Antalya'dan televizyon ekranları aracılığı ile gördüklerimiz asrın olayıdır diyebiliriz!.. Başbakanımız Tayyip bey ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat bey'in çekici örse vurup Türk dünyasını göz yaşlarına boğmaları nasıl unutulabilir ?..
Ancak şu sözcük bu ulvi durumu anlatabilir;
“Kıskananlar çatlasın!..”
Bu slogan Söğüt'ten taşarak dalga dalga büyüyor..
Ve işte Antalya'da tavan yapıyor!..
Yazar Abdullah Özdoğan Yeniçağ'da'daki köşesinde ilginç bir yorum yaptı..
Sayın Özdoğan'ın tesbitlerini ben de aktarıyorum...
“Hafızanızı şöyle bir tazeleyin bakalım...”
Diye başlayarak şöyle sürdürüyor..
Geçen hafta meydana gelen Söğüt Meydan Muharebesi'ne kadar iri basının sayfalarında MHP ile ilgili yer alan haberlere ve yazarların yorumlarına bir bakın...
Başta Mehmet Ali Birand ve Fatih Altaylı olmak üzere, hep bir ağızdan itidalli ve ideal lider olarak MHP için Devlet Bahçeli gösteriliyor, onun sükunetinin arkasında varolduğu düşünülen felsefe ve ağırlık, yerlere göklere konamıyordu.
Ama diğer taraftan ne MHP'nin yeni kongre tarihi, ne de yaptığı açıklamalarla ilgili hiçbir konu, haber olarak yer alamıyordu.
Yani boyalı ve şişkin basın tarafından MHP'ye bir rol biçilmiş, daha doğrusu varolan düzen için tehlike ve alternatif olacak bir MHP yerine, ılımlı, tacizlere tepki vermeyen ve kadrolarındaki potansiyel hareketliliği bastırmış bir MHP'yi tercih ettiklerini açıkça dile getiriyor ve bu yolda telkinde bulunuyorlardı.
Bazı yazarlar MHP Genel Başkanı'nı ziyarete gidiyor, fakat sonra yazdıkları yazılarda sadece odadaki klasörlerin düzeninden ve 'şimdilik' açıklanmaması gereken gizli konuşmalardan bahsediyorlardı.
Söğüt Meydan Savaşı, MHP'nin üzerine çöken hareketsizlik bulutunun bir anlamda da dağılmasını, ölü bir parti olmadığı, gerektiğinde tepki verecek bir tabana sahip olduğunu gösterdi ve 'MHP'yi blokaj' grubu üzerinde çok ağır bir etki yaptı.
Söğüt'e kadar MHP'nin varolan sessizliğinden memnun olanlar, ki buna AKP'de dahil, MHP'yi yine 'Söğüt' öncesine döndürmek için olabildiğince ağır ifadelerle yönlendirmeye girişiyorlar.
Siyaset tarihimize bence 'Söğüt'ten Önce' ve 'Söğüt'ten Sonra' ibareleri girecektir yakın zamanda...
Parti merkezine bakarak tabanını ölü sandıkları MHP'nin gözlerini yarı açması, aralaması bile bu güne kadar gelen hareketsizliğin ne kadar anlamsız ve boşuna olduğunun bir göstergesi.
MHP'deki hareketsizlik kabuğunun kırılmayı bırakın, hafif çatlamasından bile herkesin çıkaracağı çok ders olmalı.
MHP'yi sokaklara dökmek tabirinin altını iyi okumak lazım.
Sokağa çıkmaktan kasıt varolduğunu ve yaşadığını göstermekse bu derhal yapılmalı.
Sokakta kaybolan, sandıkta da kayboluyor neticede...
Ama aklı yirmi sene öncede kalmışların gözüyle sokağa dökülmeyi kastediyorsa birileri, o köprülerin altından çok sular aktı.
Sokak ne aynı sokak, sokağa adım atıp yaşadığını gösterecek ve aynı zamanda görecekler de aynı bakış açısında ve mecburiyetlerde değil.
Sokağa çıkmaktan kasıt, zinde ve diri bir yapı olduğunu ve yaşadığını göstermek olmalıdır.
Bu pencereden bakmayıp da milliyetçileri evlere hapsedenlerin, yakın gelecekte gidecekleri ne evleri, ne bakacakları insan yüzleri, ne de rahat koltukları olacaktır.
Söğüt'ten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamalı, Recep Tayyip Erdoğan'ın Kızılcahamam toplantısında söylediği 'yeni seçmenlerin büyük çoğunluğu MHP'ye gidebilir. Dikkatli olun' zarfını alıp üzerine pul yapıştırmamalıdır.
Çünkü bir siyasi parti genel başkanı, bu tür bir cümleyi aslı olsa bile ortalık yerde ve yüksek sesle söylemez. Böyle bir saptama varsa bunu kurmaylarıyla sessizce paylaşır ve yapabileceği bir şey varsa yapar.
Ortalık yerde söylenen ve başka bir partiyi rahatlatacak, onun hareketsizliğini ve seçim garantisi hülyalarını destekleyecek sözlerin altında başka bir şey aramak gerekir.
Kendinizden pay biçin. Bir olayla ilgili rakibiniz sizin duymak istediğiniz bir şeyi söylerse orada rahatlar ve rehavete düşersiniz.
Unutmayın.
Zehir kimseye teneke kupada sunulmaz. Siz, eğer kuşkulanıyorsanız size uzatılan altın kadehe dikkat edin...
|