Siyaset29 Ağustos 2006 00:00

EMPERYALİZMİN KUCAĞI VE ÖZKÖK - Hüseyin MÜMTAZ

Manisalı’nın, 28 Ağustos 2006 tarihli yazısına attığı şu başlığı görünce keyifle meraklandım; ‘’Emparyalizmin Kucağına Oturmak ya da Karşı Durmak, İşte Bütün Mesele Bu Sayın Özkök..’’          Daha ilk satırlarda kastedilenin benim zannettiğim değil de gazeteci Özkök olduğunu anlayınca da hafif bozuldum..          Ama hemen sonra neşem geri geldi... Ha o Özkök, ha bu Özkök... Bu başlık ikisine de uyardı..          Çünkü ikisi de ‘’aynı tavanın balığı’’ idi..levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify idippedut.dk abilify

EMPERYALİZMİN KUCAĞI VE ÖZKÖK

Hüseyin MÜMTAZ

 

         Manisalı’nın, 28 Ağustos 2006 tarihli yazısına attığı şu başlığı görünce keyifle meraklandım; ‘’Emparyalizmin Kucağına Oturmak ya da Karşı Durmak, İşte Bütün Mesele Bu Sayın Özkök..’’

         Daha ilk satırlarda kastedilenin benim zannettiğim değil de gazeteci Özkök olduğunu anlayınca da hafif bozuldum..

         Ama hemen sonra neşem geri geldi... Ha o Özkök, ha bu Özkök... Bu başlık ikisine de uyardı..

         Çünkü ikisi de ‘’aynı tavanın balığı’’ idi..

         Çünkü yakasına bir de madalya takılıp bugün uğurlanmakta olan Orgeneral Özkök; hayret edilecek şekilde AB yanlısı idi..

         Zaten en büyük övgüyü de, şimdi peşinden dökülmekte olan kanlı timsah gözyaşlarını da en fazla ‘’içimizdeki AB işbirlikçilerinden’’ almıştı..

         Avrupa Birliği Projesinin bir esaret, bir teslimiyet projesi demek olduğunu bizi okuyanlar iyi bilir..

         AB; 80 sene sonra tekrar ısıtılıp önümüze sürülen SEVR’den başka bir şey değildir..

         Özkök ’’kayıtsız şartsız millete ait olan’’ egemenliğin paylaşılabileceğini savunurken Atatürk’e ters düşüyordu.

         Özkök ‘’kimsenin kendi güvenliğini tek başına sağlayamayacağını’’ söylerken de bizatihi taşıdığı üniformasına ters düşüyordu..

         Özkök o üniformaya çuvalı elbette kendi giydirmiyordu ama çuvaldan sonra gereken tepkiyi milli vicdanı rahatlatacak yeterlikte ve zamanda  göstermeyerek, üstelik bir de üç gün sonra ‘’vedaya gelen’’ Amerikan elçisini kabul ederek milli vicdanda derin yaralar açıyordu..

         Özkök’ün yaptığı yahut yapmadığı her şey bundan ellli sene sonra unutulur.  Yüz sene sonra ne ölçüde  demokrat olduğu unutulur, beşyüz sene sonra adı bile unutulur ama dünya durana kadar; o menhus çuvalın, ‘’onun komutanlığı sırasında’’ geçirildiği unutulmaz..

         Barkın Şık da bugün yayınlanan yazısına ‘’İz Bıraktı’’ başlığını uygun görmüş..

         Hakikaten iz bıraktı...

         ‘’Özkök, 2003'te 1 Mart tezkeresinin Meclis'te reddedilmesinin ardından, oylama öncesi neden tezkere lehinde açıklama yapmadıklarına ilişkin 5 Mart'ta yöneltilen soruya yanıt verirken, alışılmışın dışında olan askeri liderlik anlayışını belli etti: -Biz askerler olarak kendimizi her konuyu en iyi bilenlerden saymıyoruz. Dolayısıyla şayet sadece güvenlik boyutunu gündeme getirerek kamuya bir açıklama yapmış olsaydık, kamuda yanlış algılamalara yol açabilirdik. Suskunluğumuzun sebebi budur-." (Barkın Şık)

         Fakat siz ateşin bacayı her sardığında ‘’sustunuz’’ Bay Özkök..

         Hem bunu içimizdeki AB’cilerin övgüyle sarıldığı ‘’kıskanılacak’’ bir demokratlık adına yaptınız..

         Teskere zamanında ‘’güvenlik boyutunu’’ düşünmeyecektiniz de neyi düşünecektiniz?

         Sosyal, siyasi boyutundan size ne?

         Yahut işin güvenlik boyutunu size sormayıp kime soracaklardı, İçişleri Bakanı Aksu’ya mı?

         Siz Anan Referandumu’nda da sustunuz..

         ‘’Gönlümüzle aklımızın hiç bu kadar çeliştiği olmamıştı’’ dediniz..

         Bay Özkök, felsefe yapmak sizin işiniz değil..

         Sizin demokrat suskunluğunuz sayesinde 3 Mart 2003’te tarihte ilk defa Türk bayrağı yakıldı, hançerlendi.

         4 Temmuz 2003 Çuval’ı 6000 yılın lekesi olarak tarihe geçti.

         Siz Bay Özkök; ülkeyi parçalayan AB İlerleme Raporları yayınlandığında da sustunuz..

