Tarih/Kültür30 Ekim 2006 00:00

Sesleniyorum Ey Misafirler - Zeynep Oruncak

Garson, barın köşesindeki masayı gösterir: - General Harrington ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim. Kemal başını çevirir ve garsonun gösterdiği yöne bakar. General Harrington ve arkadaşları gözlerini dört açmış gülümseyerek kendisine bakmaktadırlar. İngiliz ve Fransız generaller, onunla göz göze gelince tipik bir sırıtmayla baş eğerek selam verirler. Kemal de bir baş eğmesiyle selamı iade ettikten sonra garsona döner: — Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lakin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz. Burada ev sahibi olan biziz, kendileri misafirimizdirler. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis walgreen coupon site cialis coupon

Sesleniyorum Ey Misafirler!

Zeynep Oruncak
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  30.10.2006
   
 

 

 

29 EKİM 2006 Cumhuriyetin ilanı’nın 83. yılındayız..

Geçen yıllara inat…


Tüm provokasyonlara, medya maymunlarına, duvar ustalarına, Siyonist peşkeşçilere inat…

Rejim düşmanlarına, gitar çalan çocuklara, ova siyaseti sevdalılarına, af meraklılarına, federatif yapı hayaliyle zevkten uyuşmuş kendinden geçmiş, acınası hale gelmiş AB-D aşıklarına inat…

Kırmızı koltuk esirlerine, şeyhlerin besilerine, sorospuların vezirlerine inat…
Milli kelimesinden korkanlara, Türk olmaktan utananlara, AB uşaklarına, yeşil kâğıt kuşaklarına inat…

Ev ev dolaşıp ayakkabı satanlar, başlardaki örtüden medet umanlar, her Allahın günü yeni gaflar yapanlar, timsah gözyaşları ile evladına hasret kalanlar…

Babalarının malı gibi pazarlayıp, bankaları boşaltanlar…

El kadı yol cadı hayranları…

Şifre kırıcılar, büyük üstatlar, köşe tutucular, yatak malzemeciler..

Demokrasi aşığı gibi görünen küresel beyzadeler…

Ey bu ülkeyi soyup soğana çeviren ağabeyler ve yandaşları..

Ey göz göre göre kanunları hiçe sayanlar..

Ey milletin,devletin parasını babasının kasası gibi harcayanlar..


Ey körlerle sağırlar birbirini ağırlar zihniyetindekiler..

Vatandaşa hakaret ederek üstünlüğünü sağlayamazsın!

Saygı görmek isterim diyorsun ama sayılamazsın!

Saygı kavramı seninle o kadar uzak ki.. Sen onun yanından bile geçemezsin..


Biz Türkler sessiz,sakin,terbiyeli görünebiliriz.. Sabırlı olabiliriz.. 
Bıçak kemiğe dayanmadan incitmeyiz karşımızdakini…
Son sözü söylemeden ince eler sık dokuruz..

Biz Türkler ;
Bilmeden atıp tutmaz..Hele düşmanlarını hiç hafife almaz..
Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarındaki asil kanda olduğunu biliriz..
Çok önemli bir özelliği daha var biz Türklerin..
Unutmamak..
Yapılanları asla unutmayız..
Kin gütmeyiz..Bağışlamayı severiz..Merhametliyiz..Misafirperveriz..

Ama konu özgürlüğümüz, bağımsızlığımız,Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal’imiz ve Laiklik olunca da biraz durup düşünmek lazım derim..

Bakın yılar önce misafirlik hakkında Gazi Kimlere ne söylemiş :

Pera Palas ışıl ışıl.
Pera Palas İstanbul'un en ünlü ve lüks oteli.
İkinci lüks otel Tokatlıyan.

İstanbul'a gelen Avrupalı zenginler, Pera veya Tokatlıyan'ı tercih ederler. Bugün İstanbul'u işgal eden sömürgeci subaylar için Pera Palas'ta odalar ayrılmış. Seksen sömürgeci subay ve generalin eşyaları yerleştirilmiş; fakat kendileri otele gece yarısından sonra girmişler. Onları otelde Levanten kadınlar, cilveli Rum kızlar, Ermeni dilberler karşılamış. Viski ve şampanya su gibi akıyor. Ortalarda dolaşan güzeller, sömürgeci subaylara baygın bakışlar gönderiyorlar.

Bugün, sömürgeciler dört yıldır savaştıkları Osmanlının başkentini işgal etmişler. Orduları, İstanbul sokaklarında zafer yürüyüşleri yapmış. Bugün, İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikan ve Yunan askerlerinin ayak sesleri, Sultanahmet'in, Süleymaniye'nin, hatta İstanbul'un yedi tepesinden yükselen ezan seslerini bastırmış.

Bugün Türk'e karşı kazandıkları tarihi zaferin tadını çıkarıyorlar.

İngiliz Orduları Kumandanı General Harrington da yanında beş general ile Pera Palas'a girer. Pardösülerini emre hazır bekleyen yaverlerine fırlattıktan sonra bara geçerler. Yeni gelenlerin patırtıları bile, Pera'nın diğer salonlarından gelen şuh kahkahaları bastıramaz.

General Harrington'un masası, beş dakika içinde viski, şampanya ve her türlü mezelerle donatılır. Ve bütün şampanya kadehleri havada tokuşur; 'Konstantinopolis’in şerefine! '

Konstantinopolis; İstanbul! Türk'ün göz bebeği İstanbul.

Sömürgeciye göre Bizans, İstanbul'da yok edilmiştir. Türk de kendi göz bebeğinde yok edilecektir. Bunu saklamaya hiç gerek duymuyorlardı ve işe İstanbul'dan başlamışlardı.

General Harrington'un masasında kadehler arka arkaya; 'Konstantinopolis’e' diye tokuştu.
Pera'nın bütün salonlarında kadehler tokuşuyor. Kadehlerin 'çın çınları' şuh kahkahaların kaba gülüşmelerin arasında eriyor. General Harrington kadehini bir daha kaldırmıştır. Masadaki generallerin kadehleri de tokuşmak üzere havalanırlar; fakat bütün gürültüler birdenbire bıçak gibi kesilir.

Gözleri sessizliğin kaynağına dönmüş olan General Harrington ve arkadaşlarının elleri havada kalmıştır. Sadece onların değil, bardaki bütün gözler kapıya yönelmiştir.
Bedenini saran paşa üniforması, omuzlarındaki apoletleri, göğsündeki madalyaları ve her adımda gıcırdayan parlak çizmeleriyle bara bir Türk subayı girmiştir.

Bütün gözler, bütün bakışlar donmuştur. Ortalıktaki sessizliği birkaç kadının iç çekişleri yırtar. Bir Fransız kadının kendisini tutamaz. Sarışın Türk subayı yanından geçerken; 'Ne güzel adam.' diyerek yanındakine gösterir.

Türk subayının göğsüne bastırdığı astragan kalpağı sol elinde. Koyu sarı saçları arkaya taranmış. Mavi gözler üzerindeki kalın kaşlar çatılmış, bakışlar buz gibi. Otel Müdürü Mösyö Martin, Türk subayının önünden saygıyla yürürken iki garson arkasından seğirtir.

Sarı saçlı subay, bütün gözlerin üzerinde olduğunun farkında; fakat o hoş bir vurdumduymazlık içinde. Sarışın subayın masasına yerleşmesini bekleyen Mösyö Martin saygıyla geri çekilir.
İki garson, sarışın subayın siparişlerini alarak uzaklaşırlar. Diğer salondaki uğultu tekrar başlayınca bardakiler de kendilerine gelirler. Buna rağmen bütün masalardan kaçamak bakışlar sarışın paşaya gidip gelir ve sonra fısıldamalar.

General Harrington'un masasındaki kahkahaların yerini merak almıştır. Kimdir bu adam?

Bütün Pera'daki uğultuları kestiren, güzel kadınlara iç çektiren bu Türk subayı kimdir?
Kaldı ki böyle bir günde, Osmanlı yerle bir edilmişken, kendileri zafere kadeh kaldırırken, meydan okurcasına Pera'ya giren bu Türk subayının burada ne işi vardır ve bu ne cesarettir?

Özellikle kendilerini bile sıradan bir sırıtmayla geçiştiren otel müdürünün bu Türk subayına iltifatı nereden gelmektedir?

