İnzivaya çekildiğini söyleyen Genelkurmay eski başkanı Hilmi Bey (Özkök) memleketi Turgutlu'yu ziyaret etmiş. Kardeşi Hüseyin Özkök'e ait büfede bir süre dinlenen Hilmi Bey, sade bir kıyafetle geldiği ilçede Ramazan alışverişi yapmış. Fırından ekmek alan Hilmi Bey daha sonra kasaba uğramış, her zamanki neş'eli tavırları ile esnafla görüşen ve sohbet eden Hilmi Bey, sonra da ilçeden ayrılmış.
Bir başka paşa için yazdığımız ve 28 Haziran 2006 tarihinde bu köşede yayınlanan “Olmadı Paşa” başlıklı yazımızda şöyle bir bölüm vardı:
“Fırından en son ekmek ne zaman aldın paşa? Ben her gün alıyorum.. Yirmi yıldır fırından ekmek almayanların yanlışlarının hesabını, her gün karşılaştığım fırıncıya onların adına vermekten, onları savunmaktan bıktım artık. Taksi, dolmuş şöförüne, balıkçıya.. Asansördeki komşuya..Eşe, dosta.. Biraz bakkala manava gidin.. Hesap verin.. Hesap görün. Onlarla ahbaplık edin, ayağınız yere bassın.. Ne konuştuklarını, ne düşündüklerini öğrenin. Sonra kalkıp dernek, parti kurun.. Yahut uluslar arası ortaklıklara soyunun.. Ama önce kendi vatandaşınızı dinleyin. Hassasiyetlerini dikkate alın..”
Bu düşünceye sahip olan ben Hilmi bey’in çarşıya çıkıp vatandaşla muhatap olmasından ancak mutluluk duyarım..
Ama neden Hilmi Bey, neden emekli olup inzivaya çekildikten sonra çarşıya çıktınız?
O ekmeği fırından görevdeyken alıp bazı şeyleri erken öğrenip, bazı şeylere engel olamaz mıydınız?
Görevdeyken hep “ekonominin kırılgan olduğuna, en ufak bir sarsıntıda yıkılacağına” inandırıldınız siyasi iktidar tarafından.
Görevdeki ilk aylarınızda; 3 Kasım günü 2002 günü genel seçimde oyunuzu kullanıp Amerika’ya gittiniz.
Amerika dönüşü memlekette bambaşka bir siyasi manzara ile karşılaştınız..
Akepe seçimi “kahir ekseriyetle” kazanmıştı.. Kazanmış ama “Genel Başkanı”, “siyasi yasaklı” olduğu için Başbakan olamamıştı..
İktidarı kazanmış ama milletvekili bile olamamış partinin genel başkanı sizden sonra Amerika’ya gitti.
Döndü...
Bir süre sonra size Amerika’dan gelen, bir Amerikalı’nın yazdığı bir mektubu kaale alarak, çok fazla önemseyerek o genel başkanı aslanlı kapıdan girilen Genelkurmay Başkanlığı’nda kabul ettiniz..
Yine bir süre sonra Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun “Alaturka Demokrasi” adlı kitabında ayrıntılarıyla anlatıldığı gibi kılıfına uydurulan hukuki-siyasi bir düzenlemeyle Siirt’te bir seçim bölgesindeki seçim iptal edildi, yenilendi ve Erdoğan “seçildi”.
Başbakan oldu.
O tarihte süreçte kesin ve son söz sahibi Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Tufan Algan’ı hatırlayanınız var mı?
Umarız sâkin ve huzur içinde bir emeklilik yaşıyordur..
Siz hep ekonominin kırılganlığına inandırıldınız..
Asker telörgünün dışı ile ilgilenirse, ilgilendiğini belli ederse ekonomi perişan olurdu.
Çuval geçirildi, sustunuz..
Kosova’da binbaşıya Alman neferler saldırdı, sustunuz..
İki üç ay sonra Kerkük’te toplanan Türkmen kurultayında protokolda oturan çuvalcı albay Maywill’in sağında ve solunda, çuval geçirilen subayların arkadaşı olan subaylar oturuyordu..
Toplantı sırasında o subaylar o Maywill’le “çak” bile yaptılar..
Gazete küpürü bende saklı..