         Çünkü size göre Bay Özkök, "Türkiye, bütün zorluklara rağmen, kendi kartlarını iyi oynayarak, 17 Aralık 2004 tarihindeki zirvede müzakere tarihi almayı başarmıştır" düşücesindeydiniz.. (Kara Harp Okulu'nun "Çizgi Ötesi" adlı dergisi).

         Susmanızı, ‘’Ben sesin gürlüğüne değil, aklın önderliğine itaat etmek isteyen askeri bir nesle komuta  ediyorum’’la açıkladınız..

Ama ‘’aklın önderliğine itaat etmesini’’ istediğiniz neslin bir bölümü olan ‘’genç subayların rahatsız olduğu ’’ söylemlerinin sizin zamanınızda yayılmasına da engel olamadınız..

‘’Masaya yumrukla değil beyinle, bilgiyle, hukukla vururuz’’ dediniz de ne yazık ki hiç bir şeyi, hiç bir yerde, hiç bir şeye vurduğunuz göremedik Bay Özkök...

Ve nedense susmayı tercih ederken, her konuştuğunuzda ‘’olay’’ oldunuz..

‘’Şiir gibi demedim’’ dediniz.

‘’Arınç’tan helâllik istemedim‘’ dediniz.

Peki bu gazetecilerin neden hep sizi yanlış duyduğunu, o söylemleri yakıştırdığını düşünmediniz mi?

Erdoğan’ın ‘’Hocam’’ hitabını da siz duymadınız...

Bay Özkök; Orduyu, 2004’te ‘’TBMM’nin ordusu’’ yaptınız..

‘’Ordu, Türk Ordusu’’ milletinin emrinde değil midir?

Demokrasiyi, siyasi iktidarla şiir gibi veya değil ama uyuşmak olarak algıladınız. Siyasi iktidarın nitelik ve niceliği sizi ilgilendirmedi..

Ama görünen o ki; ‘’Genç subayları’’ ilgilendirdi.

AB, ABD, Akepe size çok şey borçlu Bay Özkök..

Biz değiliz..

Ben değilim..

‘’İki sene inzivaya çekilecek, internetle dünyaya bağlanacak’’mışsınız..

Madem internet; eh iyi.. O halde sık sık sanal âlemde karşılaşacağız demektir.

İnzivanızın, kronik nevazilliğe dönüşmemesini dilerim..

Bugün gidiyorsunuz..

Yakanıza takılan madalya ile gidiyorsunuz..

9 Ağustos 2006 tarihli Bakanlar Kurulu Kararını okudum;

‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için gösterdiği üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık sebebiyle’’ verilmiş o madalya..

Olabilir... Bakanlar Kurulu’nun görüşü ve siyasi tercihi o yönde olabilir..

Ama yukarıdaki özellikler ölçü olarak kabul edildiğine göre;

1. Terörist cenazelerine protokol ile ve makam araçları ile taziyeye gidilen, terörist cenazelerine ve eşkıya başının doğum günü kutlama törenlerine yine belediyesi tarafından araçlar tahsis edilen Diyarbakır’ın “Avrupalı” Valisine tahammül edemeyip istifa eden Emniyet Müdürü Orhan Okur’a;

2.Trabzon Valiliği’nde düzenlenen törende şehit Gürhan Yardım’ın madalya ve beratını “Madalyanın başımızın üstünde yeri var. Ancak terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde beslenmesini hazmedemiyorum” diyerek almayan baba Hasan Yardım’a,

3.Almanya’nın Erzurum Fahri Konsolosluğu’nun açılışı dolayısı ile yapılan törende Türk Bayrağı şeklinde pişirilen pastanın kesilerek yenmesini protesto eden Savcı Kadir Yılmaz’a,

4.”Bu memlekette 30 bin Kürt ile 1 milyon Ermeni öldürülmüştür” dediği için Orhan Pamuk’un kitaplarını toplatma kararı veren Isparta’nın Sütlüce Kaymakamı Mustafa Altınpınar’a,

5.Mersin'deki Nevruz kutlamaları sırasında, Türk Bayrağı'nı yakmak isteyenlerin elinden alan polis memuru Gökhan Kızıltepe’ye,

6. Valilik’te düzenlenen İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda “PKK’yı sadece Öcalan’ın yönetmesinin mümkün olmadığını” ileri sürerek,“Bugün maalesef ABD’nin çok ciddi şekilde destek vererek kullandığı bir örgüt durumunda. Belki teskerenin intikamı alınıyor. Belki İsrail’in bu bölgede çok rahat hareket edebilmesi amacıyla kullanılıyor. Bana göre hepsi” diye konuşan Elazığ Valisi Muammer Muşmal’a.

7.“Her zaman ve her yerde” bıkıp usanmadan TCY Madde 301’e göre Türk milletine hakaret edenlerin peşine düşen, mağdur “Türkleri” ise savunmayı yine her zaman ve her yerde kendine vazife addeden Avukat Kemal Kerinçsiz’e..

8. Korkut Eken’e,

9. Muzaffer Tekin’e,

10. Oktay Yıldırım’a,

11. Abdullah Ağar’a da neden verilmiyor bu madalya?

Güle güle Bay Özkök.. Uğurlar olsun..

İyi ve sağlıklı inzivalar dilerim..

İyi ki gittiniz, ne iyi ettiniz de gittiniz.

Sizi unutturmayacağız..                                                               28 Ağustos 2006

 

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”