General Harrington merakına mağlup olur ve bir tepsi içerisinde Türk paşasının siparişlerini götüren garsona işaret eder. Generaller, garsonun elindeki tepsideki küçük rakı şişesiyle küçük bir tabaktaki beyaz leblebiye baka kalırlar.

General Harrington, eğilen garsonun kulağına Türk subayını göstererek kim olduğunu sorar.

Garsonun cevabı hepsini dondurur. Biraz önce muhteşem girişiyle salonları susturan Türk subayı; İngilizlerle, Fransızlara Anafartalar'ı dar eden, Conkbayırı'nı cehenneme çeviren, Çanakkale'de kendilerine dayak atan Binbaşı Mustafa Kemal'dir.

Çanakkale'deki Binbaşı Mustafa Kemal, şu an karşı masada oturan Mustafa Kemal Paşadır.
İngiliz generallerin masasında artık kahkaha yoktur. İstisnasız hepsi namını bildikleri Binbaşı Mustafa Kemal'in hayranıdırlar. Kendisini çabuk toparlayan General Harrington garsonu tekrar çağırır:
- Hemen gidiniz, General Mustafa Kemal'i masamıza davet ediniz.

General Harrington'un davetinden masadakilerin hepsi memnun olmuştur. Emri alan garson, Kemal'in masasına doğru giderken generalle birlikte tüm bardakilerin gözü onun üzerinde toplanır.
Kemal içkisinin ilk yudumundan önce bir Bafra maden sigarası tellendirmiş, ağzına birkaç beyaz leblebi atmıştır. Çağırmadığı halde kendisine doğru gelen garsonu görünce meraklanır:

- Bir şey mi var çocuk?

Garson saygıyla eğilir:

- Zat-ı âlinize bir daveti iletmekle vazifelendirildim paşa hazretleri.

Kemal; 'Hımm.' diye gülümsedikten sonra sorar:

- Nasıl bir davetmiş bu?

Garson, barın köşesindeki masayı gösterir:

- General Harrington ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim.

Kemal başını çevirir ve garsonun gösterdiği yöne bakar. General Harrington ve arkadaşları gözlerini dört açmış gülümseyerek kendisine bakmaktadırlar. İngiliz ve Fransız generaller, onunla göz göze gelince tipik bir sırıtmayla baş eğerek selam verirler. Kemal de bir baş eğmesiyle selamı iade ettikten sonra garsona döner:

Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lakin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz. Burada ev sahibi olan biziz, kendileri misafirimizdirler.


Bu cevaba garson şaşırır; fakat asıl şaşkınlığı Kemal'in cevabını duyan General Harrington ve arkadaşları gösterir. Şaşkınlık da değil, resmen bozulurlar. Bozulmalarının asıl sebebi reddedilmek değil, misafir addedilmektir. 

Şimdi;

Bu ülkede misafir olanlar çok..

“ Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” (12.05.1994 )

“ 10 Kasımda yaygara kopartıldı” ( 14.11.1994 )

“ İstanbul’u Medine yapacağız.” (Akis)

“Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır.” (5.2.1996 Akit)

Bu sözleri sarf edenlerin, ben değiştim diyenlerin, önce şapkalarını ya da sarıklarını yok belkide feslerini önlerine alıp tekrar bir düşünmesi lazım geldiğini hatırlatırım..
Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti siz isteseniz de istemeseniz de ilelebet laik, Atatürk devrimlerine bağlı ve bağımsız olarak kalacaktır.

Kimseye boyun eğmemiştir..

Bundan sonra da eğmeyecektir..

Şimdi durup dururken nerden çıktı bunlar demeyiniz..

Sıcak açıklamaların oluk oluk yapıldığı şu günlerde birilerine hatırlatma yapma gereği hissettim..
Hazır bugün Cumhuriyetin 83. yılını kutlarken, yan gelip yatanlara, siyasete katanlara, kilise haçı satanlara, soykırımı tutanlara, PKK ya tapanlara, Sevr’ e ışık yakıp Lozan’ a çatanlara…
Üstüne alınması gereken alınır..
Kimse kalıcı değildir..
Bu böyle biline, anlaşıla! 

Zeynep ORUNCAK (TÜRK)
29.10.2006

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN !



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2006