Siyaset20 Mart 2005 00:00

Hem İslâmcı, Hem Hitlerci! Selim Somçağ

Amaç bellidir:   ABD “Ne olur ne olmaz” diyerek bu psikolojik harekâtla kendi halkının gözünde Türk halkını şeytanlaştırmak suretiyle Türkiye ile ABD arasında ortaya çıkabilecek bir çatışmaya kendi kamuoyunun desteğini arkasına almış olarak girmenin hazırlığını yapmaktadır.   İki aydan beri devam eden kampanyada tempo asla düşürülmemekte,  her hafta kampanyanın yeni bir ayağı devreye sokulmaktadır.   cialis forum cialis prodaja cialis bez receptaescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaabilify idippedut.dk abilifymicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Amerika’nın Türkiye’ye yönelik psikolojik savaşı bütün hızıyla sürüyor.   “Metal Fırtına”dan sonra şimdi de “Kavgam” harekâtı başladı.   Birçok kanaldan aynı anda servis edilen bu habere göre Hitler’in Kavgam adlı eseri Türkiye’de en çok satan kitaplar arasına girmiş.     Yayıncılık çevresinde yaptığım küçük bir araştırma ise bu kitabın her zaman Türkiye’de belli bir satışı olduğu,  buna karşılık son zamanlarda satış grafiğinde çok belirgin bir yükseliş olmadığı sonucunu verdi.   Yani aynen Metal Fırtınada olduğu gibi bir medya operasyonu ile  esası olmayan bir işin yoktan var edilmesiyle karşı karşıyayız.  

Hatırlanacak olursa Türkiye’ye yönelik Amerikan kampanyasında önemli bir kilometre taşı olan Robert Pollock’un Wall Street Journal’daki yazısında Türk halkı hem Amerikan aleyhtarı, hem de Yahudi düşmanı olmakla suçlanıyordu.   Türk halkı tarihin hiç bir döneminde ne anti-semitizme,  ne de ırkçılığın herhangi bir türüne eğilim göstermiştir.   Zaten ünlü Fransız Türkolog Jean Paul Roux’nun birçok defa vurguladığı gibi ırkçılık kavramına sahip olmaması Türk halkının tarih sahnesine çıkmasından beri en bariz vasıflarından biridir.   Pollock’un bu iddiası Amerikan kampanyasının iki amaçlı olduğunu açık olarak gösteriyordu:   Birinci amaç başta Irak’ın kuzeyindeki kukla Kürt devleti,  daha sonra da Suriye ve İran konularında,  daha genel olarak Büyük Ortadoğu Projesi konusunda ABD’nin istediği şekilde hareket etmeyen Türkiye’yi korkutarak yola getirmekti.   Amerikalı devlet adamı ve ajan-gazetecilerden gelen şikâyet ve azarlamalarla Türkiye’nin millî kuvvetlerine gözdağı verilecek,  içerideki Amerikan yanlısı güçlerin,  özellikle de malûm medyadaki satılmış kalemlerin de bu kampanyadan yola çıkarak “Bakın müttefikimiz Amerika ile aramız bozuluyor” diye kamuoyunu millî politikalara karşı kışkırtmaları sağlanacaktı.   “Metal Fırtına” kitabıyla da Türk halkının Amerika’nın askerî gücünden korkarak yılgınlığa düşmesi amaçlanmaktaydı.

Ancak hedefleri bundan ibaret olan bir kampanyaya AKP’nin Türkiye’deki  laik rejimi tehdit ettiği,  yeşil sermayeyle işbirliği yaptığı,  hele hele Türk halkının Yahudi düşmanı olduğunu dahil etmenin anlamı yoktu.   ABD’nin Derviş operasyonuyla 57. hükümeti çökerterek alelacele kurulan AKP’ye iktidar yolunu nasıl açtığını gayet iyi bilen Türk halkının şimdi ABD’nin AKP’yi laikliğe tehdit ilân etmesini samimî bulması mümkün değildi.   Yahudi düşmanı olduğu iddiasına ise Türk halkı sadece gülüp geçerdi.   Fakat bu kadar önemli bir psikolojik harekâtta bazı mermilerin havaya sıkılmış olması da mümkün değildi.   O zaman bu iddiaların tek bir anlamı olabilirdi:   Harekâtın diğer bir amacı da önce Amerikan,  sonra da dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine yönlendirmekti.    Zaten Pollock ve diğerlerinin yazdıklarında Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığı Bush yönetiminin haksız saldırganlığından hiç bir şekilde söz edilmeden,  El Kaidevari,  fanatik bir nefret şeklinde gösterilmek isteniyordu.   Böylece Türkiye’nin soğuk savaşın bitiminden sonra Batı’nın,  özellikle de Amerikan halkının zihnine kazınan Batı düşmanı,  fanatik İslâmcı Ortadoğu tablosunun içine yerleştirilmesi amaçlanıyordu.   Tabiî bu resmin tamamlanması için işin içine aslı astarı olmasa da anti-semitizmin de eklenmesi gerekiyordu.   İşte Kavgam’ın Türkiye’de best-seller olduğu haberi bu mesnetsiz Yahudi düşmanlığı tablosunu tamamlamak için ortaya atılmış bir çarpıtmadan başka bir şey değil.   Ayrıca tam bu haberin servis edildiği günlerde piyasada bir yayınevinin en az 15-20 YTL’ye satılması gereken kalitede bir Kavgam baskısını 5,99 YTL’ye satmaya başlaması da çok ilginç bir tesadüf. 

Amaç bellidir:   ABD “Ne olur ne olmaz” diyerek bu psikolojik harekâtla kendi halkının gözünde Türk halkını şeytanlaştırmak suretiyle Türkiye ile ABD arasında ortaya çıkabilecek bir çatışmaya kendi kamuoyunun desteğini arkasına almış olarak girmenin hazırlığını yapmaktadır.   İki aydan beri devam eden kampanyada tempo asla düşürülmemekte,  her hafta kampanyanın yeni bir ayağı devreye sokulmaktadır.   Bu çerçevede millî kuvvetler deryasında bir damla olan internet sitem  ve şahsım da hedef haline gelmiş bulunuyor.   Kişilerin kimliklerini saklayarak başka kişiler hakkında görüş bildirdikleri (yararlılığı ve ahlakîliği tartışılır olan) bir internet sitesinde benim hakkımda yakın zamana kadar beni yazılarımdan ve konuşmalarımdan izledikleri belli olan yurtsever kişilerin olumlu görüşleri yer alıyordu.   “Metal Amerikan Fırtınası” adlı yazımın sitemde yayınlanmasından ve kitabı basan yayınevinin Fethullah Gülen çevresinden olduğunu açıklamamdan sonra aynı yerde benim şahsıma ve siteme saldıran iki yazı belirdi.   Yazıların içeriği, yazanların benim çalışmalarımı incelememiş olduklarını,  sadece siteyi yüzeysel biçimde tarayarak bana ve görüşlerime saldırmak için bulabildikleri ilk bahanelerle bu yazıları döşendiklerini ortaya koyuyor.   Meselâ yazılarımda imlâ hataları bulunduğu iddiasıyla bana saldırmaya kalkmaları,  Türk kültüründe hayvanların yeri konusundaki çalışmalarımı alaya alma teşebbüsleri son derece gülünç ve acemice.   Belli ki samimî bir fikir beyanı değil, sipariş üzerine yapılmış bir karalama kampanyası söz konusu.   Malûm çevrelerin çirkefliği düşünülürse bunun ardından sitemin hack edilmesi de yakındır herhalde.  

ABD’nin psikolojik savaşının gittikçe saldırganlaşarak sürmesi önemli bir işaret;  ABD’nin bu işin peşini bırakmayacağını gösteriyor.   Zaten bırakamaz da,   çünkü ABD ekonomisinin yapısal sorunları ABD’yi süper güç konumunu sürdürebilmek için BOP’u gerçekleştirmeye zorluyor  (Bu konunun geniş bir analizi için sitemin Makaleler bölümünden 7 Mart 2005 tarihinde Cumhuriyet-Strateji’de yayınlanan “Krizden BOP’a Amerikan Rüyası” adlı yazıma bakılabilir.)   BOP ise kukla Kürt devleti kurulmadan gerçekleştirilemez.   Bu devletin kurulması ve yaşatılması için de Türkiye’nin “ikna edilmesi” gerekiyor.   AKP hükümetiyle Türkiye’nin geleneksel Irak politikası darmadağın edildiyse de kukla devlet konusunda Türkiye’nin yeterince “ikna edilemediği” anlaşılıyor,  aksi takdirde ABD bu psikolojik savaş kampanyasını başlatmazdı.  

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik dönemlerinden birine girmiştir.   Türkiye’nin üzerinde son derece sinsi ve hainane oyunlar oynanmaktadır,  ve artık bu oyunlar ve planlar neredeyse açıkça sergilenir hale gelmiştir.   Unutmayalım ki ABD’nin stratejik hedeflerine yalnızca psikolojik savaşla ulaşması mümkün değildir;  bu sadece işin hazırlık aşamasıdır.   Türkiye’nin BOP badiresini atlatması,  yani yeni Sevr’i engellemesi  milletimizin bütün imkânlarını ortaya koyarak Türkiye Cumhuriyetinin bekâsı ilkesi etrafında kenetlenmesiyle mümkün olabilir.    Bu elbette mümkündür,  ama bugünkü dağınıklık ve içeriden kuşatılmışlık karşısında otomatikman gerçekleşecek bir sonuç da değildir.    Hal böyleyken geniş kesimler hâlâ derin bir gaflet uykusunda.   Bunu Kavgam asparagasında bir kere daha gördük.   Bu uydurma haber üzerine görüşlerine başvurulan birçok kişi  ( aralarında hızlı milliyetçiler de var)  Kavgam’ın neden bu kadar çok satmaya başladığı konusunda gazetecilere fikir serdetmek için yarış halinde.   İçlerinden bir kişi de çıkıp “Bir dakika,  Türk halkı neden durup dururken Hitler hayranı olsun?   Şu haberin altındaki verileri bir önümüze koyun bakalım!   Hem bu haberin bir Yahudi asıllı Amerikalı yazarın Türk halkını anti-semitizmle suçlamasının hemen arkasından piyasaya çıkması garip bir tesadüf değil mi?” diye sormuyor.   Bu kafayla gidersek işimiz zor.