Siyaset20 Mart 2005 00:00

BİR TÜRLÜ "KOMUTANIM" DİYEMEMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI-Hüseyin MÜMTAZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan' Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü, önceki gün Çanakkale'de "Hocam" diyerek otomobiline davet etmiş., Başbakan meğer günlük hayatta "hocam" ve "abi" hitaplarını sık kullanırmış. Yakın çevresi Erdoğan'ın Özkök'e "hocam" demesinin duygusal atmosferden kaynaklanmış olabileceğini kaydetmiş. Vücut dilini kullanmayı ve samimi diyalogları seven Erdoğan'ın, yakın çevresindeki kişilere konumlarına uygun hitaplarla seslendiği belirtilmiş..  Belediye Başkanlığı döneminden bu yana çevresinde olan danışmanları da Erdoğan'a "başkan" demeyi tercih ediyormuş. Erdoğan, başdanışmanlarından Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve Prof. Dr. Nabi Avcı ile İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş gibi öğretim üyeliği yapmış isimlere de "hocam" diye hitap ediyor.Neden "komutanım" dememiş?levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardabilify idippedut.dk abilifyoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Yakın çevresine samimiyetten konumlarına uygun hitaplarla seslenen Başbakan Özkök'ün konumunun farkında mı değil, ağzı mı alışık değil?

            Fakat öncelikle hitaptaki "konumdan" rahatsız olanların lisanı münasiple yine "herkesin ortasında" hatırlatmayı, düzeltmeyi becermeleri gerekmez mi?

            Nerede rahmetli Orgeneral Nurettin Baransel'ler?

            Anlaşılan o ki bu gidişle Atsız'ın "Bir gün olur elbet eski beğler dirilir/ Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar" mısralarını çok sık tekrarlayacağız..

            Ama nerede o "kılıçlar"?

            * * *

            İşin kötüsü, "örneklerden" hareketle bırakınız Başbakan'ı ben bile "komutanım" hitabını artık dirhemle tartar hâle geldim.

            "Emekli" Oramiral Erdil ailesi görevde bulunduğu iki yıl zarfında bir buçuk ton çikolata, 25 bin kutu kola, 60 bin paket sigara tüketmiş..

            Günün anlam ve önemini çok iyi anlatan "semer"le ilgili bir halk deyimi vardı ama şimdi nedense bir türlü hatırlayamadım.

            Durum öyle sarpa sarıyor ki bildiğin gibi değil kıymetli okuyucu.

            İmralı'daki rezidansında avukat kılığındaki siyasi danışmanlarıyla yaptığı en son haftalık olağan görüşmesinde "Bütün kadınlar benim..Tanrıça şeyi var, bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var. İnanna'nın Tanrı Enki ile diyaloglarını biliyorsunuz. Kadınlarımız yücedir; biz onların oğlu, sevgilisi ve aşığıyız. Bu bedensel değil, ruhsal, düşünsel bağlılıktır. Buradaki ruhsal bağlılık önemli" diyen psikopat katilin "bir daha" yargılanması için AİHM'de "durum tespiti" yapılıyormuş.

            2000'de "dosyanın" başbakanlıkta bekletilmesine âlet olan "ürkek türkücülere" buradan kandilli selamlar olsun..

            Öcalan'ın asılmamasında kimsenin vebali onlarınki kadar büyük değildir.

            Anlaşılan o ki "memlekete" hakikaten "hoş gelmiş."

            Kara Kuvvetleri Komutanı'nın "Terörist girişi Öcalan'ın yakalandığı 1999'daki düzeyinde, ama bizim mücadele düzeyimiz o zamandan aşağı" dediği günlerde AİHM "yeniden yargılanmasının" kapısını aralıyor, Akepe de "yeniden yargılamanın" kılıfını hazırlıyormuş.

            Hırvat general örneğinden sonra AB/AİHM bir başka "yargılama" örneğini de ısıtıp sofraya koymaya hazırlanıyor. 

            Terörle mücadele yıllarının, PKK'nın köküne kibrit suyu döken kahraman komutanlarının "icabında" muhakeme edilmeleri gerekecekmiş.

            Anlaşılan o ki yeni Nemrut-Kürt Mustafa Divanları kurulacak.

            Anlaşılan o ki yeni Muğlalı Mustafa Paşa'lar yaratılacak.

            Cadı avı başlatılacak..

            1 Nisan'da yürürlüğe girecek yeni Ceza yasası'nın yardımıyla Edelman renkleri taşıyan yoğun bir Mc Carthy operasyonu sahnelenecek.

            Bahse konu komutanlar, komutanlarımız demişler ki; "Bizi yargılayacak olan daha anasından doğmadı".

            Kendilerini saygıyla selamlıyorum.

            Ama Korgeneral Hasan Kundakçı, Yarbay Korkut Eken ve diğerleri neden "kendileri" konuşuyorlar?

            Onlar bir gece sıcak lojmanda çocuk-çoluk oturup televizyon seyrederken akılları esti diye kalkıp yüzlerce kilometre ötedeki Kandil-Hakurk bölgesine spor olsun diye mi gittiler?       Keyif için mi gittiler?

Kimseye haber vermeden, gizli kapaklı mı gittiler?

            Yoksa "bir gül bahçesine girercesine" bir "tayin emriyle" mi gittiler?

            Emri kimler verdi?

