Şehit isyanı PKK'ya değil, TC'ye - Ömer Lütfi Mete
Kaba oyun belli:- Ey Türkiye, ayağının altında mayın olabilir, sakın ufka bakma.Bu mayın PKK. Ona baka baka dünyayı göremez olduk. Bu kaba oyunu aptalca yuttuk, yutmaya devam ediyoruz.Geri kalmışlıkla ilgili laf salatası meselenin siyasi ve diplomatik boyutunu gizlemek içindi. Şimdi vatandaş 'ne şehidi, ne savaşı' diye feryat ederken devletin suratına duygusal bir tepkiyi boca etmiyor, aklın tokadını yapıştırıyor:- 1984'ten bu yana kahramanca ölüyoruz, ama bir kuş kadar beyin kullanamıyoruz!Bebek katilini İmralı'da fanusa kapatıp AB üyeliği gibi yüzdeyüz sahte bir muzun peşinden gideceğiz diye ülkenin belli yörelerinden devleti çektik. Evet, lamı-cimi yok; devleti çektik! Oraları federal vali gibi yöneten belediye başkanlarının sicil amirinin İmralı'da! Bunu bile bile, beş para etmez sahte bir AB muzu uğruna ülkenin fiilen bölünmesini seyrettik.Elbette şehitlerimiz büyük acı kaynağıdır. Fakat bu fiili bölünmeyi telafi edebilmek için çok daha büyük acılar çekmemiz kaçınılmazdır. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilooxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Özellikle yetkili ve sorumluların 'şehitliği inkar' boyutlarına varan bu isyanı okumaya ya yüzleri yoktur, ya da beyinleri yetmez.
Aslında feryat sahipleri, Türkiye'nin başındaki bölücü terör belasına karşı yürütülen mücadeleyi kökten inkar ediyorlar. Vatandaş 'Devletin bugüne kadar yaptıkları toptan yanlıştır' demiş oluyor, böylece halk irfanı ile işi ruhundan kavradığını ortaya koyuyor.
Şüphesiz kitle iletişim araçlarının bütün milli ve mahalli kültürleri yok ettiği bir süreçte en büyük silahımız olan 'şehitlik ülküsü'nü de yitirme yolundayız. Evladını kaybeden ailenin hemen her durumda bağrına taş basıp 'vatan sağ olsun' dediği günleri hızla geride bırakıyoruz.
Eğri oturup doğru konuşalım; bu toplumda asker olmak, asker anası ve babası olmak dünkü kadar yüksek heyecan kaynağı değil.
Ne var ki, son feryatların içerdiği anlam, sadece kültür yozlaşması yüzünden uğradığımız değer kaybıyla açıklanamaz. Gençlerin çoğunluğunu cenderesine alan zevk düşkünlüğü ve bölücü fitnenin tırmandırdığı ölüm oranı, insanımızın askerlik görevini bir kabus gibi hissetme eğilimine girmesinin en önemli sebebi değildir. Bunlar da etkindir ama en önemli sebep, halkın mücadeleye inancını yitirmesidir. Zira vatandaş görüyor ki, terör örgütünün lideri bir şekilde teslim alınıp hapse atıldığı halde işler daha kötüye gidebilmiştir.
Arazide verilen mücadele bakıldığı zaman eşkıya aleyhine üstünlük sağlanmış, 1999 yılına doğru örgüt neredeyse tasfiye aşamasına gelmiş görünüyordu. Vatandaş biliyordu ki, şehitlerimizin sayısından çok daha fazla militan öldürülmüş ve öldürülmekteydi. Lakin ölen militan sayısı arttıkça, bölücü fitne zayıflamıyor, ayrılıkçı dürtüler gerilemiyordu. Aksine İmralı'daki bebek katili pek çok Kürt gencinin ve çocuğunun gözünde gittikçe daha kutsal hale geliyordu. Böylece Türkiye, bölücülük batağında sayı ile teker teker veya üçer-beşer sinek avlamaya devam ederken, on binlerce yeni ayrılıkçı unsur yetişiyor, en adi eşkıya, siyasileşen bir davanın fiili lokomotifi durumuna yükseltiliyordu.
Bu muhakkak batıl bir mücadeleydi. Görünürde kazanırken kaybeden Türkiye'ydi. Tabii ki mesele, bölücü fitnenin mimarları, işbirlikçileri veya gafil yaranıcıları tarafından öne sürüldüğü gibi sosyal ve ekonomik de değildi. Bölgenin geri kalmışlığı ile bu dalgayı açıklamak kaba oyunu ince bir perde ile örtmekti.
Kaba oyun belli:
- Ey Türkiye, ayağının altında mayın olabilir, sakın ufka bakma.
Bu mayın PKK. Ona baka baka dünyayı göremez olduk. Bu kaba oyunu aptalca yuttuk, yutmaya devam ediyoruz.
Geri kalmışlıkla ilgili laf salatası meselenin siyasi ve diplomatik boyutunu gizlemek içindi.
Şimdi vatandaş 'ne şehidi, ne savaşı' diye feryat ederken devletin suratına duygusal bir tepkiyi boca etmiyor, aklın tokadını yapıştırıyor:
- 1984'ten bu yana kahramanca ölüyoruz, ama bir kuş kadar beyin kullanamıyoruz!
Bebek katilini İmralı'da fanusa kapatıp AB üyeliği gibi yüzdeyüz sahte bir muzun peşinden gideceğiz diye ülkenin belli yörelerinden devleti çektik.
Evet, lamı-cimi yok; devleti çektik! Oraları federal vali gibi yöneten belediye başkanlarının sicil amirinin İmralı'da! Bunu bile bile, beş para etmez sahte bir AB muzu uğruna ülkenin fiilen bölünmesini seyrettik.
Elbette şehitlerimiz büyük acı kaynağıdır. Fakat bu fiili bölünmeyi telafi edebilmek için çok daha büyük acılar çekmemiz kaçınılmazdır.