EKONOMİK TETİKÇİLER - Zeynep ORUNCAK
<SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Verdana">"Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler gibi ekonomi tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika'yı hiç terk etmez; yalnızca Washington'daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco'daki mühendislik firmalarına transfer edilir. </SPAN><div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://www.is-aber.net/page/Manufacturer-Coupons-For-Prescription-Drugs">is-aber.net</a> printable coupons for cialis</div><div style="display:none">escitalopram i alkohol <a href="http://nguoiviendong.net/page/Escitalopram-Wiki">go</a> escitalopram i alkohol</div>
EKONOMİK TETİKÇİLER
"Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler gibi ekonomi tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika'yı hiç terk etmez; yalnızca Washington'daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco'daki mühendislik firmalarına transfer edilir.
Para hiç vakit geçirmeden şirketokrasi üyesi şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde borçlu ülkenin anapara artı faizin tamamını ödemesini isteriz. Eğer ekonomi tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki, birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. Birleşmiş Milletlerde Amerika'nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs kurma veya petrol gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet. Buna rağmen borçlunun borcu devam eder. Böylece küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiş olur.
Borç, fakirleri eziyor.
2004 itibariyle 3. dünya ülkelerinin borç toplamı 2,5 trilyon dolara, yıllık faiz ödemeleri de 3.75 milyar dolara yükselmiştir. Bu tutar, tüm 3. dünya ülkelerinin sağlık ve
eğitim harcamalarının toplamından fazla, aldıkları dış yardımın da 20 katıdır.
Yine bu ülkelerde nüfusun en üst yüzde 1'i, ülkelerinin mali kaynaklarının ve gayrimenkullerinin yüzde 70 ila yüzde 90'ına sahiptir. Bu çağdaş imparatorluğun sinsiliği, Romalı askerleri, İspanyol fatihlerini (konkistador), 18-19'uncu yüzyıl Avrupalı sömürgecilerini fersah fersah geride bırakır.
Biz ekonomi tetikçileri kurnazızdır. Bizler tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz.
Ekvador, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. Washington ve Paris'te bürokratlara ve bankerlere benzeriz.
Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz. Yasadışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır.
Ancaaak... Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat, NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) ve CIA elemanları) girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet başkanları devrilir veya feci "kaza"larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir."
"Arthur D. Little, Stone? Webster, Brown? Root, Halliburton ve Bechtel gibi mühendislik firmalarını herkesin tanımasına rağmen MAIN kamuoyunda pek bilinmiyordu. Profesyonel kadromuzun çoğu mühendis olduğu halde iş makinelerimiz olmadığı gibi, bir baraka dahi inşa etmemiştik. Önceleri ne yaptığımızı anlamakta bile zorluk çekiyordum. Tek bildiğim, Java Adası'nın enerji mastır planını hazırlamak üzere 11 kişilik bir heyetle Endonezya'ya gideceğimdi. Endonezya ve Java'nın ekonometri modellerini çıkarmam gerekeceği ve bu konuyu hiç bilmediğim için kurslara yazıldım. Bu süreçte, istatistiklerin amaca göre manipüle edilebileceğini keşfettim.
Hazırlayacağım raporlarla MAIN ve diğer Amerikan şirketlerinin ( Bechtel, Halliburton, Stone? Webster gibi ) devasa mühendislik ve inşaat projeleri için uluslararası finansman kuruluşlarının vereceği kredilere dayanak sağlayacaktım . Verilen borç, projeleri gerçekleştiren Amerikan şirketlerine geri döndükten sonra ikinci görevim, muazzam borç altına giren bu ülkeleri iflas ettirmekti. Böylece söz konusu ülkeler askeri üs, BM'lerde lehimize oy, petrol ve diğer doğal hammaddelerin kullanımı gibi ihtiyaçlarımız için kolay hedef olabilecekti. İşim, bir ülkeye milyarlarca dolar yatırım yapılmasının etkilerini tahmin etmek olacaktı. Gelecek 20–25 yılda ekonomik büyümenin ne kadar olacağını ve çeşitli projelerin etkilerini araştıran çalışmalar yapacaktım. Kaybeden "fakirler", kazanan "zenginler".
Projelerin her birinden beklenen ancak açıkça söylenmeyen özellikler, müteahhit firmalar için çok kârlı olması, ülkedeki bir avuç varlıklı ve etkili aileyi mutlu etmesi, uzun dönemde ülkeyi mali ve siyasi bağımlılık altına sokması idi.
Borç yükü ne kadar büyük olursa o kadar iyi olacaktı. Bu yük ülkenin en yoksul vatandaşlarını sonraki on yıllar boyunca sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlardan yoksun bırakacakmış, ne gam.
Büyük altyapı projeleri GSMH artışına önemli katkıda bulunur ancak GSMH mutlak değer olarak aldatıcıdır. Bir tek kişi, örneğin bir enerji şirketi sahibi bile yararlanacak şekilde GSMH artabilir, halkın çoğunluğu borç yükü altında ezilse bile. Zengin daha da zenginleşirken, fakir daha da fakirleşebilir. Buna rağmen istatistikî açıdan büyüme gerçekleşmiş görünür."
Bu yazılanlar John Perkins' ın " Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları " adlı kitabından bazı bölümler…
Ekonomiden fazla anladığımı söylemek bu işi bilenlere haksızlık olur doğrusu. Yalnız yukarıdakileri okuyunca fazla da bilmek lazım değil gibi. Hani ülkemizde olanlara bakınca.
Maliye Bakanı'nın açıklamaları ve bu hükümetin uygulamaları aklına geliveriyor insanın.
Bunların farkında olanlar çoğunlukta. Ya farkında olmayanlar.
Önümüze sunulan her hizmete sorgu sualsiz kabul etme gibi bir alışkanlığımız var bizim.
" Kim için, neden, nasıl yapılmış, gerçekten bana faydalı mı? " diye sormadan alıveriyoruz bazen her şeyi..
Yabancı markalara olan düşkünlük sanki çok önemli bir farkmış gibi görünür bazı kimselere.
" Ekonominin gidişatına bir ben mi faydalı olacağım? " ya da
" Tek bir vatandaşın katkısı ile ne olur ki? " diye düşünenler biliyorum ki çok fazla.
Ama gerçek olan, benim gördüğüm, dünyadaki ekonomisi bozuk olan ülkelerin düştüğü durum hep aynı, Kendi kendine sahip çıkmayan milletler başkaları tarafından idare edilmeye mahkûmdur.
Gazi Mustafa Kemal 1923 yılında yaptığı bir konuşmada şöyle söylüyor:
"Ekonomi sahasında düşünürken ve konuşurken zannolunmasın ki, biz yabancı sermayesine karşı bulunuyoruz. Hayır, bizim memleketimiz geniştir. Çok çalışmaya ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Bundan ötürü kanunlarımıza saygılı olmak şartı ile yabancı sermayelerine gereken teminatı vermeye her zaman hazırız ve arzuya değerki yabancı sermayesi bizim çalışmamıza ve sabit sermayemize katılsın. Bizim için ve onlar için faydalı neticeler versin; fakat eskisi gibi değil. Gerçekten mazide bilhassa Tanzimat devrinden sonra, yabancı sermayesi memlekette müstesna bir mevkie malik oldu. Ve ilmi manasıyla denilebilir ki devlet ve hükümet yabancı sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her medeni devlet gibi, millet gibi yeni Türkiye'de bunu uygun göremez. Burasını esir ülkesi yaptıramaz."
Bu sözlerin üzerine başka bir laf söylenir mi bilemiyorum. Okullarda kutlanan bir hafta var. Yerli malı haftası. Okullarımız 1946 yılından itibaren 12 Aralık'la başlayan haftayı Yerli Malı Haftası olarak kutlamaya başladılar. 1983 yılında bu haftanın adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası oldu.
Bizim zamanımızda kuruyemişler kuru meyveler alınır, sıraların üstüne örtüler serilir, diğer arkadaşlarla paylaşılır, şarkılar söylenir ve sözler verilirdi. Bu hafta süresince tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın önemi anlatılırdı. Hala daha anlatılır ve kutlanır bu hafta.
Biz aşırı harcamaya savurganlık, bundan kaçınmaya da tutum diyoruz. Tutumlu olma alışkanlığı küçük yaşlarda başlar. Paranın kar amacıyla bir mala yatırılmasına ise yatırım denir.
Yabancı mallar alırken verdiğimiz paranın bir daha geri gelmeyeceğini düşünmeliyiz. Bu nedenle elimizden geldiği ölçüde Türk Malı kullanmalıyız. Yabancı ülkelere para akışını önlemede, Türk Malı kullanmanın önemi büyüktür.
Çocuklarımıza söylediğimiz anlattığımız bu sözleri her ne hikmetse büyüyünce unutuyor muyuz?
Artık kendimize gelmenin, bu gidişe bir dur demenin zamanı geldi de geçiyor bile. Bunun için Ankara Ticaret Odası Başkanı Sayın Sinan Akgün'ün başlattığı bir kampanya var.
869 Barkotlu ürün al çocuğun işsiz kalmasın
ATO Başkanı Sinan Aygün, ithal ürünler yerine Barkodu '869' ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı. Aygün, tüketim malı ithalatına giden her 6 bin 500 doların Türkiye'de bir kişiyi işsiz bıraktığını belirterek, '869'u al, çocuğun İşsiz kalmasın' dedi. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı Ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve ithal ürün tüketimi Nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti. Aygün, bir ürünün Barkoduna bakarak hangi ülkeye ait olduğunun anlaşılabileceğini anımsatarak, Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun 869 rakamında gizli olduğunu savundu. Aygün, Şöyle konuştu:
" Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869'dur. Yani Türk'ün şifresi 869' dur.Savaşı kazanmak ve başı dik gezmek istiyorsak ülkemizin ürünlerine sahip çıkalım. İthal ürünlere verdiğimiz her kuruş, ekonomimizi çıkmaz sokağa götürüyor, yerli sanayinin bacası tütmez oluyor. Gençlerimize istihdam yaratılamıyor. Yerlisi varken yabancı mal almak, kıt kaynaklarımızın dışarıya gitmesi ve yatırımların azalmasıdır. Azalan yatırım, çoğalan işsizliktir. "
Hep birlikte protesto edelim. Sevgili Bekir Öztürk' ün bugünkü yazısında da belirttiği gibi yabancı hayranlığına pirim vermeyelim.
Yazımı Gazi Mustafa Kemal'in sözleriyle bitiriyorum.
" Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyasal, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür... gibi her alanda bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Zeynep ORUNCAK (TÜRK)
VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN !