• 1830'dan 1962'ye kadar toplam 132 yıl süreyle Fransa'nın işgalinde kalan Cezayir'de 1954-1962 arasında gerçekleştirilen büyük bağımsızlık savaşında Fransız işgalciler 1,5 (bir buçuk) milyon Cezayirliyi yok etmişlerdir (Cezayir'in o dönem nüfusunun 9 milyon civarlarında olduğu düşünülürse her 6 Cezayirliden birisi Fransız askerleri tarafından öldürülmüştü).
• Türk Ceza Kanunun 13. maddesi Türkiye sınırları dışında failleri ve mağdurları Türk vatandaşı olmayan “Soykırım”, “İnsanlığa Karşı Suçlar” gibi suçlara Türk Kanunlarının uygulanabileceğini öngörmüştür.
• Yani Türk mahkemeleri bu tip suçları işleyen failler üzerinde açılacak davalara ceza yargılaması yapabilme yetkisine sahiptirler.
• Bu konuda Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1951 yılında vermiş olduğu Soykırım Sözleşmesine Konulan Çekinceler Üzerine Tavsiye Kararı 'nda Soykırım suçunun yasaklanmasının bir ius cogens (compelling law/bağlayıcı hukuk) olduğunu belirttikten sonra, Soykırım Sözleşmesinin altında yatan ilkelerin, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan herhangi bir yükümlülük olmasa dahi bütün devletleri bağlayıcı olduğuna dair açık bir karar vermiştir.
• Kararda ayrıca tamamen insancıl ve medeni amaçlara sahip olan
Soykırım Sözleşmenin evrensel bir uygulama alanına sahip olduğu da
belirtilmiştir.
• Bütün uluslararası hukuk normlarının eşit değere sahip olduklarını söyleyemeyiz. Çünkü bunlardan bazıları bütün devletleri ve şahısları, bu konuda rızalarının
olup olmamasına bakmadan mutlaka bağlayan; bu yüzden de
uluslararası hukukun en önemli bölümü olarak kabul edilen ius cogens
normlardır.
• Anlaşmalar Hukuku Üzerine Viyana Sözleşmesi ius
cogens 'i genel uluslararası hukukun buyurucu normu olarak
tanımlamaktadır ve bu sözleşmenin 53ncü maddesi genel uluslararası
hukukun buyurucu normlarından biriyle çatışan anlaşmaları yok
hükmünde saymaktadır.
• Aynı maddenin devamında uluslararası
hukukun buyurucu bir normu, bir olarak devletlerin oluşturduğu
uluslararası toplum tarafından kabul edilen ve tanınan norm olarak
tanımlanmıştır.
• Bu öyle bir normdur ki, normdan hiçbir sapmaya
veya tadile izin verilemez ve ancak genel uluslararası hukukun ayni
özelliğe sahip sonraki bir norm tarafından değiştirilebilir. Buna ek
olarak sözleşmede ne zaman genel uluslararası hukukun yeni bir
buyurucu normu ortaya çıkarsa, o an bu normla çatışan bütün var olan
anlaşmalar yok hükmüne geleceği ve sona ereceği belirtilmiştir.
• UAD, Soykırım Sözleşmesinin
Uygulanması (Bosna Hersek Sırbistan ve Montenegro'ya Karşı)
davasında ise soykırım suçu ile ilgili olarak:
"[...]Soykırım Sözleşmesinin, yer yönünden uygulanmasına dair doğan problemlerle ilgili olarak, Mahkememiz Sözleşmenin amaç ve
hedefini takip ederek, Sözleşme'de hükme bağlanılan haklar ve
mükellefiyetlerin erga omnes haklar ve yükümlülükler olduğu kanaatine varmıştır. Bundan dolayı Mahkeme, her Devlet'in soykırım suçunun önleme ve cezalandırma yükümlülüğünün Soykırım Sözleşmesi tarafından
yer yönünden sınırlandırılmadığını da bildirir"
seklinde karara varmıştır.
• Obligatio erga omnes (herkesi bağlayan yükümlülükler) ise, uluslararası toplumun bütün üyelerine yönelik yükümlülüklerdir ve dolayısıyla her devlet bağlılaşık/karşılıklı (correlative) haklara sahiptir; yani bu yükümlülüklerin ihlali
uluslararası toplumun her üyesinin bu yükümlülüklerin
gerçekleştirilmesi ve bu ihlalin durdurulmasını eşzamanlı olarak isteme hakkini doğal olarak doğurur.
• Bu karar ile UAD soykırım suçunun uluslararası
hukuk açısından konumunu ortaya koyduğu gibi, bu suçu isleyenlere
karşı her devletin Evrensel Yetki' ye dayanan yargı uygulaması
yapabilmesinin de önünü açmıştır.
• Dolayısıyla her ne kadar ceza kanunları “Kanunilik İlkesi” gereği zaman yönünden yetki bağlamında yürürlüğe girdikleri tarihten sonrasında uygulanabilirlik kazansalar da kanaatimizce Soykırım suçu üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yargılama yetkisini kullanabilmesi Türk Ceza Kanunu'ndaki diğer suçlar gibi kanunun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren başlamaz.
Soykırım suçu, doğasından dolayı suç haline getirildiği BM Soykırım Sözleşmesi'nin yürürlüğe giriş tarihi olan 9 Aralık 1948 tarihinden ve özellikle Türkiye'nin bu sözleşmeye taraf olduğu 1950 tarihinden itibaren başlar.
• Her ne kadar Evrensel Yetki nazariyesi Uluslararası Ceza Hukuku literatürüne yeni girmiş bir argüman olsa da, dünyada Fransa dâhil olmak üzere 15 ülkede 200'ü aşkın davanın açılmasına sebebiyet vermiş bir hukuki mekanizmadır.
• Soykırım suçunun zaman aşımı yoktur ve bu suçun faillerinin devlet görevlisi olmalarından dolayı kazai veya cezai dokunulmazlık kurumlarından faydalanamazlar.
• Netice olarak 1954–1962 yılları arasında Fransız işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren Cezayir'de yaklaşık 1,5 milyon Cezayirlinin ölümü ile neticelenen soykırım suçunu işleyen ve dava açılacağı anda halen sağ olan Fransız sivil ve askeri yetkililere karşı Türk Mahkemelerinde ceza yargılaması yapılması Türkiye Cumhuriyeti Devletine Uluslararası Ceza Hukukunun verdiği bir yetki ve sorumluluktur.