Diğer taraftan, ortak ve merkezi bir istihbarat koordinasyonu için gerekli olan 'Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu' ise MİT Müsteşarı sivil olduğu andan itibaren yıllardır işlevini kaybetmiş ve toparlanamaz hale gelmiş durumdadır. Bir rütbe sıralamasının 'tartışma yaratan' sonucu yüzünden bir türlü toplanamayan ve çalışamayan bu kurum ise milli istihbarat faaliyetlerinin tehlikeli açıklar vermesine neden olduğu kanaatindeyim.
Terörizmle mücadele bugünkü uluslararası ilişkiler ortamında bir numaralı gündem maddesi olarak devletler ve müttefikler arası ilişkileri şekillendirmektedir. Aynı zamanda terörizmle mücadele, Türkiye'nin de artan ve çok yüksek düzeylerde seyreden terör tehdininin önlenmesi açısından da hayati bir göstergedir.
Eğer terörizmle mücadele iç güvenlik ve iç siyasetten başlayarak milli savunma ve dış politikaya kadar uzanan kapsamlı bir çalışmayı gerektiriyorsa, o zaman bugün için geçerli olan 'geliştirilmiş ve gelecek 10 yılı kapsamına alan' bir terörizmle mücadele politikamız var mıdır sorusunu yinelemek istiyorum... Şunu hatırlattığınızı duyar gibiyim:
Terörizmle mücadele politikamızın var olup olmadığını sormak nasıl bir milli güvenlik politikamız ve nasıl bir dış politikamız olduğunu sormakla eş anlamlıdır...
Kapkaç ve gasptan başlayıp PKK ve El Kaide'ye kadar uzanan, hatta ırkçı milliyetçilik çatışma risklerine kadar uzanan tehlikeli bir güvenlik ortamının işaretleri giderek artıyor... Terörizmle mücadele politikasının ve bu politikayı geliştirip yürütecek yapıların her hükümet ve her devlet açısından ne kadar faydalı olduğunu hatırlamak için geç olmaz inşallah!