Kuzey Kıbrıs'taki yönetim biçimini merak ediyor musunuz?
Anlatalım..
En üstte ikili bir “eşbaşkanlık” sözkonusu.. TC Büyükelçisi ve Din İşleri Dairesi Müdürü..
TC Büyükelçisi, “bölge”nin atanmış “Vali”si.. İç politikanın her türlüsünün içinde.. Siyasi partilerle, hâttâ tek tek siyasilerle görüşüp kanun teklifleri, veya her hangi bir kanun hakkında Anayasa mahkemesine başvurulup vurulamayacağı konusunda (Ruma mal iadesi, takas, tazmin) baskı uygulayabiliyor..
Koalisyonun hangi partilerle olacağını, hangi partiden kimlerin istifa edeceğini düzenleyebiliyor. (Şekil a. En son UBP'den üç, DP'den bir vekilin istifası olayı)..
Din İşleri Dairesi Müdürü ne demek mi oluyor..
İngiliz devrindeki Müftülük ile bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı karışımı bir kurum..
Bu çok önemli görevi şu anda Ahmet Yönlüer yürütüyor.. Çok yönlü yürütüyor..
Kıbrıs'ın yerlisi.. Ama uzun bir süredir sağda solda, “Tayyip Bey iyi arkadaşım” diyor..
Suudi Arabistan'da çalışmış..
Erdoğan 6 bakan, 20 vekilli üç günlük son 20 Temmuz çıkarmasında bir gününü Yönlüer'in kızının düğününe ayırmış, hâttâ şahitlik bile yapmıştı..
KKTC'de son bir-iki aydır süregelen siyasi huzursuzluk dün, 8 Eylül itibariyle iyice açıklığa kavuştu ve partisinden üç milletvekili istifa eden Ana Muhalefet UBP'nin genç Genel Başkanı Özgürgün belki de görevi süresindeki tek ve en önemli saptamayı yaptı..
“Türkiye” dedi, “Kıbrıs'ı Osmanlı devrindeki gibi Müftü ile idare etmeye çalışıyor. Son istifalarda Akepe, Elçi ve Din İşleri Dairesi etkili oldu.”
Yâni kıymetli okuyucu 1571'de fethettiğimiz, bir süre “mülkü şahaneye dokunulmaması” kaydıyla İngiliz'e devrettiğimiz, Lozan'da vazgeçtiğimiz, 50'lerden sonra “Ya Kıbrıs, ya Ölüm” dediğimiz Kıbrıs'ı atanmış “Sömürge Valisi ve Müftü” ile yönetir hâle gelmişiz..
Ne zamandan beri? Akepe devri iktidarından itibaren..Davos'ta Anan ile anlaşmaya varılmasından itibaren..
Akepe'den önce orada bir “devlet” vardı efendiler..
Bu noktada, dudak uçuklatan bir işbirliğine dikkat çekmek istiyorum..
Türkiye'de 2002'de “BOP eşbaşkanı” Akepe iktidara gelir.. Siyasi çizgisi “Ilımlı İslâm, Liberal İslâm, Turuncu İslâm”..
KKTC'de de “statükoyu” bozarak paralel örgütü CTP'yi iktidar yapar.
CTP; “radikal marksist-leninist'tir”.
30 sene önceki ağabeyleri “BEY Faşizmine Son” diye sokaklara dökülürlerd. (B=Bayraktarlık, E=Elçilik, Y=Yönetim)
Şimdiki “çömezler” ise “Akepe-Elçilik-Müftülük” idaresine “Yes be annem” diyorlar.
Ve bu CTP “eskiden” Rum tarafındaki Komünist AKEL'in “paralel örgütü” idi.
İşte “Liberal-Ilımlı-Turuncu İslâm” bu Akepe ile “Radikal Marksist” o CTP'nin şaşılacak işbirliği...
Birleştikleri nokta, AB.
Her ikisi de kendi hedeflerine ulaşabilmek için AB'yi kullanıyorlar.
Hedefleri ne? Akepe'nin hedefi AB aracılığı ile askeri güçsüzleştirerek istediği düzeni Türkiye'ye yerleştirmek.. CTP'nin hedefi? AB aracılığı ile askeri güçsüzleştirerek Rum'a yamanmak..
Demek ki “kilit faktör” asker..
Askere karşı değişik gerekçelerle “işbirliği” içindeler.. Komünistler ile dinciler..
Allah, Allah.. Bu korelasyonu dünyanın hangi köşesinde görseniz hayra yormazsınız değil mi?
Canım yurdum benim.. Yurdum insanı...
Talât Yeni Şafak'taki röportajında diyor ki; (9 Eylül 2006)
“Eğer Türkiye'de bu değişim yaşanmasaydı, büyük ölçüde KKTC'de değişim yaşanmazdı. Çünkü Türkiye, bizdeki değişimi bastırırdı. İki değişim bir araya gelince uluslararası sistemin anlayabildiği ve benimseyebildiği dille ortaya koyduğumuz yeni politikamız dünya çapında anlam kazandı. Sayın Erdoğan'ın politikasının Türkiye'de egemen olması çok işimize yaradı. Başbakan Erdoğan'la iyi görüşüyoruz, Kıbrıs sorununa bakış açılarımız benzeştiği için çok daha iyi anlaşıyoruz. Çok büyük avantaj oldu”.
Akepe-CTP işbirliğinin bundan veciz itirafı olabilir mi?
“Referandumda eğer biz hayır oyu verseydik çoktan işgalci konuma düşmüştü asker. Biz evet deyince ve Türkiye'de destekleyince, yani Kıbrıs sorunu çözülünce Türk askeri çıkacak dediğimiz için kimse 'işgalci' diyemiyor. Türk askeri adadan çekilsin diyen bir tek Avrupalı yok, bazıları biraz sayıyı azaltın diyorlar o kadar” diye devam ediyor Talât..
Yâni Talât 1974'ü, 74'ün uluslararası anlaşmalara uygun yapıldığını, 1959-60 Londra Zürih Anlaşmalarını tanımıyor.. Askeri işgalci olarak görüyor.. Referandum'da “yes be annem” deyip Rum'a yamanmayı kabul ettikleri için “askerin işgalci olmadığını” söylüyor..
Ne mantık ama?
Diyalektik materyalizm dedikleri bu olsa gerek..
“Yeni Şafak”çı kaçınılmaz olarak “Kıbrıs'taki Derin Devlet”i soruyor..
Cevap..
“KKTC'nin derin devleti var mı?-Türkiye ile bağlantılı olarak var.
Tanıştınız mı?-Tanıştık… Bizdeki derin devlet güçlü değil, Türkiye desteği olunca güçleniyor. Sizi sıkıntıya soktuğu oluyor mu?-Olmaz mı, zaman zaman oluyor…”
Talât'ın Kuzey Kıbrıs'ta “derin devlet” zannettiği şey Yaban Hayatını Koruma Derneği filan galiba...
Kıbrıs'ta “derin devlet” olsaydı referandum'da “hayır” çıkardı..
“Derin tarikat”, “derin cemaat”,“derin politbüro”, “derin işbirlikçiler”, “derin sorosçu çocukları”, “derin kasalar” ve bunlar arasında yukarıdan beri anlattığımız derin bir takım ilişkiler vardı ki % 65 “yes be annem” diyebildiniz..
Kıbrıs'ta CTP iktidarı, şimdi partilerinden istifa ederek “yeni oluşum” içine giren vekiller ve siyasi bütün aktörler iki noktayı gözden kaçırmamalılar..
1. Mahkeme kadıya mülk değil.. Akepe, Türkiye demek değil.. Elbet sabah olacak..
2. 30 Ağustos 2006'dan itibaren asker, eski asker değil.. Referandum zamanının; “Kıbrıs Türkü'nün AB yolundaki siyasal tercihine karışmayız” diyen Girne'deki askeri yok artık..
Bu arada Erdoğan'ın bir süredir sergilediği yeni bir söyleme dikkat çekmek istiyorum..
a)20 Temmuz'daki üç günlük Fetih Gezisi'nin ilk gününde Kıbrıs'taki “kamusal alanda” Erdoğan ve Talât müşterek bir basın toplantısı yapmışlardı, hatırlayacaksınız..
Talât orada; “Anan planı çerçevesinde çözüm”den bahsetti.
Erdoğan akşam BRT'ye çıktı, “Anan planı ölmüştür” dedi.
b) UBP ve DP'den yeni istifalarla meydana gelen “yeni oluşum” basit bir koalisyon çoğunluğu olmayacaktır.. Anayasa”yı değiştirecek nitelikli çoğunluk olacaktır..
Anayasa'nın; “Türk askerinin kalmasının yasal dayanağı olan” Geçici 10'uncu Madde değiştirilip kaldırılacaktır.
