Siyaset10 Ekim 2006 00:00

Sömürgeleştirme Stratejisi : Soykırım Oyunu - Kuvay-i Milliye Gazetesi

Birileri “Ermeni Soykırımı” demiş, biz de ha babam de babam “yok” demişiz. Birileri “var”, biz “yok”. Elinde milli tarihçileri var, belgeleri var, strateji uzmanları var, karşı istihbarat birimleri var, ama devlet gibi yüce bir oluşum ne yapıyor: sidik yarışı. Hiçbir alanda politika ve strateji üretmeme yeteneğimizi bu konuda da başarıyla sergiliyoruz. ... Uzmanların hesabına göre Türkiye’ye bu sözde soykırımı kabul etmesinin bedeli ekonomik olarak asgari  250 MİLYAR AMERİKAN DOLARIDIR. Evet, yanlış duymadınız: asgari 250 milyar amerikan doları.  “Ben soykırım yaptım” dediğiniz anda Ermenistan’dan İnsan Hakları Mahkemesine yağacak olan maddi ve manevi tazminat taleplerinin asgari boyutu işte budur. arcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

www.acikistihbarat.com

10 Ekim Salı


SÖMÜRGELEŞTİRME STRATEJİSİ : SOYKIRIM OYUNU

Mustafa Kemal Demirören - Kuvay-i Milliye Gazetesi
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

Yanlış bilgilendirme ve gerçeği sapıttırma girdabına öyle bir girmişiz ki, ne tartıştığımızın doğruluğuna bakar olmuşuz ne de girdabın dışında kalan diğer gerçekleri hatırlar olmuşuz.

Birileri “Ermeni Soykırımı” demiş, biz de ha babam de babam “yok” demişiz. Birileri “var”, biz “yok”. Elinde milli tarihçileri var, belgeleri var, strateji uzmanları var, karşı istihbarat birimleri var, ama devlet gibi yüce bir oluşum ne yapıyor: sidik yarışı. Hiçbir alanda politika ve strateji üretmeme yeteneğimizi bu konuda da başarıyla sergiliyoruz.

Peki, neden bu soykırımın kabulü bu kadar çok önemli?
Birkaç bin oy için mi? Tabii ki hayır.

17 inci yüzyıldan beri Osmanlıyı bölüp parçalamaya çalışan güçler önce fiziksel savaşları seçti. Başarı kazanmıyor değildi, ama toplum içerisinde bir çözünme ve hızlı bir parçalanma oluşturamıyordu. Osmanlıyı çökertemiyordu.

Ondan sonra stratejisini değiştirdi ve bugün dahi kullandığı iki taktiği öne çıkardı.
Birincisi etnik milliyetçilik,
diğeri de ekonomik çöküş.

Balkanlarda, Orta Doğu’da, Kafkaslarda etnik milliyetçilik tezgahı işe yaramış, Rum, Bulgar, Ermeni, Kürt ve Arap ayaklanmaları ülkeyi hızla parçalamaya başlamıştı. Ama, esas olan darbeyi vurmak için ikinci silahın gücüne ihtiyacı vardı. Boğazına kadar borca batmış, boynu bükük, bölünme esnasında sesini çıkartacak gücü kalmamış bir iktidar yaratmak gerekiyordu.

Tanzimat’la başlayan hızlı borçlanma, tutumsuzluk, lükse dayalı ithalat furyası 11 yıl içinde Osmanlı hazinesinin 20 milyon kese altın rezervini tüketmiş, üstüne de 15 milyon kese altın açık vermiştir.

Tanzimat’ın ve dış borçlanmanın arkasındaki mason teşkilatlarını uzaktan yöneten Rockefeller ailesi Kudüs’ün İngiltere’ye verilmesi karşılığı tüm borçları silme teklifinde bulunacak kadar küstahlaşmıştır.

II.Abdülhamit her şeye rağmen boyun eğmemişti. Bu vatansever davranışının karşılığında İtilaf devletlerinin içerideki işbirlikçileri sayesinde yapılan karalama siyaseti ile gözden düşürülmüş, tahttan indirilmiş ve sürgün edilmişti. Onun yerine de tabii ki her şeye boyun eğecek Vahdettin başa geçirildi ve ülke teslim alındı.

