İstihbarat5 Ekim 2006 00:00

Baro Başkanlığına Aday Yücel Sayman ve Derin İlişkiler Ağı

Yücel Sayman, beyanlarında sürekli "Türkiye"deki derin devlete ve çetelere karşı" mücadele verdiğini söylüyor fakat nedense Türkiye"yi bir ağ gibi sarmış olan ABD ve Alman istihbarat servisleriyle bağlantılı vakıf ve derneklerden hiç bahsetmiyor. escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

www.acikistihbarat.com

06 Ekim Cuma


BARO BAŞKANLIĞINA ADAY YÜCEL SAYMAN ve DERİN İLİŞKİLER AĞI

Heddam
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


Önümüzdeki Ekim ayında Türkiye açısından son derece önemli olan İstanbul Barosu seçimleri yapılacak. 8 Ekim Pazar günü 9:00-17:00 saatleri arasında yapılacak olan baro seçimlerinde, 1996-2002 arasında 3 dönem baro başkanlığı yapmış olan Av. Yücel Sayman tekrar başkanlığa aday oldu.

Peki Yücel Sayman kimdir? Baro başkanlığı döneminde ve sonrasında ne gibi icraatleri olmuştur, kimlerle birlikte çalışmıştır ve İstanbul Barosu"nu hangi amaca alet etmiştir? Maalesef birçok insan Yücel Sayman ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgiye sahip değil.

Aşağıda sunduğumuz dosyada bu soruların cevabını arayacağız ve sizleri bilgilendirmeye çalışacağız.


Komprador sermaye grupları ve holding medyasının desteğini arkasına alan şeriatçı-bölücü-liberal odaklar; tüm sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve siyasi partilerde olduğu gibi İstanbul Barosu"nda da yönetime gelerek ABD-AB odaklı bir sömürgeleştirme politikasının paralelinde hareket etmek üzere mücadele veriyorlar.

İstanbul Barosu, baroya üye hukukçuların haklarını koruyan, avukatlık mesleğinin gelişmesine katkı sunan, hukuk devleti, sosyal devlet, Atatürk ilkeleri ve tam bağımsızlıktan yana bir politika mı takınacak, yoksa Alman  ve Amerikan derin devletinin en önemli unsurlarından olan "sözde demokratik", "özde gizli servis kontrollü" vakıf ve derneklerin  bir yan kuruluşu haline mi getirilecek?

İşte bu soruların cevapları ve baronun kendisine çizeceği yol açısından, seçimler hayati önem taşıyor. Ülkesinin ve halkının çıkarını her şeyin üstünde tutanlar ve gerçek demokratik hukuk devleti için mücadele verenler ile küreselleşme ve neoliberalizm ile uyumlu olarak demokrasi maskesi altında etnikçilik yapanlar arasında, 2006 İstanbul Barosu seçimleri bir mücadele arenasına dönüşecektir.

Şu anki baro başkanı Kazım Kolcuoğlu ve ekibinin tam bağımsızlıktan, Atatürkçülükten ve laiklikten yana olan net tavrını içine sindiremeyen çevreler, yeniden Yücel Sayman"ı Baro başkanlığı için aday göstererek kulis yapmaya başladılar. Kulis yapması için gönderdikleri temsilciler, gittikleri yerlerde Yücel Sayman"ın ilişkileri ve Türkiye aleyhine olan faaliyetlerine dönük eleştiriler alınca, "Bu çağda ulusalcılık olur mu, ne yani sınırları kapatıp iyice içeri mi kapanalım" gibi demagojik ifadelerle eleştirileri geçiştirmeye çalışıyorlar. Peki bu kişiler sınırları kapatmama, dışa açılma gibi kavramların, Türkiye"nin tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini Batının kontrol ettiği çok uluslu şirketlerin talanına açmak anlamına geldiğini bilmiyorlar mı,  yoksa bunu bile bile o çevrelerle işbirliği mi yapıyorlar? İkinci ihtimal çok daha vahim olsa gerek.
 
Bu zihniyette kişilerin İstanbul Barosunu yönetmesini önlemek için ülkesini seven, tam bağımsız bir ülkede yaşamak isteyen tüm kesimlerin şeriatçı, işbirlikçi, bölücü ittifakına karşı uyanık olması ve onlara karşı birlik olması gerekiyor.Atatürk devrimlerini savunan; AB ve Soros fonlarıyla yönlendirilemeyen bir İstanbul Barosu için bu birlik şarttır.


Şimdi hep beraber Yücel Sayman"ı daha yakından tanıyalım.
 
Öyle bir insan düşününki, bu kişi Soros ve AB fonlarıyla organize edilen hemen hemen bütün toplantılara katılsın,

Alman istihbarat örgütlerinin güdümündenki Alman vakıflarıyla derin ilişkileri olsun,
düşünce özgürlüğü ve demokrasi adı altında bu ülkenin insanına ve onun değerlerine hakaret eden insanların avukatlığını yapsın,
bununla da kalmayarak zaman zaman tarikatçı gazetelerde yazıları yayınlansın ve şeriatçı basından övgüler toplasın.

Tüm bu özellikleri bünyesinde toplayan bir insan olmak zor olsa gerek.

Evet, Yücel Sayman"dan bahsediyoruz. Bütün bu "niteliklerine" rağmen daha önce 6 yıl baro başkanlığı yapan ve 2006 seçimlerinde yeniden aday olan Yücel Sayman,

beyanlarında sürekli "Türkiye"deki derin devlete ve çetelere karşı" mücadele verdiğini söylüyor fakat nedense Türkiye"yi bir ağ gibi sarmış olan ABD ve Alman istihbarat servisleriyle bağlantılı vakıf ve derneklerden hiç bahsetmiyor.
 
Yücel Sayman"ın dilinden düşürmediği demokrasi, dışa açılma gibi kavramların artık, tüm ulusal yer altı ve yerüstü kaynaklarını Batılı ülkelerin kontrolündeki çok uluslu şirketlerin talanına açmak, ulusal kültür bilincini yok edip yerine postmodern etnikçi ve cemaatçi söylemleri yerleştirmek anlamına geldiğini neredeyse bilmeyen kalmadı.
 
Yücel Sayman"ı destekleyen, güya  siyasi çizgileri farklı olan Fetullahçılar, Soros Vakıfları, Bölücü Gruplar ve Şeriatçı grupların tüm söylemleri neredeyse tek bir kaynaktan çıkmış gibi birbirlerine benziyor. Sakın tüm bu kuruluşlar ABD tarafından tek merkezden yönetiliyor olmasın? Parasal kaynakları da tek merkezden geliyor olmasın?

Acaba "demokrat" Yücel Sayman"ın bu gruplarla ilişkileri ne düzeydedir ve bütün bu grupların Yücel Sayman"a destek vermesinin nedenleri nelerdir?
 
Yücel Sayman neden Fetullahçı Zaman gazetesine "zaman zaman" yazılar yazar ve niçin şeraitçi Vakit gazetesi ve PKK"ya yakın Özgür Gündem gazetesi kendisinden övgüyle bahseder?