Ve bu iki gelişme, Erdoğan'a “Ne yapalım, Kıbrıs Türkü'nün siyasi tercihi bu istikamette.. Anan Planını isteyenler de onlar, askeri istemeyenler de” düşüncesinin yasal kılıfı olacaktır..
İşte Talât'ın; “ Erdoğan'la iyi görüşüyoruz, Kıbrıs sorununa bakış açılarımız benzeştiği için çok daha iyi anlaşıyoruz. Çok büyük avantaj oldu” dediği nokta budur..
Kıbrıs'ta; biliyor musunuz Beşparmak'ların güney yüzünde Rum tarafından görülen, dağa kazınmış bir Türk bayrağı vardır...
Gece ışıklandırılır...
CTP Hükümeti, bayrağı ışıklandıran Komando Alayı'na sormuştur geçenlerde.. “Elektrik parasını nereden buluyorsunuz, kim ödüyor?” diye..
Asker gidecek, bayrak gidecek...
“40 bin yerleşik”in isim listesi de zaten daha önce Rum'a verilmişti.. Onlar da gidecek..
İşte Akepe-CTP işbirliğinin sonucu budur..
Şaban Dişli'yi tanıyor musunuz?
Akepe'nin filan işlerle görevli bir yöneticisi..
Soyer'le görüşüyor, partilerinden istifa eden vekillerle görüşüyor..
“Yeni oluşum”un “veri koordinatörü”..
KKTC ona “bağlı”..
Mahalli alt birimler ise, “atanmış” vali-Büyükelçi..
Ve Din İşleri Daire Müdürü.
Peki Soyer, Talât vesaire ne oluyor..
Pek zorlanırsanız, İl genel Meclisi Başkanı, Yönetim kurulu Üyesi filan diyebilirsiniz..
40 sene önce “BEY Faşizmine Son” diye yola çıkanların, “Sömürge değliz”, “Yeter artık bizi kurtardığın”, “Ne paranı-ne askerini istiyoruz” diyenlerin düştüğü duruma bakın..
Akepe'nin Lefkoşa İlçe Örgütü haline gelmişler haberleri yok..
Peki Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş bundan sonra siyasetin neresinde olacaklar?
İkisi de kendi yarattıkları ejderha ile boğuşuyor durumdalar..
Halleri; 1980 öncesinin hiç bir konuda anlaşamayan Demirel-Ecevit düşman kardeşler durumunun aynısı..
Partileri, iktidarları, hiç birşeyleri kalmadı..
Partileri parçalandı..
Hele Eroğlu, kendi elleriyle teslim ettiği parti yönetiminin hışmına uğradı..
Zorlama CTP-DP koalisyonu; Serdar Denktaş CTP'nin işine yaradığı sürede devam etti.
CTP, Serdar'ı rehin tutuyordu, tuttuğunu zannediyordu..
Baktılar ki aslında kırk yılın kurdu Denktaş, Serdar vasıtasıyla CTP'yi ve Akepe'yi rehin tutuyor....
Şaban Dişli'nin talimatıyla düğmeye basıldı..
Parçalanmış UBP ve DP'nin; Eroğlu'nun, Serdar'ın, Ertuğruloğlu'nun kısaca kimsenin işine yaramayacağını düşünüyorum..
Rauf Bey'in yarar mı, şüpheliyim..
Burada Tahsin Ertuğruloğlu'nun durumu önem kazanıyor..
“Giden gider, kalan sağlar bizimdir” düşüncesiyle yola çıkıp UBP'nin “kalanlarını” toparlayabilir mi?
DP'nin “kalanlarıyla” çekirdek bir kadro halinde işbirliğine gidebilir mi?
Şaban Dişli ve Büyükelçi'nin çekim alanından çıkabildiği ölçüde başarılı olacağını düşünüyoruz..
Çünkü artık Türkiye'de ağırlık noktaları değişmektedir..
1.Akepe, Türkiye demek değildir..
2.Özkök artık “o şimdi asker” değil, “emekli”dir..
Kıbrıs'taki (ve dolayısı ile Türkiye'deki) bütün siyasi aktörlerin gözden kaçırmaması gereken temel gerçek budur..
Bu arada Rauf Bey'in kafasında kaç tilkinin dolaştığını bilmiyoruz..
Ama “şimdikileri” daha uzun süre suya götürüp, susuz getireceğini de iyi biliyoruz..
“Söylemedi” demeyin..
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”
|