Bugün de iktidarın bir çok konuda elinin kolunun bağlı olmasına, susmasına, ses çıkartamamasına neden olan Dünya Bankasından ithal ettiğimiz ABD kuklası Derviş’le başlayan AKP’ce de devam ettirilen IMF sürecidir. Sahnede yine Rockefeller ve tayfası.

Bu sefer arkasında durdukları ABD. Ya ABD’nin dediklerini yapacaksın Vahdettin gibi cici kuçu olacaksın, ya da Abdülhamit gibi yiğit olacaksın masaya vuracaksın AMA, karalanmaya, sürülmeye, iktidardan da kelleden de olmaya razı, yüreğine sadece Allah korkusu ve vatan sevgisi yerleşmiş Türk Genci olmak şartıyla!

Demek ki, ekonominiz borç batağındaysa hareketiniz kısıtlanmaya başlamakta, çöküşe gittiği anda da artık tüm savunmalarınız düşmüş, el kol sallana sallana işgal edilebilir bir hale gelebiliyorsunuz. Borç batağı, yer altı ve yer üstü zenginliklerin kullandırılmaması, hayvancılık ve tarımın öldürülmesi ile dış dünyaya bağımlılık ve IMF’nin özellikle tasarlanmış yanlış politikaları ile sağlanmış oldu. Ama bunlar Türkiye’yi çökertmek için yetmeyecektir. Büyük bir darbe vurmak gerekecektir.

İşte de o darbenin adı sözde “Ermeni soykırımı”dır.

Uzmanların hesabına göre Türkiye’ye bu sözde soykırımı kabul etmesinin bedeli ekonomik olarak asgari  250 MİLYAR AMERİKAN DOLARIDIR.

Evet, yanlış duymadınız: asgari 250 milyar amerikan doları.  “Ben soykırım yaptım” dediğiniz anda Ermenistan’dan İnsan Hakları Mahkemesine yağacak olan maddi ve manevi tazminat taleplerinin asgari boyutu işte budur.

Bu soykırım meselesinin sürekli ortaya konması oyununu bozmak ancak benzer oyunlar ile olacaktır. Madem, esas hedefleri ekonomisi iflas etmiş, teslim bayrağını dalgalandıran bir Türkiye yaratmak, Türkiye de bu oyunları kendisine karşı sergileyenleri aynı tehlikelere maruz bırakacak oyunlar ile karşılık verebilmelidir.

Bunlardan en önemlisi Lozan’da maalesef tazminat hakkını alamadığımız Anadolu’daki Türklere karşı yapılan soykırımdır.

Türkiye, bu doğal hakkını o günün şartları içerisinde masada bırakmıştır. Lozan’ı tanıyan Fransa, Yunanistan, İtalya, Rusya, İngiltere gibi ülkelerde bu tür bir girişimin maddi tehdit yönü yoktur ama tarihsel gerçeğin ortaya konması yönü ile “kamuoyunun gerçeği öğrenme tehdidi” vardır.

Maddi tehdit unsuru, Lozan’ı tanımadığını bildiren ve bunu da her fırsatta vatanımızı bölmede önemli bir unsur olarak kullanan kadim dostumuz ve müttefikimiz ABD’dir.

Bu konunun detayları araştırmalarını bu yola kanalize etmiş hukukçularda mevcuttur. Bundan sonrası bizim meselemiz değildir.

Bizim meselemiz öncelikle bu ülkenin insanlarının malını, canını, ırzını, namusunu, gelecek yıllarını çalmış olan Anadolu’da 1919-1922 döneminde Türk’e karşı yapılan  soykırımların hatırlanması ve hatırlatılmasıdır.

Ey Türk Milleti !

Sana karşı yapılan soykırımı unutup, monologcu köpeklerle diyalog yapma heveslisi olma!

Seni Allah (c.c) o zulümlerden O’na olan bağlılığın, vatan aşkın ve Gazi Mustafa Kemal’e verdiği eşsiz deha ile kurtarmıştır.

Sen, Allah’ın sana verdiği nimetleri unutup, zalime uyup, kendi kendine zulmedersen, bil ki Allah (c.c)  bir sonraki sefere senin saffında yer  almayacaktır.

Çünkü, Allah (c.c) hayasızın, vefasızın ve zalimin yanında olmaz.