2002 Haziranı, Aydın"dayım. İstiklal Savaşı yıllarında Aydın"ın işgal edildiği bir dönem var. Bu konuyu inceleyerek neler olmuşu günümüze taşımak için araştırmaya başlamıştım.
Böyle bir yoğunluk içinde iken Aydın'da Yerel Tarih Grubu Kurulduğunu öğrendim. Kuran kişilerden : “Tarih dostları ile birlikte Aydın tarihini araştırın davetini” ” alarak onlara katıldım.
Aydın"ın kendi inisiyatifi içinde ortaya çıkmıştı dediklerine göre. Birkaç toplantıya katıldıktan sonra, önceden seçilmiş konuların bize dayatıldığını gördüm. AYTAG denilen güya bizim çıkardığımız gazetede de “mevcut araştırmaları” bizim seçtiğimiz anlatılıyordu.
Bunun üzerine inanır mısınız tam üç yıl, geceli gündüzlü Yerel tarih Gruplarını inceledim..
Sadece Aydın"da değil, Tarih Vakfı"nın uygun gördüğü yerlerde “Azınlıklara ait” mal varlığı, kültürel değer başta olmak üzere araştırılıyordu, tüm Anadolu"ya bir çıkarma yapılmıştı.
İşin ucu Amerikan Rockefeller Vakfı'na kadar dayanıyordu. Hani şu “oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur” diyen kişi.
Bu vakfın açtığı kredi ile “Anadolu"dan Türk Mührü Silinme” çalışmaları yapılırken, o yörenin önde gelen şahsiyetlerinin katıldığı toplantılarda boş kâğıtlara atılan imzalar ile. “Yapılanları kabul ediyoruz” manasına getiriliyordu.
Toplam iki kere katıldım. İkincisinin ertesi günü durumu anladım. O kadar hızla yürüyordu ki işler aylık AYTAG adlı gazete ve kitaplar basıldı. Türkiye"de binlerce kitabın içinde ki birkaç cümle için basıldığına inanıyorum artık.
Proje şaşmadan yürürde, eğitim yolu ile milletler kontrol altına alınırsa, uyduruktan bilgilerde “tarihimiz “diye, gelecek nesillerimize yutturulacaktır. Tayyib Erdoğan'ın “Türk Dünyasından gelen devletlere hitaben”, ortak dil(ki çoğu ile zaten var)kullanalım. “Ortak tarihimizi yazalım”dan kasıt işte budur.
Hayatında bir kere bile “Türk”üm d(iy)ememiş Tayyib Erdoğan"a mı kalmış “Türklerin ortak tarihini” yazalım teklifini getirmek .
Bu konu birde nerede duyuruldu?
Fetullah Gülen"in onursal başkanı olduğu, “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının ” organı olan Abant Platformlarının Orta Asya"ya hitap eden adıyla, “Diyalog Avrasya Platformu”nda.
25 Haziran"da Bişkek- Kazakistan"da “Medeniyetler arası Diyalog ve Birlikte Yaşama" sempozyumu yapıldı ve orada :
“ Halklar arası dostlukları pekiştirmek için "Avrasya Tarihçiler Birliği" adıyla bir komisyon oluşturulması, bu komisyonda eski tarihî kaynakların incelenerek medeniyetler arası olumlu ilişkileri geliştirici yeni bir tarih bakış açısı oluşturmaları sağlanmalıdır ” sonucu alındı.
( İşleyiş bizde ki Abant platformlarının aynısı)
Bu sistemin beyni Siyonizm. Hani “insanlığın zembereği olan Yahudiler!”
(Editörün Notu: Yazar burada Fetullah Gülen'in verdiği röportajlardan birinde Yahudileri övmek için kullandığı ifadeye dikkat çekiyor)
Halklar arası dostluk için tarih değiştirilir mi? Tarih değiştirilirse tarih olur mu?
Bu kumpanya “barış-diyalog” adı altında geçmişimizle oynayarak geleceğimizi şekillendirmek istiyor. Her şeyde özelleştirme peşinde koşan, halkın sağlığı ile oynamak adına ilaçlarına el koyan hükümetimiz, milletin çocuklarının kitaplarını mı düşünecek? Onlara kitap mı dağıtacak? Tek merkezden devlet hantal oluyor deyip, yerel yönetim yasasına” gönderme yapacaksın, sonra tamamı tek elden çıkmış, tek tip kitabı tüm Türkiye"de okutacaksın? Kim inanır buna? (Üstelik talim ve terbiyeyi devre dışı bırakarak)
Merak etmeyiniz konuyu dağıtmadım efendim. Yerel Tarih Grupları da bu işin parçasıdır.
AKP iktidarı Cumhurbaşkanı Sezer"in görüşülmek üzere geri gönderdiği “Ombudsman” yasasını kabul edince hatırladım bunları.
“Koordinatör, Baş müzakereci, BOP Eş başkanı, Ombudsman …” gibi kelimelerin hayatımıza girmesi işin çığırından çıktığının da işaretidir.
Aydın"da yaptığımız Yerel tarih Grubu Toplantısında “boş kâğıtlara” imza atmaktan bahsetmiştim.
Toplantıya katılan ilin okul müdürleri, tarih öğretmenleri, mühendisleri, araştırmacıları, il Müdürleri önlerine gelen kâğıda adlarını yazıp, yanına imzalarını atmışlardı, yani bu toplantıya katıldım manasına gelmeliydi bu değil mi? İşte öyle olmadı.
Bu işi yürüten iki kişi kendi aldıkları kararların altına bu imzaları eklediler. Hatta “Ombudsman” bile seçmişiz bu iki toplantı da haberimiz olmadan. Sonra bu “Ombudsman” kendi kararlarını alıp, Aydın YTG bu kararı aldı diye kitap bile basmıştır.
Neymiş Ombudsman?
Sözü dinlenen, içinde bulunduğu grup, toplum, millet ya da devlette son sözü söyleyebilecek lider. Evet, aynen öyle.
AKP şimdi beş yıllığına “Ombudsman” (Baş denetçi) seçecektir.
“Kamu Denetçiliği Kurumu” olarak açmışlar Ombudsman "ı. Kamuyu denetlemek için ayrı bir kuruma gerek var mı? Varsa da bu niçin Batının tazyiki ile oluşturulmaktadır?
“ Yasaya göre kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri, idarenin her türlü eylem, işlem, tutum ve davranışlarını, insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden inceleyecek, araştıracak ve idareye önerilerde bulunacak ” ( 28 Eylül 2006- internethaber )
İşin içinde ki “insan hakları” kelimesi artık mide bulandırsa da, cümlenin tamamını okuduğumuzda, Türkiye cumhuriyetinin tepesinde “dokunulmaz” bir grup bize haddimizi bildirecek.
“Uyum yasaları” diye çıkarıyorlar TBMM de, milletten korktukları için yarım yapıldak uyguluyorlar ya işte o noktada “ Ombudsman ” devreye girecek:
“ Durun bakalım..Kürtçe yayın hakkını verdiniz ama “Kürtçe eğitim” yok.
Derhal bunu Kürtlere sağlayınız.” vs. şeklinde gidecektir iş. Bu işleri kolaylaştırmak için yönetmelikleri hazırlayacaklar.
Türkiye daha kolay çözülecek açıkçası. Silahla, Sevr ile bölüşemedikleri Anadolu"yu işte böyle “yasalar” ile kıvama getiriyorlar.
Brüksel"den Ankara"ya ses yankı yaptığı için direk kendi sopamızla kafamızı kıracaklar bundan böyle.
Ombudsmanlıkta bakın neler var?
“Kamu Denetçiliği Kurumu, TBMM Başkanlığı'na bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, özel bütçeli ve merkezi Ankara'da bulunacak. Kurum, gerekli gördüğü yerlerde büro açabilecek… Kamu Denetçiliği Kurulu, kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikleri çıkaracak, yıllık raporlar ve gerek gördüğü konularda özel rapor hazırlayacak . ...
Kurum, baş denetçi tarafından yönetilecek… Baş denetçi seçilebilmek için… Hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat ve işletme fakültelerinden veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olma şartı aranacak …”( 28 Eylül 2006- internethaber )
Vekiller tarafından seçilecek, ayni vekiller gibi TBMM de yemin edecek, özel bütçesi olacak, gerek gördüğü konuda raporlar hazırlayacak, yabancı öğretim kurumlarını bitirmişlerden ( Meselâ, Amerikan Üniversitelerinden) de seçilebilecek.
Kamu Denetçiliği Kurumu yani onun baş denetçisi tarafından yapılacak denilen işleri, bu ülkede yapan yok mudur?
Üstelik baş denetçiye kimse de karışamayacak.
“Hiçbir organ, makam, kişi, merci, baş denetçiye ve denetçilere, görevleriyle ilgili talimat veremeyecek, genelge gönderemeyecek. Baş denetçi ve denetçiler, 5 yıl süreyle görev yapacak. “ ( 28 Eylül 2006- internethaber )
Buna devlet içinde devlet ya da devlet içinde devletin hesap soramayacağı bir mekanizma denir. Baş denetçi devletin işleyişine karışacak, ona kimse karışamayacak? Nedir bu böyle?
Ombudsman"lık kurumunun “hukukumuza” aykırı olduğunu iddia ediyorum.
Türk Milletinin yetki verdiği mekanizma seçimle kurulmaktadır. Düşünün, hiçbir makamın karışamayacağı, seçilmişlerce atanmış ilk “Ombudsman “ı AKP seçecektir .
“Küreselleşmeci” bir baş denetçiyi birkaç aya kalmaz başımıza dikerler.
Baş müzakereci, BOP Eş başkanı, Koordinatör, baş denetçiden sonra sırada hangi “baş belası” konu var bilmiyoruz.
Kamuoyunda Ombudsman ya da Baş denetçi olarak bilinen, yasası çıkan kurumun statüsü de resmen “Sömürge Valiliği”dir.
2 Ekim 2006
nevalkavcar@yahoo.com