Toroslar sorosları yener!
Bu söz bana ait bir söz değildir. Emekli Orgeneral Sayın Hurşit Tolon Paşa'ya aittir. Kullanmamda sakıncası olmaz düşüncesindeyim. Bu ifadeyi konuşmacı olarak katıldığı bir panelde duydum kendilerinden..
İşin soroslar kısmı malum. Ne tür bir amaçla kurulan bir yapı artık herkes tarafından sanırım biliniyor. İnternette dolaşan yazılar, süper medyada yanlışlıkla da olsa telaffuz edilen bununla ilgili haberler, bu vakıftan paralar ve ödenekler alarak Türk askerini Türk halkına karşı kışkırtma amaçlı kitaplar bastıran vakıflar sayesinde küresel emperyalistler hakkında ciddi anlamda bilgi sahibi oluyoruz…
Ortada üç tip savaş var bana göre..
Birincisi siyasi, ikincisi stratejik ve üçüncüsü psikolojik..
Siyasi ve stratejik savaşı kontrol etmek mümkünde psikolojik olan kısmı sanırım daha çok dikkat edilmesi gereken türü bu savaş tiplerinin.
Seçim zamanı sandığa gider verirsiniz oyunuzu, daha önce sizlere meydanlarda olur olmadık sözler veren, atıp tutan, ahkâm kesen, ayakkabının tekini verip diğer tekini “Bizim oylar sandıktan çıkınca vereceğiz.” diyerek baskı yapıp hatta tehdit eder vari cümleler kullanan, yalancı ve sahtekârları siyaset sayfasından arkalarına bakmadan göndermek her zaman mümkün. Bu bizim elimizde.
Bu anlamda siyasi savaş her zaman başarı garantisi olmayan bıçak sırtı bir yapı olarak kalacaktır.
Stratejik savaş ise biraz emek ve çalışma kafa yorma istiyor.
Önüne gelenin internette, medyada, boyalı basında, birer strateji dehası kesildiği bu günlerde ( ki bunlar kelimeyi bile yanlış kullanmakta doğrusunun stratej olduğunu bilmekten aciz zavallılardır) biraz takip ve teknoloji ile neleri halka yutturmak istediklerini de çözersiniz.
Bu kişilerin içinde hakikaten vatansever olup, ciddi anlamda ahlak sahibi, mevki, makam derdinde olmayan, kendi kişilik yapısıyla barışık ve Türk olma onurunu gururla taşıyanları hariç tutuyorum.
Bunlar kendilerini belli eden açıkça BİZ VARIZ VE SİZİN OYUNLARINIZA KARŞI İŞTE BUYRUN TEZLERİNİZ diyerek sözde oyun kuruculara karşı her platformda gerçekleri gözler önüne süren, ciddi anlamda bu vatana sevdalı kişilerdir.
Parolaları ise hep kullandıkları ANTİLAİKLER GAZİ SÖZÜNÜ KULLANAMAZLAR olmuştur.
Bu anlamda da stratejik savaş kısmında da üretilen Siyonist ve küresel oyunlara alet olmayacağımız aşikâr…
Benim işaret ettiğim kısım psikolojik savaş kısmı.
Çünkü taraflar Türk halkı ve karşıdakiler. Taraflar vatanseverler ve pazarlamacılar..Taraflar gerçekleri yazanlar ve sözde aydınlar…Taraflar namuslular ve ahlaksızlar…Taraflar dürüst açlar ve yeşil kağıt tüccarları…Taraflar masumlar ve çakallar…Taraflar bizler ve onlar…
Ortada dolaşan anlamlı yada anlamsız binlerce e-posta..
Vatanseverlik üzerine söylenen bir dolu laf, söz..
Hatta dolandırıcılıktan hüküm giymiş ama kendini dr olarak tanıtan, iktidar aleyhine atıp tutan, isim tespitleri yapan soysuzlar bile var.
Gün be gün açılan dernekler..Kurulan internet siteleri..Yapılan paneller söyleşiler…
Tüm bunların içinden hangilerinin samimi hangilerinin sahte amaçlı olduğunu anlamak için sarf edilen zaman güç kaybından başka bir şey değil..Ne anlamda güç kaybı ? Yapılacakların zamanında yapılamaması ve çözülecek problemin giderek daha zor yollardan çözülmeye itilmesine destek vermek..
Bilgi alımı ve öğrenme anlamında, iletişim anlamında, mesafeleri anlık kısalığa dönüştürmek anlamında internetin gücünü yadsımak doğru olmaz ama bunun bir dozu olmalı..
Kontrol,güven ve doğruluk mekanizmasını sağlanmadığı ortamda, her tür düşman doğmasına sebep olunabilir…
Psikolojik savaş duygularla ve inançlarla ilgilidir. Hissiyatı olan kişiler üzülür, ağlar. Zaman zaman da vazgeçiverir mücadelen savaştığı dava hakkında. Yıldırma politikası temel ilkedir..
Türkiye Cumhuriyeti Devletini topla, tüfekle fiziksel savaşla ele geçiremeyeceğini anlayan emperyalist güçlerin teşhisi koyup uygulamaya başladığı bu süreçte başarılı olma yolunda şanslı olma ihtimali yüksek gibi görünüyor..Aslında görünmediği aşikar ama birileri bu sanki böyleymiş gibi göstermeye çalışıyor..
Akıllı olmaya, sağduyulu olmaya, çok çalışmaya, okumaya, anlamaya ve en önemlisi atılan her zarfı açmamayı öğrenmeliyiz..
Dikkat ediniz basında her gün yeni bir tartışma konusu yaratılıp esas gündemden uzaklaştırıp, odaklanma engellenmeye çalışılmakta..
Bugünlerde üzerinde çok tartışılan T.C.K Madde 301 gibi..
1921 Anayasasında der ki:
Madde 1.- (Özgün hali) Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.
Madde 1.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 S. Kanun) Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.
1924 Anayasasında da der ki :
Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Madde 2.- (Özgün hali) Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır; resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.
Madde 2.- (İlk Değişiklik: 10.4.1928 – 1222 S. Kanun/md. 1)
Türkiye Devletinin resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.
Madde 2.- (Son Değişiklik: 5/2/1937 – 3115 S. Kanun/md. 1)
Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.
Madde 3.- Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir .
1961 Anayasasında da :
I. Devletin şekli.
MADDE 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri.
MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
III. Devletin bütünlüğü; resmî dil; başkent.
MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dil Türkçedir. Başkent Ankara'dır.
IV. Egemenlik.
MADDE 4.- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
1982 Anayasasında ise :
MADDE 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ
MADDE 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ, RESMİ DİLİ, BAYRAĞI, MİLLİ MARŞI VE BAŞKENTİ
MADDE 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı İstiklal Marşıdır. Başkenti Ankara'dır.
IV. DEĞİŞTİRİLEMEYECEK HÜKÜMLER
MADDE 4 - Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
V. DEVLETİN TEMEL AMAÇ VE GÖREVLERİ
MADDE 5 - Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
VI. EGEMENLİK
MADDE 6 - Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
***
Aradan geçen 85 yıl..Madde 1 den Madde 6 ya inmiş..
Medeniyet seviyesine ulaşma, modern dünyaya ayak uydurma bahaneleriyle küresel ve Siyonist yönetimlerin sömürgesi durumuna düşürülmek istenen Türk halkı…Mondros'un sarhoşluğunu silen Lozan'ın intikamı..İç destekle yürümekte…
Türklüğe ve Türk milletine hakaret etme, aşağılama suçunun cezasının kaldırılmasının aldatma birliği örgütü ajanları gözetiminde tartışmaya hazırlanması… Roman kahramanlarının fikir özgürlüğü, inatla ve ısrarla bağımsız yaşayan Türk halkının sessiz kalması gerektiği talebinin acizliği, garabeti..
Ve Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu tüm dünyaya öğreten Gazi Mustafa Kemal'in bu iradesizlik, aptallık, güçsüzlük sembolü olan ülkelere verdiği tokat gibi cevap:
“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Hâlbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...
O halde, ya istiklal ya ölüm!”
Hâkimiyetin tekrar kayıtsız şartsız milletin egemenliğinde olduğunda bugünkü ortamın yaşanmayacağını hepimiz göreceğiz…
Kiminle dans ettiğinizi bilmiyorsanız her an ayağınıza basılmasına hatta düşürülmenize hazırlıklı olmalısınız…
Çünkü sizi kurtaracağını sandığınız gitar çalan çocuklarınız çoktan orkestrayı terk etmiş olacak…
Zeynep ORUNCAK (TÜRK)
VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!