Küresel Şebekeler9 Ekim 2006 00:00

Başkent İstanbul mu Olacak ? - Hıfzı Deveci

Veto edilen Kamu Yönetimi Temel Yasası'nın gerekçesinde; roman kadar uzun, "kamu yönetimi manifestosu" havasında bir giriş bölümü vardı. "Hantal merkezi birimler küçük ve etkin bir yapıya kavuşturulacak, yüklerinden arınan merkezi idarede stratejik düşünme boyutu gelişecek, kaynak kullanımında stratejik planlar esas alınacağı için verimlilik artacak, halkın yönetime katılımı sağlanarak güven tazelenecek" ti. ... Kısacası, bu bir federasyon yasasıydı ve eğer yürürlüğe girseydi, Türkiye Ankara'dan yönetilen üniter bir ülke olmaktan çıkacaktı. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle site renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

www.acikistihbarat.com

09 Ekim Pazartesi


BAŞKENT İSTANBUL MU OLACAK?

Hıfzı Deveci
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


AKP'nin 2004 yılında ortaya sürdüğü "Yönetim Reformu" paketinden İl Özel
İdaresi Yasası
, Belediyeler Yasası ve Kamu Yönetimi Temel Yasası; Mart
2004'te TBMM'den geçmiş, ama veto edilmişti. Sonradan, bunların ilk ikisi
tekrar kabul edilerek yasalaştı; fakat Kamu Yönetimi Temel Yasası (şimdilik)
bir daha ortaya çıkmadı.

Veto edilen Kamu Yönetimi Temel Yasası'nın gerekçesinde; roman kadar
uzun, "kamu yönetimi manifestosu" havasında bir giriş bölümü vardı.

"Hantal merkezi
birimler küçük ve etkin bir yapıya kavuşturulacak, yüklerinden arınan
merkezi idarede stratejik düşünme boyutu gelişecek, kaynak kullanımında
stratejik planlar esas alınacağı için verimlilik artacak, halkın yönetime
katılımı sağlanarak güven tazelenecek"
ti.

Gel gelelim, bu parlak edebiyatın arkasındaki asıl amacın, Ankara'nın içini boşaltmak olduğunu, dikkatli gözler hemen gördüler.

Yasa onaylansaydı, pek çok bakanlığın yerel örgütleri kaldırılacak; merkezi yetkiler yerel yönetimlere devredilecekti. Yerel yönetimler genel yetkili, merkezi yönetim ise özel yetkili olacaktı.

Kısacası, bu bir federasyon yasasıydı ve eğer yürürlüğe girseydi, Türkiye
Ankara'dan yönetilen üniter bir ülke olmaktan çıkacaktı.

Bu yönelişin nedenlerini çok fazla aramak gerekmedi. Çünkü tam o günlerde, yasanın mimarı da olan Başbakanlık Müsteşarı'nın 1995 yılında yazdığı bir makale (aslında bir konuşmadır bu) ortaya çıktı. Sayın Müsteşar, 9 yıl sonra kaleme alacağı "Yönetim Reformu" nun ipuçlarını bu yazıda bakın nasıl veriyordu:

"...Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslamla bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin; laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi
zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum."


Ya, gördünüz mü "Katılımcı ve adem-i merkezi" bir yönetimle nereye
varılmak istendiğini?

Yasa veto edildi edilmesine, fakat ülkeyi federasyona dönüştürme niyeti ortadan kalkmış değil. Çünkü yeniden kabul edilen (ve Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açılan) Belediye Yasası ile İl Özel İdaresi Yasası, aynı amaca hizmet etmeyi sürdürüyor. Belediyeler ve özel idareler olağanüstü güçlendirildi, üzerlerindeki denetim zayıflatıldı, merkezin vesayet yetkisi
budandı. Kamu Yönetimi Temel Yasası'nın da bir zaman sonra tekrar ortaya
çıkacağından emin olabilirsiniz.

Çok bilinen bir strateji bu:

Sür ortaya, yarat tartışmayı, tutarsa ne iyi, tutmazsa geri çekilir uygun zamanda bir daha denersin.

Ta ki artık insanlar tepki göstermekten yoruluncaya kadar. Cumhuriyetin temel niteliklerine karşı 80 yıldan beri sürdürülen bu ısrarlı inat; bazılarının "Yok canım, daha neler" diye küçümsedikleri gizli gündem kuşkusunu doğruluyor:

Ama öyle, ama böyle; laik demokratik cumhuriyeti dönüştürmek! Şimdilerde ortaya
atılan "Kurumların merkezlerini İstanbul'a taşıma" kampanyası, iktidarın "Reform" etiketiyle toptan yapamadığı değişiklikleri, perakende olarak yapmaya koyulduğunun işaretidir.

Kurumları birer birer İstanbul'a taşırız; böylece, gün gelir Ankara kuru bir kabuktan ibaret kalır; o zaman anayasada "zorunlu" bir değişikliğe kim karşı çıkabilir ki? İstanbul yeniden "İmparatorluk payitahtı" olur! Böylece, Cihan İmparatorluğu hayallerine dönmüş; Atatürk devrimlerinden de intikamımızı almış oluruz!

Yeminimiz var; Cumhuriyet döneminin, Atatürk devrimlerinin izlerini birer birer sileceğiz. Ankara'yı başkent olmaktan çıkarıp yeniden bir Orta Anadolu kasabası düzeyine indirmek, bu hedefin en önemli parçasıdır. Bilinç labirentlerimizde buna benzer başka parlak fikirler de cirit atıyor.

"Müslüman ülkenin aykırı aydını" havasını Avrupa'ya basarak; sıradan kişiliklerine önem katmayı, uyduruk sayıklamalarına "edebi eser" payesi kazandırmayı amaçlayan bildik güruh; öteden beri Cumhuriyet karşıtlarına en büyük desteği veriyordu.

İstanbul'a taşınma lafları ortalıkta dolaşmaya başladığından beri, her biri küçük çapta birer prenslik olan bazı kurumlarımız da bu güruha katılmış görünüyor.

"Yasa çıkarsa niye gitmeyelim" açıklamaları birbirini izlemekte.

E, yüksek olanaklarla donatılmış yeni tip bürokrasi için İstanbul; Avrupa'ya açılan kapı,
taşralılıktan kurtulmak, yuppie tarzı yeni bir yaşam demek.

Mecidiyeköy-Maslak hattındaki plazalarda ultra lüks bürolar, şampanyalı öğle yemekleri, Boğaz restoranlarında rakı-balık, akşamüstü Nişantaşı'nda happy-hour, geceleri kulüplerde salsa.

İş dünyasıyla al takke-ver külah. Tam "Avrupa Yakası" !

Bu hayali kuranları uyarmalı:

Kendinize gelin, beyler; Atatürk Cumhuriyetinden, kurumlarından, simgelerinden vazgeçtiniz mi, yandığınız gündür! Elinizde kalacak olan İstanbul, imparatorluk payitahtı filan değil; para babalarının, Dubai prenslerinin cirit attığı bir "açık şehir" olur
ancak.
Size orada saltanat sürecek yer kalmaz, kalsa da zaten hepinizi
almaz!