|
AYVALIK'TA PATRİKHANE'NİN PAPA-RAZZİLERİ
Ayvalık Kuvayi Milliye
|
|
|
Bugün yerel ve milli basında, Ali Bey adası için, Patrikhane tarafından 2000 yılında; “Moshinos”(kokulu ada)Metropoliti” olarak atanmış Metropolit Danilidis’in yönettiği ayinin detayları hakkında bol, bol okuyacağınızdan, biz bu cemaatsiz ayinlere farklı bir açıdan bakmak istedik.
Bu nedenle, İstanbul ve Midilli Adasından gelen papazları izlemeye özellikle gittik! Yoksa ayin seyretme meraklısı olduğumuzdan ve de Ayvalık ve bölgesinde cemaati olmayan Rum Ortodoks Kilisesine cemaat oluşturmak, değildi ziyaretimizin amacı.
Sıkı güvenlik tedbirleri altında, 9 Papazın “gösteri” ayinleri için hazırlıkları, nereden baksanız 1 saate yakın sürdü. Emniyet güçlerinin sayısı, ayine katılanların sayısının iki katı kadardı. Kuş uçurmadılar desek yeridir. Hatta yıkık kilisenin bahçesinde miyavlayarak gezen kedileri tören alanı dışına çıkarılmasına, meraklı beş çocuğun susturulmasına dahi özen gösterdiler...
Bu arada “Zehra Teyze” diye anılan kişiden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Kilisenin bahçesinde bulunan bir eski ev var. Bu ev, Kilise girişinin tam sağ yanında ve giriş kapısı avluya bakıyor. Bu evde yaşayan ve kendisine “Zehra Teyze” denilen kişi, Çanakkale Ayvacık’tan. Girit kökenli evin esas sahiplerine gelin olarak gelmiş. Senelerdir de o evde yaşamakta. Adeta Taksiyarhis Kilisesi’ni de mülkü gibi cansiparene sahiplenen, gelen Türk ziyaretçilerden müze müdürü gibi “ para ” almadan içeri sokmayan, kovalayan, enteresan bir kişilik olduğunu öğreniyoruz.
Bu “Zehra Teyze’nin” papazları görünce davranışları, doğrusu izlemeye değerdi. O ne heyecan? O ne sevinç gösterisi Zehra Teyze?!? Evet, Zehra Teyze, büyük bir sevinçle papazları karşıladı, boyunlarına sıkı, sıkı sarılıp onları öptü… Tabii, bu karşılama töreninde bizim de adeta gözlerimiz yaşardı. İster istemez, bu sevinç gösterilerinin nedeni için, bizde de bir merak uyandı. Hani yani, Patrikhane sadece “para” verse, sizi temin ederiz ki, olmaz!… Zehra Teyze’ye sonra döneriz yine, biz papazların ayinini anlatmaya devam edelim.
Kara cüppeleri ile gelen papazların, üstlerine kat, kat geçirdikleri diğer tören kıyafetlerinin giyilmesi, beraberlerinde getirdikleri masanın hazırlığı, mumların ve kitapların, özel olarak getirilen ekmeklerin büyükçe sepete konulması bize; oyuna hazırlanan tiyatrocuların, kulis arkası faaliyetlerini hatırlattı.
Ayini Metropolit Danilidis yönetti. Ancak, kendisiyle birlikte ayine katılmak üzere, Midilli Metropoliti İokovos Frentis’in de gelmesi, Ali Bey Adasının cemaatsiz metropoliti Danilidis’i desteksiz bırakmamak için olsa gerek… Yoksa, pek bir az ve desteksiz olacaklardı.
Bu hazırlıklar devam ederken, iki Rum vatandaşımız ilahilere başladılar… Ancak gözümüzden kaçmayan bir şey daha vardı.
Papazların fazla asabi ve asık suratlı oluşları, militan tavırları insanı ürkütüyor...
Hani din adamı denilince insan; “pir-ü faniler” bekliyor…
Türkiye ‘de böylesi gösteriler düzenleyen Patrikhane’nin tüm papazlarının kara sakallı bu yüz ifadeleri, bize bölgede İstiklal Savaşı öncesi papazlar tarihini bir kere daha hatırlattı.
Yani Mustafa Kemal’in askerleri gelene kadar, bölgede ki Müslüman Türk halkına karşı Ayvalık’ın sözde “akademisi”, aslında Ruhban okulu papazlarının İngiliz emperyalistleri ile birlikte hareket ederek, bölgede katliamları nasıl teşvik ettikleri, Türk düşmanlığını nasıl körükledikleri, Türklerin tüm bölgeden sürülmesi için girişimleri, emperyalistler için çaşıtlık faaliyetleri…
Pek yakın bir zamanda, bölgemizin tarihi ile ilgili bu konuları da gündeme taşıyacağız elbette…
Bir ara, papazlardan militan görünüşlü olan, bir telaşa kapıldı. Lacivert renkli pick-up da harıl, harıl bir şeyler aradı… Bulamadı. Bu aranmalar devam ederken, ayin izleyicilerinden birisi, bir avcı bıçağı çıkardı ve bu papaza uzattı. Anladık ki, getirdikleri ekmeği kesecek bıçağı da beraberlerinde getirmeyi unutmuşlar… Avcı bıçağı ile ayin de okunmuş ekmekleri kesmek de neyin nesi? Papazların sevgili Zehra Teyze’sinin, verecek ekmek bıçağı da mı yoktu?
Neyse, papazlar büyük sepet içine kestikleri okunmuş ekmekleri önce orada bulanan az sayıda İstanbul’dan gelerek katılan yaşlı Rumlara, daha sonra da izleyicilere dağıttılar…
Tabii tüm bunlar olurken, yerel ve ulusal basının harıl, harıl faaliyetleri, ayin öncesi ve sonrası yapılan röportajlar, çekilen filmler, resimler… Bize göre; iş “papa-razziliğe”, fazlaca önemli, reklâmı yapılan bir olaya dönüştü… Cemaatsiz ayinlerin bu kadar reklâmı da neyin nesi ola ki?
Ertesi gün, yerel basınımız Olay Gazetesinden Sayın Selim Düzel’e, metropolit Apostolos Danilis’in verdiği beyanat ilginç. Dinlerarası hoşgörü ve diyalogun önemine dikkat çekerek, şöyle diyor metropolit:
“Dünya ya sevgi ve barış mesajı verdik. Kilisemizin tutumu da budur. Hepimizin birlikte oluşturduğu bu güzel tablo, Avrupa Birliği yolunda kararlılık ve cesaretle ilerlemekte olan Türkiye’ye layık bir tablodur”.
Sayın papaz, bu beyanatı verirken, acaba Türk halkına AB’ye girip girmemeyi, isteyip istemediği sorulmuş mu ki, bizim adımıza patrikhane’nin ve AB yanlısı işbirlikçilerinin karar ve derin arzularını, Türk halkına yamamaya çalışıyor?
Bunu da kendisine sormak gerekirdi. Aklımıza takılıyor, Türkiye’de dinlerarası diyalog ve hoşgörü isteyenler, “haçı koynunda gizliler olmasın sakın ha?”
Bu ayin devam ederken, 2 kişinin hararetli konuşmaları da açıkçası gözümüzden kaçmadı.
Biri, bu tür ayinlerden rahatsız, adanın eski Girit kökenli yerleşimcisi 70 yaşlarında bir beyin, bu ayinlerden rahatsızlığını açıkça ortaya koyan, protestocu söylenmeleri. Ali Bey Adasının tek protestocu sakini...
Diğeri; tur operatörü bey arasında geçen taşlamalar, bizleri güldürdüğü kadar düşündürdü de…
Bir ülkede, bir takım gösteriler, törenler, söylemler ülkenin bağımsız geleceğini dinamitlercesine şova dönüştürülürken, koskoca toplumda herkesin seyirci kalması, hatta gelecek üç beş kuruşa tamah ederek “inanç turizmi” kisvesiyle yavaş, yavaş toplumsal reflekslerin törpülenmesi çok kaygı verici…
Düşünmek lazım; “9 Eylül’de İzmir’den apar topar kaçarak Kuzey Akdeniz’den” kovduğumuz emperyalistler, inanç turizmi kisvesi adı altında, ısrarla cemaatsiz ayinler düzenleyerek; yeniden Anadolu’nun işgali için ayinci papazlar vasıtası ile, gedikler mi açmak istiyorlar?
Bu törenlerle ilgili bir iki not daha düşmek vazifemiz.
Ertesi sabah saat 9.oo-12.oo arası yapılan ayinler, gösteri biraz hüsrana dönüştü… Neden mi?
Ali Bey Adalıların ve Ayvalıklının bu ayinlere duyarsız kalışına inat, tabiatın gazabı görülmeye değerdi. Ayvalık ve bölgesinde, bir yağmur tufanı, şimşekler, rüzgâr inanılmazdı. Seller götürdü…
Mübarek bir yağdı ki, Nisan ayından beri biriktirdiklerini sabah, sabah gümbür, gümbür şimşeklerle indirdi ve akşam saatlerine kadar bu sağanak yağışlar sürdü. Acaba bu, ilahi bir bildirimiydi, diye düşünmeden de edemedik? Bir dost telefon açtı, gülmekten katılıyordu ve aynen şunları söyledi:
“Papazlar, papazı yedi!”
Her Perşembe Midilli’den gelen papazların, Ayvalık sokaklarında kara cüppeleri ile dolanarak, dükkânlara, restoranlara girip çıkmalarından, “papa-razzilere” malzeme sağlamalarından da, artık sıkılmıştık!
Neyse ki, bu gösterileri bu sefer kursaklarında kalmış, papaz kisveleri ile şov yapmalarına, bu sefer izin verilmemiştir!
Hele şükür, yetkililerimiz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “LAİK” bir devlet olduğunu, imamlarımızın bile, namaz ve vaazlardan sonra dini kıyafetlerini çıkarmadan sokağa, cenaze törenleri hariç, çıkmadıklarını hatırlamışlardır. Ortodoks şeriatı ile yönetilen, Yunanlı misafirlerimiz belki bilmezler, Patrikhane’nin papazları da, unutmuşa benziyor! Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti Laik bir devlettir! Dolayısı ile dini kisvelerle sokaklarda dolaşmak yasaktır!
Bu arada, bizde halkımıza bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair bu kanunu bir hatırlatalım:
Anayasamızın; 2596 sayılı kanunu aynen şöyle:
BAZI KİSVELERİN GİYİLEMİYECEĞİNE DAİR KANUN
Kanun Numarası : 2596
Kabul Tarihi : 3/12/1934
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 13/12/1334 Sayı : 2879
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 16 Sayfa : 24
Madde 1- Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin (din görevlilerinin) mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Hükümet her din ve mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya başka bir ruhaniye verilmesi caizdir.
Madde 2- Türkiye’de kanuna tevfikan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüp gibi heyetler ve mektepler mahsus kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname ve talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.
Madde 3- Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve levazımını taşımaları yasaktır.
Madde 4- Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyeti kararıyla tayin olunacak mercilerin müsaadesine bağlıdır.
Madde 5- Türkiye Devleti nezdinde memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i adetlere tabidir.
Madde 6- Bu kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapılır.
Madde 7- Birinci maddenin hükümleri, bu kanunun neşri tarihinden altı ay sonra ve diğer maddelerin hükümleri bu kanunun neşri tarihinden itibaren mer’idir.( geçerlidir.)
Madde 8- Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Bir son sual daha sormadan bu yazıyı bitirmek istemiyoruz. “Zehra Teyze” duyduğumuza göre, Kilise’nin bahçesindeki evinin yaz aylarında, odalarını pansiyon olarak geceliğini 85.ooYTL( 85 milyon TL) den kiraya veriyormuş.
Allah versin, yediği içtiği onun olsun, bereketini arttırsın!
Amma, şimdi Taksiyarhis Kilisesinin onarımı bilindiği üzere onaylandı. Pansiyonunu ne yapacak acaba? O’nu da papazların idari binası olarak mı tahsis edecek, yoksa zangoçluğa başlayıp, kilisenin çanlarını mı çalacak? Yoksa aklımızın ermediği başka şeyler mi var, diye kendi kendimize soruyoruz elbette?!?
Yoksa Zehra teyze ve benzerlerinin, Ayvalık Kilislerinin onarımı ile “zangoç” olarak patrikhane tarafından atanacağını, tabii hiç düşünmüyoruz…
Ayini izleyen, meraklı beş küçük çocuğa mı ne oldu? Onlar merdivenlerde oturdular, kedi yavruları ile oynaşıp, ayini biraz izlediler.
Gazetecilerden biri, çocuklara şu soruyu yöneltmiş:
“ Burada ne olduğunu biliyor musunuz?”
Bir tanesi öne atılıp aynen şu cevabı veriyor:
“Tabii, Ramazan diye mevlit okuyorlar…”
Saygılarımızla
Ayvalık Kuvayi Milliye
http://www.akumil.gen.tr |
|
|
|