Tarih/Kültür27 Eylül 2006 00:00

Türklerin Asaleti - Zeynep Oruncak

Bu savaşın dünya tarihindeki önemini ise tek bir cümleyle anlatmak gerekirse, bir milletin, Türk milletinin, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde emperyalizme karşı kazandığı zaferdir demek yeterli olacak bana göre. İşte dış güçlerinde hazmedemediği budur. O günden bugüne değişen bir şey olmamıştır. En korktukları millet Türk milletidir. Ömür boyuda korkmaya, bu devleti yıkmak için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir. Bunun açık nedenini işte aşağıdaki hikâyede bulacaksınız. ... "Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de. Orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya    Anzaklarındandım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: 'Barbar    Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. ' Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına    katıldık. Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin   tamamını Çanakkale'ye sevk ediyormuş.cialis coupons printable link discount prescription drug cardbuscopan link buscopan plusdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

www.acikistihbarat.com

27 Eylül Çarşamba


TÜRKÜN ASALETİ

Zeynep Oruncak
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

Şimdi size anlatacağım olay yaşanmış bir olaydır. Bu olayın kahramanı ise hala yaşıyor. Bir Doktor.

Ben okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Türk olduğum için bir kere daha gurur duydum.
Dünyadaki diğer ülkeler tarafından istilacı millet diye anılan Türk milletinin asaleti bu olayla bir kere daha gözler önüne seriliyor. Çanakkale Zaferinin yıldönümüne az kaldı. Aslında o tarihte yazmayı düşündüm ilk önce. Sonra vazgeçtim. Belki o zamana kadar birilerine kaynak olabilir araştırmalarında diye erken aktarmak istedim.

Çanakkale zaferlerinde bu ve bunun gibi birçok olayı okumak bilmek mümkün. Bu sadece onlardan bir tanesi. Bu savaşın dünya tarihindeki önemini ise tek bir cümleyle anlatmak gerekirse, bir milletin, Türk milletinin, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde emperyalizme karşı kazandığı zaferdir demek yeterli olacak bana göre. İşte dış güçlerinde hazmedemediği budur. O günden bugüne değişen bir şey olmamıştır. En korktukları millet Türk milletidir. Ömür boyuda korkmaya, bu devleti yıkmak için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir. Bunun açık nedenini işte aşağıdaki hikâyede bulacaksınız.

 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas    yapmak üzere ABD'ye giden Doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatmaktadır:  

Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar. New York’ta,   Medical Center    Hospital' da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,    elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem    veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine    verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuvarda çalışıyorum. Bir hastaya    gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında.


—Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız? Dedim.

Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda    kansızdı. Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:

-Siz Türk müsünüz?
—Kaşlarını yukarıya kaldırarak "hayır" manasına bir işaret    yaptı.
—Ama ben hala merak ediyorum. "Peki, bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?"
-"Aldırma öylesine bir şey işte" dedi.

Ben yine ısrarla: "Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu    benim milletimin bayrağı, benim bayrağım..."

Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve    mırıltı halinde sordu:

-Siz Türk müsünüz?
—Evet Türk'üm.

İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı. Anlatmaya    başladı:

"Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de. Orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya    Anzaklarındandım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: 'Barbar    Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. ' Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına    katıldık. Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin   tamamını Çanakkale'ye sevk ediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır'a    getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler geceyi gündüze çeviriyordu.

Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının   baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti    gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki, onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Biz karaya çıktık. Taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda    başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.

Gözlerimi    açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı    sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan    yiyeceklerden ikram ettiler bana.

İyi biliyorum ki onların    yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime:

-Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Hâlbuki beni cephenin   gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı.

Bu    duygularla

—Yazıklar olsun bana! Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmişim?
Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış! diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.
Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu    unutmamak için koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte.

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı    iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika    gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk...

Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türk ile karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum.

Peşinden nemli gözlerle
—Bana adınızı söyler misiniz?" dedi.   
—Ömer" cevabını verdim. Merakla tekrar sordu:
—Peki, niçin Ömer ismini vermişler    sana?
—Babam Müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak    bana Ömer adını vermiş."
—Senin adın Müslüman adı mı?
—Evet, Müslüman adı deyince    yüzüme baktı, doğrulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
—Senin adın güzelmiş. Benim    adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun.
—Olsun dedim.
—Peki, doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?"

Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti.    Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş..

—Tabii dedim. "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine    imanın ve İslam’ın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriyor, hem de ağlıyordu..

Mırıldandı:

—Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek Allah'ımı ansam olur mu? Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk'ı    zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta    yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün    yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti.

—Beni yalnız bırakma olur mu?

—Ne gibi Ömer amca?

—Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat! Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor."

O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;

-Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gelin!

Hemen yukarı çıktım.

Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm    manzara aynen şöyleydi:

Sağ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda    dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şahadet söylettirdim, o şekilde kucağımda teslim-i ruh etti...

Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman    Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.

Ne yalan söyleyeyim, ağladım...

Saygılarımla.

Zeynep ORUNCAK (TÜRK)

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN !