Siyaset21 Mart 2005 00:00

TÜRKİYE TUZAĞA ÇEKİLİYOR

Gelişmelerin ortaya koyduğu tehlikelerin farkında olarak, engel olmak yolunda ortaya çıkacak iradenin uluslar arası toplum karşısında içine düşeceği durumdan önce, korumak istediği milletinin gözünde suçlu düşmesi tehlikesi doğacaktır ki, milli direnişin önündeki tuzaklardan belki de en tehlikelisi budur. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardkamagra link kamagra gel

İŞGAL İÇİN PSİKOLOJİK ZEMİN – GÖREVİNİ YAPAN BİR BÜYÜKELÇİ

50 yıllık Türkiye – ABD müttefikliği incelendiğinde müttefiklik ilişkilerinin başarılı geçtiğini söyleyenlerin sözlerini veri olarak alsak dahi arada daima çakışmaların olduğunu, ama sürekli bir şekilde bunun toplumdan gizlendiğini görürüz. Soğuk savaş bitti, yeni sisteme geçiliyor nutukları arasında Batı, aslen ABD kendine yeni düşman arayışına son vermedi ve herkesin bildiği süreç başladı.

 Bundan önceki kısımlar bilinen her kaynakta tarih sıralamasına göre sıralandığı için fazla ayrıntıya girmeye gerek yok. Bilmemiz gereken şey, yeni yeni ortaya çıkan, Türk toplumundan gizlendiği çok açık olan bir asıl gündemin derin dondurucudan çıkarılıp uygulamaya konulmuş olmasıdır. Soğuk Savaş psikolojisi toplumun belleklerinden hızlıca kazındığı için belki de hissedilir derecede etkiler yapmasına rağmen, toplumun yeni kuşağı, tanışık olmadığı bu sinyallere ne anlam vereceğini bilemedi ve en azından düşünsel süreci kaçırdı. Medya kuşatması ve beceriksiz güvenlik bürokrasisi de üstüne eklenince dostunu düşmanını tanıyamaz hale gelen Türk toplumu, yaşadığı bölgenin geri kalan toplumları ile birlikte kendisine hazırlanan geleceğin içinde şimdi ne olduğunu anlamaya, olan biteni yorumlamaya çalışıyor.

 Irak işgali öncesi ortaya çıkan işaretleri ile ABD-Türkiye ilişkilerinin, Türkiye’nin savunma mekanizmalarının hiç de topluma lanse ettiği gibi  olmadığı herkesin beynine iyice yerleşti.

 Hedefi üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi diye düşündürecek şekilde, hatta kasıtlı şekilde bu düşünceyi besleyen bir tavırla, 1 Mart Tezkeresinin Meclisten çıkmamasını “garanti” altına alan ABD, Türkiye ile işinin bittiğini aslında o zaman nerdeyse ilan etmişti. Bunu görmeyip toplumun da görmesini engelleyenleri toplum uygun şekilde zamanı gelince değerlendirecektir.

 PLANLI GERGİNLİK POLİTİKASI

 Irak işgali öncesinde, savaş sırası ve sonrasında kendisi iyice belli eden yeni ABD planının Türkiye’yi de içine alması, sınırları değişecek ülkeler olarak göstermesi açık bir tehdittir.  Buna rağmen gerginliğin olmadığı söylenip Stratejik Müttefiklikten dem vurulması, karşılık olarak ise ABD’nin ısrarla gerginliği artırmaya dönük çabaları, sudan sebeplerle dışişleri bürokrasinin yaptığı açıklamalarla, hatta ısmarlama makaleler ile aradaki iplerin kopması gerektiğini yine ABD iletti, biz görmedik.

 BİR BARDAK SUDA FIRTINA KOPARMAK= METAL FIRTINA ETKİSİ

 Bir kitabı referans alarak Türkiye ile ilişkilerin toplum nazarında destek görmediğini ve sürdürülemeyeceğini söylemek ne kadar komik bir gerekçe olsa da, ABD tarihini incelerseniz o kadar da garipsenecek bir siyaset değildir.

