Tarih/Kültür26 Eylül 2006 00:00

İzmir'i Kim Yaktı ? - Mustafa Armağan

Geriye Mahçupyan'ın zikretmediği üçüncü şık kalıyor: Ermeniler çıkarmış olamazlar mı yangını? Nitekim İtfaiye Müdürü ile Prentiss'in söyledikleri bu yönde kanıtların bulunduğunu gösteriyor. Peki Mahçupyan bu ihtimal konusunda neden sessiz kalıyor dersiniz? Yoksa çok itham ettiği "milliyetçi" tarih yazımı hastalığına karşı aşılanmayı unutmuş olabilir mi? ... bugün aydınlarımızdan, İzmir yangınıyla ilgili olarak en azından İngiliz hakim kadar tarafları dinleyerek hüküm vermelerini istemek hakkımız olmalıdır.[3] levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesabilify abilify alkohol abilify

www.acikistihbarat.com

26 Eylül Salı


İZMİR'İ KİM YAKTI

Mustafa Armağan
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun



Bu yazıyı İzmir, Çeşme'den yazıyorum. Hani şu 1770 yılında Rus filosunun donanmamızı imha ettiği körfezden esen imbat ciğerlerime doluyor, uzatmaları oynayan tatilime kavisler çizdiriyor. Neden buradayım? Yani takvim yapraklarına göre 15 Eylül'de fakiri buraya çeken şey neydi? Ben de bilmiyorum tam olarak. Rus Çarlığı için Akdeniz'e girişin sembolü olan Petersburg'daki Çeşme anıtı çevresinde geçen keşifli günlerime bir nazire mi? Onu da bilmiyorum.

  Bildiğim bir şey varsa, bu günün ve bu yerin beni çağırdığı. Önümdeki not, olan biteni açıklıyor: Son Yunan askeri Çeşme'den ayrıldığı sırada takvimler 16 Eylül'ü gösteriyordu. 1922 yılının 16 Eylül'ü hangi güne denk geliyormuş diye bakıyorum, elimdeki ajanda Cumartesi diyor. 2006 yılının 16 Eylül'ü de Cumartesi değil mi? Yani siz bu yazıyı okurken 'dün' olan gün.

Çeşme kumlarına peş peşe vuran köpüklü dalgalar beni alıp ta 84 yıl öncesine götürüyor. Uzun zamandır yazmayı planladığım İzmir yangını yazısı, bu son Yunan askerinin çekildiği kıyılara ve tam da onların çekildiği güne nasipmiş demek. Tarihle bu kadar iç içe yaşayınca sürprizlere de hazırlıklı olmak gerekiyor.

İzmir yangını meselesi bundan 12 yıl önce Washington'a kadar uzanmış, Temsilciler Meclisi'nde Rum yanlısı 3 üye, "İzmir soykırımı"nı imzaya açmışlardı. Fark etmişsinizdir muhakkak, geçenlerde AB'den gelen "Pontus şartı" aynı noktaya göz kırpıyordu.
Amaç, İzmir yangını üzerinden, Etyen Mahçupyan'ın deyişiyle Türkiye'nin "burnuna yeni bir halka" geçirmek[1]. Ancak ben Mahçupyan'ın bu yazısının biraz aceleye getirilmiş olduğunu söyleyeceğim. Çünkü bu halkayı burnumuza takacak kadar yetenekli olmadığımızı(!) düşünüyorum. Malum, halka, ayıların burnuna sahipleri tarafından takılır, kendileri tarafından değil!


İzmir'i Türkler yakmıştı!


Şöyle diyor yazısının son paragrafında Mahçupyan:


"Türkiye bugün bile hâlâ tarihi tarihçilere bırakma cesaretine sahip değil. Sadece Ermeni meselesinde değil, bütün yakın tarih açısından devletin koyduğu resmi anlayışı kıskançlıkla koruyan bir anlayışımız var. Nihayet samimiyetin bizzat tarihsel olgular karşısında da gösterilmesi lazım..."


Buraya kadar anlaşamayacağımız bir durum yok. Ancak paragrafın bundan sonrası, aniden ve ciddi bir şekilde irtifa kaybediyor. Mahçupyan'ın İzmir yangınıyla ilgili söyledikleri ise şunlar:

Örneğin İzmir'i yakanların Yunanlılar olmadığını, yangının onlar gittikten 4 gün sonra başladığını ve nedense sadece Rum ve Ermeni mahallelerini yaktığını söylemek gerekiyor. Çünkü bunları bütün dünya biliyor ve herkesin bildiğini inkar ederken, başkalarından 'doğru' davranış beklemenin hiçbir inandırıcılığı olmuyor. O zaman da kendi elimizle kendi burnumuza malum halkayı takıyor, ipini de herkesin kullanımı için ortalığa sunmuş oluyoruz.


Şimdi Mahçupyan'ın iddialarını teker teker çözmeye çalışalım.

1)               İzmir'i yakanlar Yunanlılar değil, Türklerdir. Çünkü yangın, Yunanlıların gidişinden 4 gün sonra başlamıştır.

2)               Nedense sadece Rum ve Ermeni mahalleleri yanmıştır, bu da yangını Türklerin çıkardığını kanıtlar.

3)               Bunları (nasıl oluyorsa) "bütün dünya" biliyor, biz de herkesin bildiği bu apaçık gerçeği inkâr ediyoruz.

4)               Böylece de burnumuza halkayı kendi elimizle takıyor ve ipin ucunu da kullanmaları için ortalık yere bırakıyoruz.

  Şimdi aynı sırayla ele alalım iddiaları:

1)      İzmir'i yakanların Yunanlılar olmadığı, en azından 1980'lerden beri biliniyor. Bunu iddia edenler kimlerse, okul kitaplarından öteye geçememiş kıt bilgisiyle caka satanlardır. Dolayısıyla ciddiye alınmaları gereksizdir. Türkler mi yakmıştır? Bunu da, bizim inkâr etmemize gerek yok. Gerek zamanın İzmir İtfaiye Müdürü Paul Grescovich'in raporu, gerekse o sırada İzmir'de bulunan Amerikan Yardım Heyetinden Mark O. Prentiss'in Amiral Bristol'e yazdığı rapor bu iddiayı yeterince "inkâr" ediyor zaten. Aksine, İzmir yangını konusunda ilk ve temel kitabı kaleme alan Housepian, aşağıda üzerinde duracağımız sözde bilimsel kitabının metin kısmında Grescovich'in tanıklığını zikretme lutfunda bile bulunmayarak kanıtları nasıl seçici bir şekilde kullandığını göstermiş değil midir (sadece bibliyografyada değiniyor bu önemli belgeye; ancak metinde kullanılmamıştır)? Geriye Mahçupyan'ın zikretmediği üçüncü şık kalıyor: Ermeniler çıkarmış olamazlar mı yangını? Nitekim İtfaiye Müdürü ile Prentiss'in söyledikleri bu yönde kanıtların bulunduğunu gösteriyor. Peki Mahçupyan bu ihtimal konusunda neden sessiz kalıyor dersiniz? Yoksa çok itham ettiği "milliyetçi" tarih yazımı hastalığına karşı aşılanmayı unutmuş olabilir mi?

2)      Zaferinden elde edeceği nimetleri kendi elleriyle yakan muzaffer bir ordu hangi mantığa oturuyor, doğrusu ben çözemedim. Yakmaktansa yağmalamak daha fazla işine gelmez miydi Türklerin? Hem de o zamana kadar sahip olmadıkları bir sürü ilaç, para, mülk vs. gibi kaynaklara daha zahmetsiz bir şekilde ulaşmak varken. Yangın başladıktan sonra rüzgârın imbattan lodosa dönmesidir sadece Hıristiyan mahallelerinin yanmasının sebebi. Bu bilgiyi tanıkların anlattıklarında da bulmak mümkündür.

3)      İzmir'i Türklerin yaktığını "Bütün dünya"nın bildiği iddiası, bana göre çok su götürür. Zira Bernard Lewis yangından tek kelime ile olsun bahsetmez, 1931-1934 yıllarında İzmir'de öğretmenlik yapan Donald Webster Ermenileri suçlar, Yunanlı tarihçi Lord Kinross Ermenilerin çeşitli yerlerde yangın çıkarttıklarını kabul eder. Tarihçi Orhan Koloğlu'na göre 19 Eylül tarihli New York Times gazetesi bile, Paris'ten aldığı şu habere sayfalarında yer vermeyi gerekli görmüştü: "Fransız kaynakları, Türkleri İzmir'i yakmakla suçlayan bütün haberlerin, Atina üzerinden Londra'ya gelip yayıldığını ortaya koydular."[2] Yani 1922'nin propoganda savaşının atmosferinden çıkmakta hepimiz için fayda var. Herkesçe kabul edilmiş tek bir görüş olmadığı biliniyor; hele tarih gibi kırılganlığın arttığı bir alanda "Bütün dünya biliyor" gibi bir iddia ne kadar geçerli olabilir ki? Velhasıl, "inkârlar" karşılıklıdır; tıpkı iddialar gibi.

4)      Bir kere halkanın bilimsel değil, siyasî, yani güçle ilgili bir mesele olduğunu kabul edelim. Kimse Fransızları, Napolyon'un Mısır'da tam 4 bin Müslüman esiri sırf manevralarında ayak bağı oluyor diye katlettirdiği için suçluyor mu? Bunun için burunlarına halka takmayı düşünüyor mu?

Son Yunan askerinin 84 yıl önce ayrılmasına saatler kala Çeşme'den yazılan bu yazı burada bitmiyor tabiatıyla. Söylenecek daha epeyce şey var.


1924 Londra'sında İzmir yangını yargılanır


1924 Aralık'ıdır ve Londra, Yüksek Adalet Mahkemesi'nde ilginç bir davaya tanıklık etmektedir. Davayı açan taraf, Amerikan Tütün Şirketi'ydi, davalı sandalyesinde ise Guardian Sigorta Şirketi oturuyordu. Tütün Şirketi, 1922 Eylül'ündeki İzmir yangınındaki zararının tazminini istiyordu. Sigorta ise yangının savaş halinin bir sonucu olduğunu belirterek ödeme yapmaktan kaçınıyordu. Tazmini istenen meblağ tam 600 bin doları buluyordu ya, emsal teşkil edeceği için sigorta şirketinden çıkacak toplam miktar 100 milyon dolara ulaşacaktı.

Meblağ büyük olunca mahkeme süreci de ilginç şahitlikler ve iddialara sahne olacak, böylece İzmir yangınının ilk hukukî hesaplaşması Londra'da yapılacaktı.

Taraflar çeşitli milletlerden şahitleri çağırır mahkemeye. Chester Griswold adlı bir Amerikalı görevli, Türklerin şehrin etrafını kordon altına almasının, halkı eşkıyadan korumayı amaçladığını, İzmir'de yangından önce de, sonra da tek bir şiddet olayına şahit olmadığını aktarır. Rene Guichet adlı Fransız demiryolu mühendisi şenlik amaçlı birkaç havai fişekten başka ateş görmediğini söyler. Tütün Şirketi Müdürü Mr. Archbell'in iş ortağı da dahil her milletten şahidin ağız birliği etmişcesine tek bir ateş gördükleri ve rüzgârın etkisiyle bunun kazara yayıldığı ifadesini vermeleri karşısında aklı karışan hakim Justice Rowlatt "Hayatımda karşılaştığım en muğlak davalardan biri bu", diyerek isyan etmiştir.

Durum gerçekten de kafa karıştırıcıdır. Bir tarafta ayyuka çıkan "Türk mezalimi" iddiaları, öbür tarafta çelişkili beyanlar: Yunanlıların da, Ermenilerin de, Türklerin de çıkardığı söylenmektedir yangını. Peki hangisi doğrudur? Daha önemlisi, davada hangisine göre hüküm verilecektir?

Nihayet 19 Aralık'da hakimin kararını sigorta şirketi lehine açıkladığı görülür. Tütün Şirketi tek kuruş tazminat alamamıştır, çünkü yangında kastî bir eylem tespit edilememiş, savaş halinin yaşandığı sırada çıkan bir yangının kesin olarak kimin tarafından ve hangi maksatla çıkarıldığının tespit edilemeyeceği karara bağlanmıştır.

Davanın seyrini neden bu kadar ayrıntılı aktardığımı anlamış olmalısınız. 1924 gibi canlı şahitlerin henüz yaşadığı bir yılda ve İngiltere gibi, Türkiye'deki işgalini henüz noktalamış bir emperyalist gücün ülkesinde bile yeterince kanıt bulunamadığı için beraat edilmişse, bugün aydınlarımızdan, İzmir yangınıyla ilgili olarak en azından İngiliz hakim kadar tarafları dinleyerek hüküm vermelerini istemek hakkımız olmalıdır.[3]

Housepian kitabında o kadar çok kişi, kurum ve devleti bu olayda tarafgir davranıp(!) Türkleri mahkûm etmedikleri için suçlamaktadır ki, tavrının bir akademisyene mi yoksa bir petrol şirketi avukatına mı ait olduğu karıştırılmaktadır. ABD'ye kızmakta, çünkü Yunanlıları Türkiye'deki çıkarları için satmıştır. İngiltere'ye yüklenmekte, çünkü Musul petrollerine ağzının suyu aktığı için Türklerle bir problem çıkmamasına özen göstermiştir. Fransa zaten Yunanlıları arkadan hançerlemiştir. İtalya'yı hiç saymayın, zira Türk taraftarıdır. Tabii Türkleri tanıyınca önyargılarını aşmayı başaran ünlü tarihçi Arnold Toynbee de bu kızgınlıktan nasibini almakta gecikmez.

Gerçekten de Toynbee, 1921'de Manchester Guardian gazetesinin muhabiri olarak Anadolu'ya gelmezden evvel "Türk düşmanı" Başbakan Gladstone'un, Türklerin yeryüzünden temizlenmesi gereken "rezil" bir millet olduğu tezini savunan biriydi. Ne var ki, ülkemize gelip de işgal altındaki Türklerin sesine kulak kabartınca tarihçimizde şafak atar. Nitekim Türkçeye Hatıralar: Tanıdıklarım adıyla çevrilen kitabında,[4] "İnsan bir şeylerin doğrusunu anlamak isterse sessiz kalan tarafın bakış açısını da göz önünde tutmalı", diye yazacaktır haklı olarak.

Toynbee Yunan işgalindeki Yalova'ya bir Kızılay heyeti eşliğinde gider ve gördükleri karşısında beyni alt üst olur. Manzara beklediğinin tam tersidir: Rumlar ve Ermeniler Türkleri katletmektedir. Gazetesine asıl Türklerin mazlum olduğunu ve öldürüldüğünü yazdıkça tepkiler yükselir. Artık Yunanlıların gözünde o bir haindir. Gazetenin yayın yönetmeni Scott, "Yunan ordusunun Türk toplumuna karşı işlediği canavarlıkları" anlattığı telgrafları yayınlamakla dürüstlüğünü ve cesaretini ortaya koyar ve Toynbee sayesinde İngiliz ve Amerikan kamuoyu Türklerin sesini kısık da olsa duyar. O tarihten itibaren Türk insanını İngiliz kamuoyuna anlatmak için elinden geleni yaptığını söyler tarihçimiz.

İzmir'i Ermeniler mi yaktı?

Toynbee'nin dönüşümü şu bakımdan önemlidir: Bir olay hakkında hüküm verirken, tarafların seslerine eşit olarak kulak vermeye mecburuz. Yalnızca Yunan ve Ermeni iddialarını dikkate alarak, "Bunu zaten bütün dünya biliyor" deyip işin için sıyrılmak, kolaycılık olur. Aksi halde, Encyclopaedia Britannica'nın 1970 baskısında İzmir yangınıyla ilgili olarak "Yunanlıların kaçarken verdikleri savaş ziyanı (war damage)" ifadesinin kullanılmasını ya da Yunanlıların Türklere yaptıkları zulmü vurgulamasını nereye koyacağız? Ya da Fransızların ünlü dergisi L'Illustration'un muhabiri G. Ercole'ün 13 Eylül 1922'de yazdıklarını:


Fakat işte Ermeni mahallesinde iki yeni ve çok mühim duman yığını gözüktü. Vaziyet ciddileşiyor, çünkü rüzgâr hızını artırıyor ve alevleri Avrupalıların oturduğu Frenk mahallesine doğru itiyor. Orada da birkaç alev ışığı gözükmeye başladı. Alevler çatırdıyor ve fişekler patlıyor. Türk işgali altında kalmaktansa ölmeyi tercih eden Ermeniler, evlerini ateşlemişler ve Türk askerleriyle mücadeleye girişmişlerdi. Müthiş gürültülerle cephane depoları patlıyor.[5]



Fransız muhabirin sözünü ettiği patlama sesleri, İzmir İtfaiye Müdürü Paul Grescovich'in raporunda[6] sözünü ettiği, Ermeni çetelerin çıkardığı yangından gelmektedir. Velhasıl yangın, çeteler ellerindeki silah ve mühimmatı Milli Kuvvetler baskın yapmadan imha etmeye çalışırken çıkmıştır. Kısacası, Ermeniler çıkarmıştır yangını, ancak Londra'daki hakimin de kararında belirttiği gibi bu kasıtlı çıkarılmış bir yangın değildir. Zaten İzmir'deki Amerikan Başkonsolosu Maynard Barnes da şehirdeki Amerikalıların çoğunun yangını Ermenilerin çıkardıklarına inandıklarını söylemiyor muydu?[7]

Keza Pelin Böke'nin yakınlarda çıkan bir araştırması, İzmir'deki yangını yaşamış Levantenlerin şehri Ermenilerin yaktığı konusunda birleşmektedir. Mesela 1914 doğumlu Ferdinando Stano, şunları söylemiştir araştırmacıya:

O gece yangın başladı Gazi Bulvarı'nda. Evde çoluk çocuk, annem, babam, amcalar hepsi vardı. Bir battaniye aldık, nerde yatacağız belli değil. İzmir'den Turan'a gitmek..!!?? Vesaik yok, araba çalışmaz, hiçbir şey. Ermeniler birinciydi yangını çıkaran. Yunanlılar çarpışıyordu ara sırada. Türkler Eşrefpaşa'da, yukarıdaydılar.. Ermeniler Yunanlılarla birlik çarpışıyordu o zaman. Eee gördüler, Türkler başladılar inmeye Eşrefpaşa'dan İzmir'e doğru, yangına verdiler İzmir'i.[8]

Ayrıca Pelin Böke, görüştüğü bütün Levantenlerin yangını Ermenilerin çıkardığını söylediğini ekliyor sözlerine. 










________________________________

[1] Etyen Mahçupyan, "Burnumuzdaki halka", Zaman, 11 Haziran 2006. Bu yazıdan bir ay kadar önce Emre Aköz de İzmir'i Türklerin yaktığını iddia eden bir yazı yazmıştı: Bkz. "İzmir'i kim yaktı?", Sabah, 3 Mayıs 2006.



[2] Orhan Koloğlu, "İzmir nasıl yakıldı?", Popüler Tarih, Eylül 2003.



[3] Taraflı davranmamak için bu davanın öyküsünü, İzmir yangınını Türklerin çıkardığını savunan, Marjorie Housepian'ın Smyrna 1922: The Destruction of a City (Londra 1972, Faber&Faber, s. 230 vd.) adlı kitabından aldım; yani 'aleyhimizdeki' bir kitaptan. ABD'deki Columbia Üniversitesi'nde bulunan Barnard College'da öğretim üyesi olan Bayan Housepian evlendikten sonra Dobkin soyadını almıştır.

[4] Arnold Toynbee, Hatıralar: Tanıdıklarım, Çeviren: Deniz Öktem, İstanbul 2005, Klasik Yayınları, s. 286.

[5] Ercan Erksan, "İzmiri nasıl yaktılar, nasıl kaçtılar?...", Yeni Tarih Dünyası, Sayı: 3, 15 Ekim 1953, s. 118-122.

[6] Paul Grescovich'in raporunun tam metni için bkz. Kadir Mısıroğlu, Yunan Mezalimi: Türkün Siyah Kitabı, 14. baskı, İstanbul 1992, Sebil Yayınları, s. 178-181.

[7] Kongre Kütüphanesi'ndeki yazışmalardan aktaran: Heath W. Lowry, "Turkish history: Or whose sources will it be based? A case study on the burning of İzmir", Osmanlı Araştırmaları, No: IX'dan ayrı baskı, İstanbul, 1989 s. 16

[8] Pelin Böke, "İzmir "felaketi"ne dair...", Hazırlayanlar: Arus Yumul ve Fahri Dikkaya, Avrupalı mı Levanten mi?, İstanbul 2006, Bağlam Yayınları, s. 148.