Siyaset20 Ekim 2006 00:00

Bir Devlet ve Millet Analizi - Prof. Dr. Turan Yazgan

Yöneticiler, medreselerden aklı kovduğunuz tarihten sonra gerilediğimizi ve düşmanlarımızın bizdeki akıl esaslarına döndükten sonra güçlendiğini düşünmezler ve düşünen insan yerine "kafasına bilgi" sokulmuş, insan yetiştirmeye, ucuz öğretmen ve ucuz eğitime yönelirler. Milli gelirden eğitime ayırdıkları payı düşürdükleri halde daha çok çocuk okutmakla öğünürler. Sınıfların 80 kişi olmasını ise "doğmuş çocuğu" suçlayarak mazur gösterirler. ... Devlet suçlunun üzerine gidemezse devlet güçsüz demektir. Üstelik devlet küçük düşmüş demektir. İşte Alman cemiyeti ile veya Japon cemiyetiyle... aramızdaki fark budur. Onun için Alman başbakanına güvenilir, sözü dinlenir. Bizim başbakanın ise söylediği herşeyin tersi doğru kabul edilir. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify link abilifyoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

www.acıkıstıhbarat.com

20 Ekim Cuma


Bir Devlet ve Millet Analizi

Prof. Dr. Turan Yazgan
Açık Ýstıhbarat'ın Resmı
E-Posta Grubu
AçıkıstıhbaratTürkıye'ye Üye Olun

Sevgili Okuyucular,

Her milletin her türlü olay karşısındaki tutum ve davranışlarının farklı olduğunu, bu sebeple uygulanacak politikalarının da milli şartlar, tutum ve davranışlar dikkate alınarak tespit edilmesi gerektiğini, kısaca "milli" olmasının şart olduğunu, anlatmak için şöyle bir misal verdim:

- Almanya başbakanı milletinden önümüzdeki 15 gün içinde fert başına birden fazla yumurta satın alınmamasını istese, 15 gün sonra fert başına yumurta satın alma ortalaması taş çatlasa 1,1 veya 1,2 olur. Aynı talep bizim başbakanımızca, bizim milletimizden talep edilse, 15 gün sonra Türkiye'de fert başına ortalama yumurta satın alma miktarı 2'yi çok aşar, belki de 4-5 olur. Ancak yumurta arzını kısa sürede bu kadar artırmak mümkün olmadığından (mevcut tavukları daha fazla yumurtlatamayacağımızdan) fiyatlar aşırı derecede yükselir, gümrükler yumurta sandıklarıyla dolar ve bunlar şu veya bu şekilde gümrükleri aşar...

Bu ifadem üzerine bir aksakalımız “Bunun sebebi nedir? Farkımız nedendir?” şeklinde bir soru sordu.

Bu farkın yaratılmasında küresel güce sahip devletlerin kullandıkları bazı vasıtalar vardır. (Buna şüphesiz yerli işbirlikçiler çanak tutarlar.) Bunlar şunlardır:

- Milleti taklide alıştırmak, üst tabakada modasever insanları kullanarak onları her bakımdan cemiyetten koparmak... Bunun için ajanlık yapacak okullar açılır, basında, radyoda, televizyonda ajanlar tutulur, hatta ajanlık yapacak gazeteler, radyolar, televizyonlar kurulur.

- Yöneticilere kendi müesseseleri kurdurulur, beyinleri yukarıdaki vasıtalarla yıkananlar çoğaldıkça kendi dili ve sanat unsurları okullarından ağır ağır kovulur. Batının uşakları ortaya çıkar, fakat bunlar kendilerine uşaklık değil hatta inanarak başka sıfatlar verirler: -İlerici... Çağdaş...

Yöneticiler, halkın ihtiyaçlarını önceden düşünerek tedbirler almak yerine, halkın, ihtiyaçlarını kendi kendilerine karşılamasına göz yumarlar. Ve bunun adına demokrasi derler.

Köyden şehre akın olur. İktisat kanunudur. Göç edenlere ayrılmış, düzenlenmiş arsa yoktur. GECEKONDU'lar mantar biter gibi biter... İşgalciler suçlu olur, ama her seçimde yenilerine göz yumularak büyük şehirlerde bu suçlu oranının %60'lara ulaşması sağlanmış olur.

Gelir artar, arabalar çoğalır, yöneticiler bunu önceden düşünerek park problemi doğmaması için tedbir almaz. Her araba kullanan gittikçe artan oranda "trafik suçu" işlemeye başlar... Sonuç da araba kullanan herkes ister istemez suçlu olur.

Yöneticiler, milli bünyeyi dikkate almadan, bize uygun olmayan, bir sosyal güvenlik sistemi kurar, bir vergi düzeni getirir. Sonuçta emeğin faktör fiyatı Avrupa'nınki gibi hatta ondan çok daha yüksek nisbette artar (Bu ücret artışı demek değildir). İşveren emekten kaçar, işsizlik artar, işveren kaçak işçi çalıştırır, suçlu işveren artar, işçi kaçak çalışmaya razı olur, hatta mecbur olur, suçlu işçi artar... Böylece akıl almaz nisbette suçlu işveren ve işçi ortaya çıkar. Bunlar namuslu işveren ve işçilerin yanında çok büyük bir siyasi güç olurlar... Vergi kanunlarının milli bünyeye uyumsuzluğu sebebiyle zamanla vergi kaçıranlar da çoğunluğu teşkil eder...

Modern müesseseler en kısa sürede bozulur. Kredi kartı milleti tüketime zorlar şekilde kullandırılır. Halk bir kere gücünün üstünde tüketmeye alıştı mı bunun geri dönüşü olmaz. Gırtlağına kadar borçlu zümreler çıkar. Bunlar da siyasi güç olur...

Yöneticiler, medreselerden aklı kovduğunuz tarihten sonra gerilediğimizi ve düşmanlarımızın bizdeki akıl esaslarına döndükten sonra güçlendiğini düşünmezler ve düşünen insan yerine "kafasına bilgi" sokulmuş, insan yetiştirmeye, ucuz öğretmen ve ucuz eğitime yönelirler. Milli gelirden eğitime ayırdıkları payı düşürdükleri halde daha çok çocuk okutmakla öğünürler. Sınıfların 80 kişi olmasını ise "doğmuş çocuğu" suçlayarak mazur gösterirler.

Doğmuş çocuğu böylece cezalandıran yöneticiler kendi nesillerinin dünyada alması gereken yeri kendi elleriyle engellerler... Yetişen daha doğrusu yetişmeyen, düşünmeye, konuşmaya, tartışmaya, aramaya, bulmaya, sormaya, çözmeye... alışmamış diplomalılar çoğaldıkça çoğalır ve bunları gurup gurup efendiler, şeyhler, şıhlar, ağalar, başkanlar... sürü güder gibi güderler. Bunlar da büyük siyasi güç olurlar ve bunlara bir emirle devamlı yol ve yön gösterilir.

Bunları çoğaltabiliriz. Bunların sonucunda devlet borçlu, millet suçlu, açıkgöz geçinenler hem borçlu hem suçlu olurlar... Bu genel olarak ahlakın çöküşüdür.

Suçun bu derece yaygın olduğu bir ülkede suçlunun üzerine gitmek mümkün değildir. 10 milyon kaçak işçi varsa hangi birinin üstüne gideceksiniz. Bir iki milyonun üstüne gitmek suçluyu cezalandırmaktan çok, suçluyu mükafatlandırmak anlamına gelir.

Devlet suçlunun üzerine gidemezse devlet güçsüz demektir. Üstelik devlet küçük düşmüş demektir.

İşte Alman cemiyeti ile veya Japon cemiyetiyle... aramızdaki fark budur.

Onun için Alman başbakanına güvenilir, sözü dinlenir. Bizim başbakanın ise söylediği herşeyin tersi doğru kabul edilir.

1947'den beri çıkardığımız kanunlar, uyguladığımız politikalar bu yönden elden geçirilmeye muhtaçtır. Bunları Avrupa'ya uydurmaya çalışmak biraz daha suçu ve suçluyu arttırmaktan başka bir işe yaramaz.

Biz Atatürk dönemini yeni baştan ihdas etmeye mecburuz. Bu bir seferberliği gerektirir. Bu seferberlik gayri milli olan her şeyi ayıklama ve aklı hakim kılacak eğitime geçme, milleti ve devleti barıştırıp ahlakı ve fazileti yüceltme seferberliğidir...

Tanrı Türk'ü Korusun.
      Prof. Dr. Turan YAZGAN