 Metal Fırtına kitabı öncesinde çok sayıda ABD karşıtı kitap yayınlanmasına rağmen bunların es geçilip sadece bu kitabın öne çıkartılması, kitabın konusundan daha iyi anlaşılacaktır. Kitap yasak cümleyi kullanıyor: “ABD-Türkiye savaşı”  Türkiye ile ABD’nin bir gün gelip karşı karşıya geleceğini hatta savaşacağını söylemek 50 yıldan fazladır bu ülkede yasaktı. Bu söze toplum o kadar yabancıydı ki, kitap ABD gazetelerinin de deyimiyle Türk tarihinin en hızlı satan kitabı ünvanını kazandı. Toplum büyük bir şok içine girdiği için ne diyeceğini şaşırsa da, hızla kendine gelerek ABD için kâfi derecede diş bilemeye başladı. Toplumun ABD karşıtlığının diplomatik ilişkilerin kopmasına mazeret olarak kullanılması deyimi de herhalde diploması tarihinde bir ilk olsa gerekir. Türkiye’nin yıllarca kullanılan en iyi iliştirilmiş köşe yazarları bile durumu kavrayamayıp düzeltmeye çalışsa da ABD’nin çok önceden ortaya koyduğu plan için anlam ifade etmeyecektir. Belki de süreç sonunda en büyük ruhsal çöküntüyü, “kullanılmışlık” duygusu içinde olan iliştirilmiş medya oyuncuları yaşayacaklardır.

PROVAKATÖR BÜYÜKELÇİ EDELMAN

 ABD’nin bugüne kadar ki alışılmış politikalarının göze çarpan gizlilik-ketumluk özelliğinin aksine, her şeyi göstere göstere yapan, aleni ve fütursuzca faaliyetlerini sürdüren büyükelçi Edelman. Türkiye’ye bütün itirazlara rağmen sömürge valisi edasıyla hükmeden, hatta en sadık dostlarının bile “ne oluyor?” sorusunu sormasına neden olan provakatör büyükelçidir. Bu elçi (sömürge valisi) Türkiye’nin en hassas konularında dahi söz söyleyip müdahale etmekten kaçınmadı.

 Türkiye’ye atanacağı haberleri çıkar çıkmaz tüm seceresi gözler önüne serilen ve sicili tüm kamuoyuna mal olan Edelman’ın eylemlerini diğer gelişmelerden ayrı olarak yorumlarsak, ABD’nin yıllar süren ve milyarlarca dolara malolan müttefik kamuoyu yaratma çabalarının üstüne benzin döküp yakmak olduğunu görürüz.

     Peki gerçek böyle mi? ABD, yıllarını harcayarak Türk milletini kontrol altına aldığı politikalarını, acemi bir büyükelçiye mi devretti? Bu büyükelçinin kişisel hareket ettiğini söylemek ABD’yi fazla küçümsemek olmayacak mıdır?

Oysa başka bir açıdan bakarsak;

    ABD’nin Edelman’ı bilhassa Türk milletinin algı mekanizmalarını bombardımana tutarak yeni düşman yaratma operasyonunun uygulayıcısı olarak gönderdiği görülecektir.

91’den itibaren başlayan yeni düşman arayışlarının İSLAM’ın düşman seçilmesi ile son bulduğu biliniyorken, Türkiyenin Müslüman bir ülke olarak bu nişangâhın önünde olmaması mümkün değildi. Öyle de oldu. Fakat geçiş süreci içerisinde kamu oyunun gerekli algılamayı yapamaması için medya eliyle büyük bir özveri sergilendi. Edelman ile bu stabil durum bozuldu. Aslında oldukça basit bir mantığa dayanan bir plan bu.

 Edelman’ın göstere göstere yaptığı eylemlerle toplumu, ABD’nin ve Batının karşısına çekmesi başarılı bir icra olarak adlandırılacaksa eğer, bundan önceki görevlerini başarıyla yerine getirmiş olan bu Yahudi elçi, bir başarılı görev daha ifa etmiş demektir. Bunun anlamı nedir? Bu Türk milletinin “şimdilik ABD” kamu oyunca düşman olarak algılanmasını sağlayacak bir ivme başlattığıdır.

Aslında teori şudur;

 “Bir kamyon dolusu emek vardır ortada. Bu kamyon bir şekilde yolun en zorlu yerindedir ve çamura saplanmıştır. Ve bu kamyonun karşılıklı iki yanından itenler bulunmaktadır. Kamyonun uçurumdan yuvarlanmasını isteyen kişilerin güçlü olduğu durumda yapılacak şey, kamyonun arkasına geçmek itenlere katılmak ve hissettirmeden uçurum istikametinden bu kamyonu çevirmektir.”

Burada bir süre önce bir araştırma kuruluşu tarafından gündeme getirilen bir tehlikeyi de aktarmak gerekiyor.

Türkiye’nin başına geçirilen çuvalın sahipleri “Türkiye’de bir direniş gerçekleşecek ise, o direnişi de biz kontrol ederiz” siyasetini izlemektedir. Bu anlamda, direniş özünden sapabilir ve tehlikeli bir vadiye sürüklenebilir.” (sesar)

    ERMENİ SOYKIRIMI  İDDİASI VE EŞ ZAMANLI “KAVGAM” OLGUSU 

Her yıl aynı dönemde karşımıza çıktığı için, bıkkınlık veren bir siyasi sorun olan Ermeni soykırımı dayatması, geçmiş yılların aksine bu sefer çok farklı bir yöntemle Türkiye’nin önüne dikiliyor. Bu yöntem, toplumun yumuşatılarak ikna edilmesi değil, tam aksine en sert şekilde tepki göstermesini sağlayacak eylemler ile, uluslar arası bir damga yemesini sağlamak. 

Ermeni soykırımı dayatmalarının AB ülkelerinde sırayla kabul edilmesi, zaten ABD nin Edelman özelinde sergilediği zıtlaşma politikası ile iyice gerilmiş olan Türk milletinin milli hassasiyetlerine daha da sarılmasını sağlamaktadır. Toplumun çok ustaca bir karmaşanın içine çekilmekte olduğu görülmektedir. Özellikle kendi aydınları tarafından sırtından vurulan” (ümit özdağ), bir Türk milleti vardır artık ortada. Bunun da gözlerden kaçmaması ve öfkenin nerelere varabileceği hesaplanmalıdır. Gururlanmak üzere yolladığı aydınının gittiği yerden kendisine hakaret edercesine savurduğu cümleler ile önce dünya kamu oyunun gündemine oturması sağlanan Türk toplumu bir başka araçla bulunduğu sıralamada çok haksız bir tuzakla sorgulamaya alınmıştır.

 

  “KAVGAM” kitabı olumsuz reklam metodu ile sürekli konu edilmiş ve halkta merak uyandırılmaya başlanmıştır. Bu çok ince planlanmış oyunun diğer aşaması kendi aydını ile ihbar edilmiş olması nedeniyle uluslar arası toplumun algı merkezine oturup ilgi odağı olan Türk milletinin bir anda Nazizm ideolojisine yakın bir sosyolojik alt yapıya sahip bir millet olarak algılanmasını sağlamaya başlamıştır. KAVGAM kitabının dünya medya organlarında Türkiye ve Türkler ile birlikte ele alınmaya başlanması hedefin doğrudan doğruya TÜRK milletinin kendisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanında bir süredir aşırı hale gelmiş aşağılayıcı boyuta varmış olan ayrılıkçı Kürt talepleri ile toplum tamamen terörize edilmeye başlanmıştır.    

Şu aşamada Türkler, Nazizmi “sürekli şekilde büyüyen” bir ilgiyle izleyen, benimseyen ve hatta Edelman’ın deyişi ile uluslar arası toplumdan kopmak üzere olan bir toplumdur. Bu manada da  Cumhurbaşkanının ziyaretinin nasıl bir provakasyona tabi tutulduğunu da anlamış olacağız. Özellikle “uluslar arası toplumun yanında yerini almalı” şeklinde ortaya çıkan provakasyon kendini iyice belli etmiştir. Türk milletinin içinde bulunduğu ezilmişlik duygusu ve gururunu ortaya koyma arzusunun ABD tarafından çok iyi bilindiği ve büyük bir ustalıkla manüpüle edildiği anlaşılmaktadır.  

Tam da dünyanın ilgisinin Suriye ye odaklandığı bir dönemde basit bir ziyaret ustalıkla Türkiye’yi uluslar arası toplumla karşı karşıya getirme aracı haline dönüştürülmüştür. Mağrur olmanın verdiği duygu ile buna karşı çıkacağı açık olan bir topluma baskı yapmanın tam tersi sonuç verdiği bilindiği halde, ABD eğer Türkiye nin dostu ise nasıl olur da böyle bir baskıyı göstere göstere ulusal onuru çiğnemeyi de unutmadan Türkiye ye uygular bu da düşünülmelidir. Özellikle hala ABD’nin çıkarları ile Türkiye’nin çıkarlarını bağdaştırmayı düşünen kişilerin bunu ayrıca incelemesi gereklidir.  

Ermeni soykırımı yasalarının BM nezdinde de daha rahat kabul görmesini sağlayacak olan ve bir psikolojik harekat olduğu bes belli olan KAVGAM olgusu, 1. Körfez savaşı öncesinde Irak toplumu ve liderliğinin içine sürüklendiği durumla ayrıca kıyaslanmalıdır. 

Sonuçta Türkiye karmaşık bir oyunla karşı karşıyadır. ABD’ye karşı olmanın gerekliliği ve haklılığı ortada iken, Türk milleti çokuluslu bir psikolojik harekât ile ya bu davranışını terk edip bütünü ile teslim olmaya, ya da en uç tepkiler sergileyeceği bir ırkçı tutuma sürüklenmeye çalışılmaktadır. Aslen çelişkide olmasak ta manüpülasyonu kontrol altına alabilecek araçların bizde var olduğu konusunda şüphelerimiz mevcut olduğu ve çok parçalı ve farklı noktalardan temsil edildiğimiz için böyle bir tuzağın içinden ne kadar ustalıkla ve ne kadar az zararla çıkılabileceğini bilmek çok zor.  

Türk milletine bu planla sunulan seçeneklerin her ikisi de felaket seneryosudur.

   Daha önce İKİ UCU KESKİN BIÇAK adlı değerlendirmemizde de değindiğimiz her iki ucu da kontrol etme stratejisi Türk toplumuna karşı da uygulanmaktadır.

   Türkiye’nin içine girmek üzere olduğu milli direniş ve ulusal bakış açısı büyük bir hızla en uç ve tehlikeli noktaya doğru çekilmekte, bunu fark eden beyinlere ise teslimiyetin en uç noktası sunulmaktadır. Yani dikkatli temkinli, ve akılcı bir direnişi mümkün kılacak olan her şey dezenformasyona tabi tutularak toplum gerçek anlamda iki kutupluluğa doğru yönlendirilmektedir. Gelişmelerin ortaya koyduğu tehlikelerin farkında olarak engel olmak yolunda ortaya çıkacak iradenin uluslar arası toplum karşısında içine düşeceği durumdan önce korumak istediği milletinin gözünde suçlu düşmesi tehlikesi doğacaktır ki,milli direnişin önünde ki tuzaklardan belki de en tehlikelisi budur.

   Kavramları manüpüle etmek ve farklı algılanması sağlamak yönünde geçmişte çok büyük ustalıklar sergilemiş olan tuzağın hazırlayıcıları burada herhangi bir zorluk çekecekler diye düşünmek aşırı iyimserlik olacaklardır.

 Türkiye’yi bu oyunun içinden çıkaracak olanın ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

 

Strateji.org