Sevr planının bir tek kelimesinin bile değiştirilmeden Türkiye'ye
Kopenhag Kriterleri olarak sunulması da IMF istilasının bir
parçasıdır.
ABD yönetimi, 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşadığı Kore ve Vietnam
kabuslarının etkilerini uzun süre üzerinden atamadı. Üst düzey
yöneticiler, bir ülkeyi işgal etmek ile teslim almak arasında büyük
farklar olduğunu görünce yeni yöntemlerin peşine düştü. Silahlı
kuvvetlerin başaramadığını başka bir yöntemle yapmak için araştırma
başlattılar. Bu araştırmalar sonucunda ABD yönetimi iki yöntem
buldu:
Bunlardan ilki, ele geçirmek istediğin ülkeyi önce kültür şokuna
uğratacaksın. Eğitim sistemini bozup, dejenere olmuş, geçmişine
yabancı yeni kuşaklar yaratmak. Bu sayede gençleri ele geçirerek
aynı zamanda o ülkenin geleceğini de kontrol altına alabilirsin.
Bir diğer yöntem ise, o ülkenin ekonomisini dışa bağımlı ithal
cenneti bir pazar konumuna getirmek. Bu iş için kullanılacak
yöntemin uygulayıcısı ise "IMF Silahsız Kuvvetleri" olacak.
Kabul edelim ki, IMF, kurulduğu günden beri kendisine verilen bu
görevi çok iyi yerine getiriyor. Bugüne kadar IMF, Türkiye de dahil
tam 89 ülkeye "acı reçeteler" ve "kemer sıkma" politikaları önermiş.
Bu ülkelerden biri bile mutlu sona ulaşıp ekonomik özgürlüğünü
kazanamamış.
Tam tersine yabancı şirketlerin pazarı olup çıkmış. IMF
politikalarını bizim gibi sıkı sıkıya uygulayan ülkelerde halk
fakirleşirken para ve zenginlik belirli bir mutlu azınlıkta
toplanmış. Sonuçta para belirli kesimlerde toplandığı için o ülkenin
pazarı durgunluğa yenik düşmüş. Üretim azalmış, ihracat düşmüş,
işsizler orduğu çığ gibi artmış. Ama ülke ithalat cenneti olmuş.
Kısa bir süre sonra da ya askeri darbe olmuş ya da sosyal patlamalar
görülmeye başlamış.
IMF reçeteleriyle ve yüksek faizle borç alarak kalkınan bir tek ülke
bile yok iken, Türkiye'nin hala, "AB kapılarında ve IMF
komiserlerinin karşısında el pençe divan durmasının" tek bir akıllı
açıklaması bile yok. Yolun sonunun ekonomik uçurum olduğunu bile
bile devam etmeyi açıklamak mümkün değil. Osmanlı'nın son
dönemlerinde hazırlanan Sevr planının bir tek kelimesinin bile
değiştirilmeden Türkiye'ye Kopenhag Kriterleri olarak sunulması da
IMF istilasının bir parçasıdır.
Türkiye, Osmanlı'nın son 150 yılından beri hep "Batılılaşma"
sevdasıyla yanıp tutuşuyor. Ama bu "Batılılaşma" sevdasının
faturasını yıllardır Anadolu'da milyonlarca sessiz yığınlar ödüyor.
Türkiye, yıllardır IMF ve Dünya Bankası'ndan aldığı borçları
ödemekle meşgul. Ama ne hikmetse bu borçlar azalacağına daha da
artıyor. IMF'yi elini uzatan Türkiye, tıpkı Osmanlı gibi kolunu da
kaptırdı. Bu borçların da öyle kısa zamanda biteceği yok.
Osmanlı'nın son döneminde tüm limanlarını ve ticari hayatını çok
uluslu şirketlere açan Anadolu'dan bu kez de IMF aynı Kapitülasyon
haklarını istiyor. Avrupa Ortak Pazarı'nın önümüze koyduğu şartların
Kapitülasyonlardan hiçbir farkı yok. 80 yıl önce Türkiye'yi silah
zoruyla işgal edemeyen çok uluslu şirketler bugün "IMF Silahsız
Kuvvetleri"ni devreye soktular. Aman oyuna gelmeyelim ve Türk
insanları, Cumhuriyet'in 100. yılını da aynı coşkuyla
kutlayabilsinler!
Birol Durucan
|