Bir emir vermediniz, ne yapıyorsunuz, ne bu rezillik demediniz?
Bir sene sonra Kıbrıs’ta referandum’da aklınız ile vicdanınız arasında sıkıştığınızı söyleyerek “taraf” oldunuz..
Annan’ın tarafında yer aldınız..
Tezkere döneminin Amerikan Genelkurmay Başkanı, tezkerenin kabul edilmemesi üzerine resmen sövdüğünü yazdı sonradan kitabında..
Dümdüz gitmiş..
Ses çıkarmadınız..
Bu yılın Temmuz’unda....
Çuval’ın tam da gün be gün yıldönümünde...
4 Temmuz’da zâtı devletliniz halen görevde idiniz..
Albay Ralph Peters Türkiye’nin haritasını “çizdi”..
Çıt çıkarmadınız...
Dün Nato Savunma Kolejinde o edepsiz harita yine ortaya çıkınca “hocam” ile “paşam” arasındaki farkı gördük..
Amerikan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’tan özür diledi..
Sizin zamanınızda bir ihtimal siyasi iktidara telefon etmiştiniz.
Namık Tan veya Akif Beki de “Türkiye’nin üzgün olduğunu” söylemişti..
Hatırlamıyorum..
Geçen hafta CNN'e demeç veren Bush, bin Ladin ve yardımcısı Eyman el Zevahiri'yi yakalamak ya da öldürmek için Pakistan'a girme emri verip vermeyeceği yönündeki bir soruya karşılık, ''Kesinlikle'' dedi. Bush, Usame bin Ladin ve Zevahiri'nin adalete teslim edilmesi için gereken her şeyi yapacaklarını ifade etti.
Acaba diyorum, teskere zamanında veya başka kritik bir zamanda Bush bize de “gerekirse gireriz” dedi mi?
Dedi de sizi ürküttü mü?
En büyük korkunuz gerçekten ekonomi ve Amerika mı idi?
Korkunun ecele faydası var mıdır?
Keşke muhterem Hilmi bey, görev sıranızda da fırından ekmek, kasaptan et alsaydınız..
Alsaydınız da milletin ne düşündüğünü görüp, öğrenseydiniz?
Milletin, askerinin arkasında olduğunu hissedeceğiniz o büyük gücü belki Süleymaniye’de, Kosova’da, Kerkük’te, Kosova’da, Kıbrıs’ta dik durmanızı sağlardı..
Belki ve ancak o takdirde TBMM heyetini Kuzey Irak’ta “Kuzey Irak heyeti adına” İlknur Çevik karşılayamazdı.
Belki ve ancak o zaman Erdoğan “Terör örgütü ancak silah bırakır” diyemezdi.
Terör örgütü ile ateş-kes olmaz..
Terör örgütü silah da bırakmaz..
Terör örgütü ancak silahını teslim edip, Türk askerine teslim olur..
İmralı’nın “ateşkes” adımına “silah bırak” demek; koordinatörlük kurumunun meşrulaştırılamasıdır.
Denilecek lâf “silahınla teslim ol” olmalıydı.
Erdoğan altı aydır beklediği Bush randevusuna nihayet gidiyor..
Fakat Büyükanıt’ın 2 Ekim’de yapacağı konuşma bu ziyaretin önüne geçti.
Acaba Erdoğan yola çıkmadan yapacağı belirtilen Büyükanıt görüşmesinde ne diyecek?
“Konuşma” mı diyecek, “Ne konuşacaksın?” mı diyecek?
Bu görüşme sonrasında Büyükanıt’ın yapacağı konuşma metninde değişiklik olması ihtimal dahilinde mi?
Göreceğiz..
Harp Akademileri 2 Ekim’de açılıyor..
Sonrasında da Büyükanıt’ın önümüzdeki aylarda Amerika’ya gideceği söyleniyor..
Biz “Allah Korusun” diyoruz.. “İnşallah olmaz” diyoruz..
Bu kadar kötü anıdan sonra Büyükanıt Amerika’ya gitmemelidir..
Gerekirse önce Amerikan Genelkurmay Başkanı hem “hayırlı olsun” demeye, hem de “özür dilemeye” gelmelidir.
Sonrasını ise......“duruma göre” yine düşünürüz..
29 Eylül 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”