            O emri verenler şimdi neden konuşmuyor?

            Baştan beri neden konuşmadılar?

            Neden hep sustular?

            Vücut dilinden anlayan "en demokrat bürokrat" Özkök Paşa neden çıkıp bu "emekli" komutanlar kendilerini savunma ihtiyacı hissetmeden "Bütün Türk ordusu arkanızda" demiyor?

            Demek ki Tolunoğlu Hurşit ve Büyükanıt paşa'lar da vücut dilinden anlamayan "oligarşik bürokratlar" sınıfına giriyor.

"Devrimleri" engelliyorlar.

            Sırası mıydı tam da "hocam" muhabbetinin doruğa çıktığı bir yakınlaşma sergilenirken Şehzadebaşı Karakolu'nda anma töreni düzenlemenin; "Irak politikamız yok, Irak'ta etkinliğimiz yok, terör artıyor, mücadele gücümüz sınırlı" demenin.

            Aş pişirilirken su katmanın?

            Belçikalı Mehmet Ali ile paşa torunu Hasan Cemal aynı gün kulaklarına basılmış gibi tek sesli yorum yaptılar.

            "Asker işine baksın"mış, "Bir şikayet varsa neden MGK'da konuşulmuyormuş?"

            Sayenizde MGK mı kaldı?

            Ve aslında MGK eskisi gibi olmadığı için, sadece kum masasında metal fikir fırtınası çalışmaları yapıldığı için artık "dışarıda" konuşuluyor ya..

            Hem gazeteci konuşacak, bakkal konuşacak, çakkal konuşacak, imam hatipli konuşacak, piyasa tezgâhtarı pazarcı esnafı konuşacak, Bizans çocukları, Karen Fogg-Bush torunları konuşacak ama asker konuşmayacak.

            Yağma mı var?

            Bu memleket bu kadar mı sahipsiz?

            Orgeneral Özkök, kendisine "hocam" diyen Başbakan'ın da refikaları hanımefendi ile birlikte bulunduğu "kamusal alan" Çanakkale'de 90'ıncı yıl dolayısı ile yayınladığı mesajda demiş ki;

            "'Alınması gereken çok önemli derslerle dolu olan bu süreç, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sahip olduğu 'tarihsel niteliklerin' de esasını oluşturan; namus, şeref, vicdan, seciye, ahlak, şahadet, diğergâmlık, dürüstlük ve sorumluluk gibi kavramlar sayesinde kazanılabilmiştir. Ancak, modern çağın da etkisiyle bu tarihsel süreçte yaşadıklarımızı, saydığım bu tarihsel nitelikleri ve ülkemizi gelecekte bekleyen tehlikeleri genç belleklere onların özümseyebilecekleri bir şekilde anlatmakta ve algılatmakta son zamanlarda zorlanıyoruz."

            Öyleyse "yönteminiz" yanlış paşam..

            Gençlerle diyalog, en başarılı lise öğrencilerini yurdun dört bir köşesinden toplayıp, onları giydirip, yazın Ankara-İstanbul ve İzmir'deki askeri okullarda misafir edip turistik gezi düzenlemekle kurulmaz.

            Harbiyeli'ye tiyatro oynatmakla da olmaz.

            "Ecnebiye ayıp oluyor" diye kırk yıllık Psikolojik Harp ve Propaganda birimlerini kaldırır, kılık ve işlevlerini değiştirirseniz "hedef kitleye" nasıl hitabedileceğini anlatmakta tabii zorlanır, uygun davranışlara yöneltmek ve yönetmekte elbette güçlüklerle karşılaşırsınız.

            Amerika'da her yıl yapılan ve ne işe yaradığı, ne idüğü belirsiz Türk Günü Yürüyüşü için Ermeni lobisine karşı kullanılmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri ve Harbiye'nin bandoları gönderilecekmiş.

            Eğer o; yeni dünya düzenindeki küreselleşmenin dayattığı "konsept" değişikliği yüzünden tensikata tâbi tuttuğunuz anlaşılan PSH birimleri halâ hayatta olsaydı; emekli bile olsalar bu işin kitabını yazmış uzmanların fikirlerine şu kadar kıymet verip dinleseydiniz onlar Ermeni lobisine karşı en iyi cevabın bando değil, mehter takımını göndermek olduğunu söyleyeceklerdi.

            İkinci Başkan Orgeneral'den bandoları koparan Türk - Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Ata Erim "Türk Yürüyüşü"ne;  Türkiye'deki Ermeni Patriğini, Hahambaşı'nı ve Süryani Metropoliti'ni; "sanatçı"lardan da arap şalvarı, çingene göbeği ve İngiliz diliyle "ulusumuzu" Eurovision'da temsil eden Sertap Erener'i davet etmiş.

            Ne iyi etmiş.

            Harbiye'nin "Tarihlere sorun ki bize ölmez Türk derler" diyen; "Kanla irfanla kurduk bu Cumhuriyeti/Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız" diyen bandosu Sertap Erener önünde göbek atarken; Ermeni Patrik, Yahudi Haham ve Süryani Metropolit de arkasında yürürken "The Fifth Avenue"da icrayı sanat eyleyecek.

            Yakışır.. 

            Da neden acaba Rum Patrik çağrılmadı?

            Yoksa o "ekümenik" olduğu için "zâtından" mı davetli?

            Kader utansın. 20 Mart 2005

 

"57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TE, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ"