Siyaset21 Mart 2005 00:00

EĞRETİ BAYRAM; “NEVRUZ” - Hüseyin Mümtaz

Hitler’in “Kavgam”ının Türkiye’de bu aralar neden çok okunduğu birilerine dert olmuş.   Atatürk’ün Bursa Nutku’nu yok kabul eder, hep “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” lafını öne çıkarır, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”yi; “Yok öyle dememiştir o,-Ne Mutlu Türkiyeliyim Diyene- demek istemiştir” diye tercüme eder, Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral’in oğlu tarafından hazırlanan Çanakkale belgesellerinde bile objektif olacağım diye Türk’ten çok yabancıların görüşlerine itibar eder ve yansıtırsanız başka ne bekliyordunuz ki!coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug cardcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgdiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Bir Türk’ün, bir Türk yönetmenin, bir Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın oğlunun; dünyanın taa öteki ucundan vatanın işgale gelenlerle, savunanlar arasındaki savaşta “objektif“ olmaya hakkı var mıdır?

            Sakın “vatanseverliğin” ölçüsü, filmin dışarıda bulması muhtemel “pazar”ın büyüklüğü ile orantılı olmasın?  

            Harbiyeli bile “duygu ve düşüncelerini” sanatsal yöntemlerle ifade eder hâle getirildi.

            Harbiye Bandosu Newyork’taki Türk Günü Yürüyüşü’nde Türkiye’den davet edilen  Ermeni Patriği, Hahambaşı ve Süryani Metropoliti ile beraber yürüyecekmiş.

            Amerikan Savunma Bakanı’nın, Irak’taki kayıplardan tezkerenin geçmemiş olması nedeniyle ikinci defa Türkiye’yi sorumlu tutmasının ardından bu ne kadar “ince” bir davranış..

            Yılmaz Dikbaş her yıl Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin canlandırıldığı ve yoklamada onun numarası okununca bütün Harbiyelilerin ayağa kalkarak “İçimizde” deyişini; “Yahu çocuklar, Atatürk içimizde olsaydı bu kadar rezillik yaşar mıydık?” diye ve çok güzel örneklerle sıralamış.

             Bu “yoklama” bu yıl seçkin davetlilerin katılımıyla Ankara Büyük Tiyatro’da tiyatrolandı.

            Üç gün sonra da Mersin’de “artık olağan hâle gelen” Nevruz kutlamalarında Türk bayrağı yakılmak istendi.

            Atatürk eğer gerçekten içimizde olsaydı yiğit Harbiyeliler, Türkiye’de Türk bayrağı yakılmaya teşebbüs edilebilir miydi?

            Mersin’de hiç mi Harbiyeli yoktu?

            Bilâl Şimşir değerli bir araştırmacıdır; “Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler” kitabının 36’ıncı sayfasında, teskerenin reddedilmesinden sonra Kuzey Irak’ta sevindirik olan peşmergelerin Türk bayrağını hançerleyip-dişlemesi-benzin dökerek yakması üzerine çok önemli şu saptamayı yapar:

            “Türkiye bu coğrafyada bin yıldır devlettir, üç kıtada 40 millet yönetmiştir. Bu gün de beş kıtada bütün milletlerle ilişkiler içindedir. Türk milleti engin tarihinde iyi günler, kötü günler görmüş; sayısız savaşlar, zaferler, yenilgiler, ihanetler ve alçaklıklar da görmüştür. Ama hiçbir yerde Türk bayrağı yakıldığını anımsamıyoruz. Sanırız ki Türkiye, böylesine bir bayrak yakma alçaklığını bin yıldır ilk defa Kuzey Irak’taki Kürt gruplardan görmüştür. Türk’ün ekmeğini yemiş olan gruplardan.”

            “Başbakan” Abdullah Gül’ün tepkisi ise; yıllar önce Demirel’in büyük bir “vukufla” işaret buyurduğu “Gelişen Kürtçülük karşısında en büyük başarımız Türk milliyetçiliğinin de uç noktalara çıkmasını engellemek olmuştur” düşüncesini benimser biçimde, basın yayın organlarına telefon ettirerek bu, yerlerde sürüklenen bayrak görüntülerinin yayınlanmasını engellemek şeklinde tezahür etmiştir.

            Yukarıda bahsedilen olay 3 Mart 2003’te Erbil’de cereyan etmişti.

            Dünün tarihi ise 20 Mart 2005 idi.

            21 Mart 2005 tarihli Hürriyet’te, arka sayfalarda şu iki satırlık haber, hiç önemsenmeden, küçümsenerek yayınlandı:

            “Mersin’deki Nevruz kutlamalarında bir grup küçük çocuk, Türk bayrağını yakmak istedi. Sivil polis memuru, müdahale ederek bir bölümü yanan bayrağı gruptakilerin elinden aldı. Bu arada gruptakiler, taş atmaya başladı. Başına taş isabet eden CHA muhabiri Köksal Yıldırım hafif yaralandı.”

            Aynı gün hiçbir gazetenin manşetinde bu haber yer almamıştı.

            Bu sefer basına kim telefon et(tir)mişti, yoksa basın erken bir 1 Nisan Ceza Yasası stresine mi girmişti?

            Türkiye’de, Türk bayrağının “bir grup küçük çocuk” tarafından yakılmak istenilmesi artık haber değeri taşımıyordu.

            Erbil’den bu yana iki tam yıl geçmiş.

            Gelinen nokta meydandadır.

            İki yılda, Şimşir’in “Hiçbir yerde olduğunu hatırlamıyoruz” dediği  “bayrak yakılma” hâdisesi Erbil’den Mersin’e taşınmıştır.

            Sınırlarını “ileriden” koruyamayan Türkiye, şimdi “içeriden” koruyamaz hâle getirilmiştir.

            Dünün Başbakanı, şimdinin Dışişleri Bakanı Gül; Orgeneral Büyükanıt’ın “Irak’ta politikamız yok, etkinliğimiz yok” saptamasına sinirlenip; “Kurum adına söz söyleyecekler bellidir” diyordu.

            Var mıymış Irak politikamız Sayın Dışişleri Bakanı?

            Türk bayrağını yakan peşmerge devri iktidarınızda ve olduğunu iddia ettiğiniz bu politikayla iki yılda Erbil’den Mersin’e geldiyse istifa etmeniz gerekmez mi?

            Başka ne zaman istifa edeceksiniz?

            Irak Türkmen Cephesi (ITC), seçim sonuçlarıyla ilgili kendilerine yöneltilen
eleştiriler nedeniyle artık Türkiye'den bir beklentileri olmadığını duyurdu. ITC'nin Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı'nın kendilerine ait internet sitesinde yayınlanan söyleşisinde,
"Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Osman Korutürk, 'Türkmenler artık ayakları üzerinde durmalıdır.'dedi. Türkiye'den beklenti diye bir şey yok. Ama bugünden sonra
yok. Türkiye sadece biz olduğumuz için değil, sınırlarındaki tehlikeler için zaten Irak ile daha yakından ilgilenmek zorundadır."
dedi.

            Türkmenleri de kaybettiniz Gül; ne zaman istifa edeceksiniz?

            Nahcıvan Türk vatandaşlarına vize koymuş, Azerileri de kaybettiniz Gül; ne zaman istifa edeceksiniz?

            Kıbrıs gidiyor, ortada KKTC diye bir şey kalmayacak Gül, ne zaman istifa edeceksiniz?

            Ne demek “Türkmenler kendi ayakları üzerinde dursunlar“?

            Almanya’daki Türklere, Batı Trakya’daki Türklere “İşinize bakın” demek böyyük politika öyle mi?

            Nevruz mu, ne Nevruz’u?

            Aklı evvel propaganda uzmanlarının, Kürtlerin elinden malzemeyi alalım diyerek Nevruz’un aslında Türk bayramı olduğu takdimine hiç katılmamıştım.

            Türk bayramını bana Kürtler mi hatırlatacaktı?

            Veya Kürtlerin zoruyla mı Türk bayramını kutlamaya kalkacaktık?

            Türk bayramı idiyse 1990’dan önce aklınız neredeydi?

            Türk bayramında hiç Türk bayrağı mı yakılırmış?

            Bakın geçen hafta Milliyet’te ne yayınlandı:

            “Diyarbakır DEHAP il örgütü, gerçekleştirilecek Nevruz kutlamaları için aralarında KDP lideri Mesut Barzani ve KYB lideri Celal Talabani'nin de bulunduğu 1000 kişiye davetiye gönderdi. Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Yusuf Akgün ve çeşitli sendikaların başkanlarıyla basın toplantısı düzenleyen DEHAP İl Başkanı Mesut Beştaş, Nevruz'la ilgili çeşitli rivayetler bulunduğunu belirtti. Beştaş, "Ancak bütün rivayetler, yaklaşık 2500 yıl önce Ortadoğu'da, Mezopotamya'da bulunan halkların verdikleri mücadele sonucunda istemedikleri bir rejimi yıkarak yerine kendi rejimlerini oturttukları gün olduğu noktasında birleşiyor. Yani Nevruz zulme karşı direniş, esarete karşı özgürlük mücadeles i olmuştur. Nevruz'a neresinden bakarsak bakalım özgürlük savaşçılarının verdikleri mücadelede başarıya ulaştıkları gün olarak anılıyor. Cumhuriyetin kurulmasından sonra bu ülkede ise zaman zaman yasaklandı ancak kutlamanın önüne geçilemedi" dedi. Beştaş, bu yılki kutlamalar için valiliğe başvurduklarını ve Diyarbakır Valisi Efkan Ala'nın kendilerine her türlü imkanı sunacağını belirttiğini söyledi. Nevruz kutlamalarına, Türkiye'de bulunan 52 büyükelçilik ve bir çok kamu kuruluşundaki görevliler ile yazar, siyasetçi ve gazeteciyi de davet ettiklerini belirten Beştaş, "Talabani ve Barzani'nin de temsilcilikleri bulunuyor. Doğal olarak onları da davet ettik. Nevruz ne kadar bizim bayramımızsa onların da bayramıdır" diye konuştu Nevruz kutlamalarında, 4 bin kişinin görev yapacağını da bildiren Beştaş, ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses ile Kürt sanatçılar Civan Haco, Koma Çiya ve Çetin Oraner'in de konser vereceklerini belirtti.”

Tatlıses’i diğerlerinden neden farklı bir sıfat altında yansıtmış acaba gazete?

Diğerleri mi ünlü değil; yoksa?          

Barzani ve Talabani’nin davet edildiği, Vali Efkan Ala’nın her türlü kolaylığı göstereceğini ifade ettiği, “2500 yıl önce Ortadoğu'da, Mezopotamya'da bulunan halkların verdikleri mücadele sonucunda istemedikleri bir rejimi yıkarak yerine kendi rejimlerini oturttukları gün olduğu noktasında birleşiyor. Yani Nevruz zulme karşı direniş, esarete karşı özgürlük mücadelesi olmuştur” düşüncesiyle hazırlanılan Nevruz’un Vali’nin himaye ve yardımlarında nasıl geçtiğini merak ediyorum ben..

İki lâf da Mersin için..

Mersin nerenin limanı?

Haritalarda Kürdistan’ın denize açılan kapısı olarak gösteriliyor da..

İlk olarak 1974-80 arasındaki Belediye Başkanının zamanında şehre getirilen 500 Kürt aile ile koloni oluştuğu;

Sonradan bunların davetiyle şehre celbedilen hısım-akraba marifetiyle çarşı-pazar,

Liman,serbest bölgenin,

Gece hayatı,

Sokak araları,

Otoparkların “kurtarılır hâle” getirildiğinden söz ediliyor da..

Barzani ailesinin tır ve sigara kaçakçılığından edindiği zenginliğin kaynağının Mersin olduğu söyleniyor da…

Ve bütün bunlardan sonra Türkiye’nin mi bir Irak politikası yoksa aslında peşmergelerin mi bir Türkiye politikası olduğu sorusu gelip zihinlere takılıyor.

Meraklısı Vedat Yenerer’i izlesin..

Çanakkale’de savaşı Anzacların değil, siperdeki adamın “taraf”ından, Mersin’de haraça zorlanarak dükkânını terk eden Türk esnafın “taraf”ından aksettirmemiz gerek..

Antalya’da, İzmir’de, İstanbul’da..

“Taraf” olmamız gerek.

Mersin’de, İzmir’de, Antalya’da, Urfa’da, Antep’te, Konya’da, Diyarbakır’da bayrağa el uzatmaya cesaret edecekler bir değil, bin kere düşünmeli.

İmralı’dakinin yuları biraz daha sıkılmalı.

Türk olunmalı, Türk bayramları Türk gibi kutlanmalı.

İki senede Erbil’den Mersin’e geldiyse eğer bayrak yakanlar;

İki sene sonra Kızılay’dalar…

“Taraf”ınızı belli edin artık.  21 Mart 2005