|
Yücel Sayman"ın Alman vakıflarıyla ilişkileri o kadar ileri seviyededir ki hakkında DGM"de casusluk suçlamasıyla hakkında dava açılmıştır. Alman Vakıfları ve Türkiye"deki faaliyetleri hakkında biraz bilgi vermek gerekirse:
"Alman ulusal hedeflerinin gerçekleştirilmesinde, dünyanın her yöresinde NGO görünümlü (hükümet dışı organizasyonlar) sivil soslu, gerçekte ise Alman derin devletinin dış politikadaki en etkin araçlarından olan Alman Vakıfları önemli bir yer tutmaktadır. Alman siyasal sistemine dahil tüm partilerin sivil görünümlü uzantıları olan Alman Vakıfları, Almanya"nın dünya çapındaki hakimiyet mücadelesinin vazgeçilmez araçları olarak çok önemli bir işleve sahiptirler.
Başlıca Alman siyasi partileri ve uzantıları olan vakıflar şunlardır:
Hristiyan Demokrat Parti (CDU) - KONRAD ADENAUER VAKFI
Sosyal Demokrat Parti (SDP) - FREIDRICH EBERT VAKFI
Birlik 90 Yeşiller Partisi - HEINRICH BOLL VAKFI
Hür Demokrat Parti - FRIEDRICH NAUMANN VAKFI
Değerli araştırmacı Dr. Necip Hablemitoğlu"nun Otopsi Yayınlarından çıkan ALMAN VAKIFLARI VE BERGAMA DOSYASI kitabında "Türkiye"de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat servisi BND"nin kontrolünde çalışan,tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan taşeron NGO"lardır." sözleri üzerinde durulmalı ve düşünülmelidir. Yine aynı araştırmaya göre Alman Doğu Enstitüsü için şu değerlendirmede bulunulmaktadır:
"Türkiye"deki Alman kökenli etnik bölücülüğün en önemli lojistik merkezlerinden biri olarak kabul edilen ORIENT (DOĞU) ENSTİTÜSÜ 1961 de Beyrut ta kurulmuştur. Enstitünün tüm masrafları Federal Hükümet (Eğitim ve Araştırma Bakanlığı) tarafından finanse edilmektedir. Almanya"nın Türkiye dahil Ortadoğu"da gözü-kulağı olan ve BND"nin kadrolu elemanlarına "Bilimadamı" kamuflajı sağlayan; 1987 de Lübnan"daki iç savaş nedeniyle tüm ajan kadrosunu İstanbul"a nakleden enstitü, 1994"ten itibaren tekrar Beyrut'a taşınmıştır. Alman Dışişleri Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Ebenhausen Bilim ve Politika vakfının yanısıra, Volkswagen Vakfı, Fritz-Thyssen Vakfı gibi BND ile koordineli ilgili Alman vakıfları, söz konusu enstitüye ek kaynak oluşturmaktadırlar. Türkiye"de Cumhuriyet karşıtı tüm bölücü unsurların 'entellektüel' düzeydeki yazar, sanatçı ve gazetecileri, enstitünün İstanbul şubesi tarafından desteklenmekte,sevk ve idare edilmektedir."
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulan vakıflar siyasi faaliyet gösteremezler ve siyasal partilerin uzantısı olan bir statü içinde olamazlar. Anlaşılan iş Alman vakıflarına gelince, üstelik izinsiz olarak yasa dışı bir biçimde ülkemizde özgürce(!) faaliyette bulunmalarına hiçbir engel söz konusu değil...
Dostumuz Almanya"nın(!) ülkemizde cirit atan,etnik ve mezhepsel haritamızı çıkaran Alman vakıflarının Yücel Sayman yönetimi dönemindeki İstanbul Barosuyla ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir kaç faaliyete göz atmak yeterli bir fikir verecektir:
A)Türkiye ve AB Ulusal Egemenlik Haklarının Devri
KONRAD ADENAUER VAKFI
29 Ekim 2000 (tarihe dikkat...)Armada Oteli İstanbul
B)AZINLIK HAKLARI
(İngiliz konsolosluğunun katkılarıyla)HEINRICH BOLL VAKFI
24-25 Haziran 2000 Dorint plaza oteli İstanbul
C)TÜRKİYENİN AVRUPA BİRLİĞİNE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE KIBRIS KONUSU
KONRAD ADENAUER VAKFI
30 Haziran 2001 Mercure Oteli Tepebaşı İstanbul.
Etkinliklerin ortak paydası, ulus devletin, bağımsızlık ve ulusal konulardaki duyarlılığın, Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyetin kazanımlarının tartışılır hale getirilmesi ve süreç içinde aşındırılmasıdır. Etkinlikleri Alman vakıflarının finansal desteği ile düzenleyen İstanbul Barosu"nun o dönemdeki başkanı Yücel Sayman, Ankara DGM de açılan Alman Vakıfları ve işbirlikçileri aleyhindeki davanın sanıklarındandır."(1)
1) (Kaynak: Hüseyin Özbek , Ufuk Ötesi Dergisi)
Yücel Sayman"ın casusluk ile yargılandığı davaya, Alman devlet görevlilerinin ilgilisi gerçekten çok büyüktü. Türkiye'deki Alman Vakıfları hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde polisin bazı merkezlere baskın yapması üzerine harekete geçen Dışişleri Bakanlığı'nın, Adalet Bakanlığı'nı gizli bir yazıyla uyararak "Alman hükümeti soruşturmadan rahatsız. Vakıflara yönelik soruşturmadan vazgeçilsin" dediği ve dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından sürdürülen soruşturmaya siyasi baskı yapıldığı ortaya çıkmıştır.
Büyükelçi Uğur Ziyal imzalı 25 Aralık 2002 tarihli yazıda, Türkiye'deki bazı Alman Vakıfları'na yönelik polis operasyonlarının Alman Hükümeti nezdinde büyük rahatsızlık verdiği, Almanya Büyükelçiği Müsteşarı Dr Gerhard Nourney'in sık sık bakanlığa gelerek rahatsızlıklarını ilettiğine dikkat çekilerek
"Malum olduğu üzere Alman Vakıfları köklü ve prestijli kuruluşlardır. Friedrich Ebert Vakfı iktidardaki Sosyal Demokrat Parti'nin, Henrich Böll Vakfı Yeşiller Partisi'nin, Konrad Adenauer Vakfı anamuhalefet Hristiyan Demokrat Birliği'nin Friedrich Naumann Vakfı ise Liberal Parti'nin özerk vakıflarıdır. Bu vakıfların yıllık bütçeleri 200'er milyon DM olup her birinin yüzü aşkın ülkede temsilcilikleri vardır" denildi. Yazıda "Bir yandan Almanya'da uyumlu çalışmalar yürüttüğümüz dernek ve kuruluşlarımız ile diğer yandan terör örgütleri ve kökten dinci kuruluşların olumsuz varlığı gözönüne alındığında Alman siyasi çevrelerinin tümünün tepkisine yol açabilecek gelişmelerin siyasi sorun olmadan çözülmesi yararımıza olacaktır"
denilmiştir.
Üç sayfalık yazının sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verilmiştir:
"Alman Vakıfları'nın irtibat bürolarının polis tarafından ziyaret edilmelerinin siyasi açıdan iki ülke ilişkilerinde sorun yaratma ve Almanya'daki Türk menfaatlerinin zedelenmesi sonucunu doğurabileceği değerlendirilmekte olup mümkünse bu uygulamadan sarfinazar edilmesinin yararlı olacağı değerlendirilmektedir."
2002 yılında Alman vakıflarına yönelik casusluk iddiaları üzerine açılan davanın iddianamesinde, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schönbohm (yanda) ve yardımcısı Dirk Tröndle, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Fügen Fatma Uğur, Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher, Frederich Naumann Vakfı Türkiye Temsilcisi Wolfgang Sachsenröder, Şarkiyat Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ve yardımcıları Astrid Menz ve Börte Sagaster, FİAN örgütü Başkanı Petra Sauerland, FİAN temsilcisi Birsel Lemke, eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Bergama köylülerini temsil eden Oktay Konyar, eski Bergama Belediye Başkanı Safa Taşkın, avukat Senih Özay, Lemke ve Konyar'la bağlantılı çalıştığı bildirilen Özcan Durmaz hakkında, TCK'nın "devletin emniyetine karşı gizli anlaşma" başlığını taşıyan 171. maddesine göre 8 yıldan 15 yıla kadar ağır hapis istenmiş ve sonrasında sanıklar beraat etmiştir.
Görüldüğü gibi Alman devletinin desteğini arkasına alan Yücel Sayman, casusluk suçlamasından beraat etmiştir.
Yazdığı yazılarla Türkiye"nin çıkarlarını sonuna kadar savunmuş Atatürkçü bilim adamı Dr. Necip Hablemitoğlu, çıkarlarını bozduğu odaklar tarafından öldürülmeden önce Alman Vakıflarının Türkiye"deki ajanlık faaliyetleri ve onların yerli işbirlikçileri hakkında çok geniş dosyalar hazırlamıştı. Alman vakıflarıyla ilgili 4 tane yazıyı ekteki dosyayı açarak okuyabilirsiniz. Ayrıca daha detaylı bilgi için Necip Hablemitoğlu"nun Otopsi Yayınlarından çıkan "ALMAN VAKIFLARI VE BERGAMA DOSYASI" ve "ŞERİATÇI TERÖRÜN ve BATININ KISKACINDAKİ ÜLKE: TÜRKİYE" kitaplarını okuyabilirsiniz.
Son olarak aşağıda Yücel Sayman döneminde İstanbul Barosu"nun nasıl Alman Vakıflarının faaliyet merkezi haline getirildiğine ve Alman Vakıflarının icraatlerine dair, Dr. Necip Hablemitoğlu"nun yazılarından yapılmış olan bir derlemeyi sunuyoruz. Lütfen çok dikkatlice okuyunuz. Tüm İstanbul Baro üyelerinin Yücel Sayman"ı çok iyi tanıması, geçmişte yaptığı faaliyetlerin gelecekte yapacaklarına dair ışık tuttuğunun farkına varması ve İstanbul Barosunun Alman Vakıfları ve Soros Derneklerinin oyuncağı haline getirilmesine karşı çıkması dileğiyle yazımızı noktalıyoruz.
Mustafa Kemal"in Hukukçuları
Yücel Sayman"ın Baro başkanı olduğu dönemde İstanbul Barosunda dağıtılan aşağıdaki mektup örneği, Türk vatandaşlarını devletine ve ordusuna karşı muhbirlik yapmaya çağırıyor.
MEKTUP ÖRNEĞİ
(BURAYA TARİH KOYUN)
Sayın Madeleine Albright
Dışişleri Bakanı
Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığı
Vaşington, DC 20520
Sayın Bakan Albright,
Dış Operasyonlara Ödenek Ayrılması hakkındaki kanunun 570. maddesi olan Leahy Kanunu ile ilgili olarak bir güvenlik birliği tarafından insan haklarına aykırı hareket edildiği dikkatimizi çekmiş bulunuyor. Bu kanıt konusunda size bilgi vermek istiyor ve burada adı geçen birliğe Leahy Kanununun uygulanıp uygulanmaması gerektiğine karar vermek amacıyla bir tahkikat başlatılmasına gereğini arz ediyoruz.
(BELİRLİ GÜVENLİK BİRLİĞİNİN İNSAN HAKLARINA AYKIRI DAVRANMASI HAKKINDA DETAYLI BİLGİYİ YAZIN)
Bu konuyu gözden geçireceğiniz için çok teşekkür ediyoruz.
(İMZALAYIN)
Dört sayfalık bu ihanete azmettirici belgenin alenen dağıtıldığı ilk yer, İstanbul Barosu'nca düzenlenen uluslararası bir toplantı. Toplantının davetlilerine bakıldığında, hiçbirinin bu belgenin içeriğine ters düşmeyecek isimlerden oluştuğu görülüyor:
Anne Burley (Amnesty International USA Avrupa Seksiyonu Başkanı), Yücel Sayman, Akın Birdal
Yılmaz Ensaroğlu , P. Dankert (Avrupa Parlamentosu Türkiye Delegasyonu Başkanı), Derek Evans (A.I.-USA Avrupa Seksiyonu Sekreteri), Şanar Yurdatapan, Helsinki Yurttaşlar Derneği, HADEP, İHD, Mazlum-Der gibi kuruluşların Güneydoğu şube yöneticileri, Almanya Dış İstihbarat Servisi BND'nin kontrolünde Türkiye'de etnik ve dinsel bölücülükle doğrudan ilgili espiyonaj ve provokasyon faaliyetlerini sürdüren, Türkiye'nin Güney Doğusunda "Kürdistan"ı ve de başkenti olarak da Diyarbakır'ı "de facto" pozisyonunda kabul ve ilân eden Konrad Adenauer Vakfı ile Heinrich Böll Vakfı temsilcileri-uzmanları ve daha pekçokları.
Yücel Sayman'ı Türk kamuoyu İstanbul Barosu Başkanı olarak tanır.
Daha ötesi pek bilinmez. Örneğin, Türk Anayasası'nın ve Türk Cumhuriyeti'nin ruhunu oluşturan "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulusundur" hükmünü erozyona uğratacak uluslararası toplantılar (3) düzenlediği; buralarda Hasip Kaplan'dan (yorumsuz). Lars Peter Schmidt gibi artık deşifre olmuş Alman istihbaratçılarına kadar pekçok ünlüyü (!) konuşturduğu -;
F tipi cezaevleri konusunda hemen her kanalda konuşmalar yaparken, koğuş tipi cezaevlerinde örgütiçi infaz kapsamında -üstelik sorgulama ve infaz aşamaları kaydedilen- işkence ile öldürülen mahkûmların yaşama haklarına hiç ama hiç değinmediği;
keza, bölücü ve şeriatçı teröristlerce şehit edilen güvenlik görevlilerinin ve geride bırakmış oldukları ailelerinin temel insan hakları ile hiç mi hiç ilgilenmediği;
ulusal gurur ve onur, bağımsızlık, laik hukuk sistemi gibi kavramları yok ve gereksiz saydığı; örneğin, türbana destek verirken, türbana karşı hukuksal mücadele verdiği için vahşice öldürülen meslekdaşı Gümüşhane Barosu Başkanı'nı gözardı ettiği;
keza Sivas Katliamına karşı suskun kaldığı ve bu yüzden şeriatçı basının ve de Baro içindeki yandaşlarının tam desteğini aldığı gibi hususları bilenlerin sayısı oldukça azdır.
Yücel Sayman'ın tüm bu faaliyetlerine rağmen İstanbul Barosu'na ikinci kez seçilmesi, Türkiye'de gerçek insan haklarının, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğinin de üstünde olduğu gerçeğini, istismar-ihmal ve suistimal boyutuyla ortaya koyan en tipik örneklerden biridir.
Türkiye, bu haliyle -pardon vurdumduymazlığıyla- dünyanın özgürlükleri en sınırsız ülkesidir. Türkiye, Cumhuriyeti özgürlükler adına yıkmaya çalışanların, savunmaya çalışanlardan daha özgür ve güçlü olduğu garip bir ülkedir.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi, ABD ve AB ülkeleri dahil, kamu güvenliği gerekçesiyle kayıtlara geçmiş, sürekli izlemede tutulan bireylerine sınırsız özgürlük tanımazlar.
IRA taraftarı olduğundan kuşku duyulan birinin sözde özgür ve özerk BBC'de konuşma yapması mümkün değildir, hatta dolaylı haber olarak bile verilmesi olanaksızdır.
ABD'nde "sol" damgası vurulan aydınların maruz kaldıkları baskılar (taciz ölçüsünde izleme, kamu görevi ve askerlik yaptırmamak, pasaport sınırlamaları vd.) artık hiç kimsenin meçhulü değildir.
Keza, kamu düzeninin korunması, Almanya'da Anayasa dokunulmazlığı ölçüsündedir; rejim karşıtlarının tipik ve bilinen bir örnek olarak Bader Meinhoff çetesi üyelerinde olduğu gibi yaşama hakları bile sözkonusu edilemez ve kimse de Alman Devleti'ni imaen bile olsa suçlayamaz.
|