Dış Politika24 Ağustos 2006 00:00

VATANIN BAĞRI, HANÇER VE KADER - Hüseyin MÜMTAZ

Lübnan’a asker göndermenin üç ayağı var; 1) Siyasi İrade, 2) Askerî gerekler, 3)TBMM..          1.Siyasi irade; Recep Tayyip, Fırat, Zapsu ve Gül bir kaç yönden bu işin üzerine dünden razı bir şekilde atlamış vaziyetteler.          a)Recep Tayyip  açısından...                      Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerindeki spekülâsyonlar bir anda ikinci plâna düştü, unutturuldu; hem eline 2 Ekim’deki Bush görüşmesine götüreceği sağlam bir ‘’hediye paketi’’ geçti.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnew prescription coupons free prescription cards discount online cialis coupons

VATANIN BAĞRI, HANÇER VE KADER

Hüseyin MÜMTAZ

Lübnan’a asker göndermenin üç ayağı var; 1) Siyasi İrade, 2) Askerî gerekler, 3)TBMM..

         1.Siyasi irade; Recep Tayyip, Fırat, Zapsu ve Gül bir kaç yönden bu işin üzerine dünden razı bir şekilde atlamış vaziyetteler.

         a)Recep Tayyip  açısından...            

         Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerindeki spekülâsyonlar bir anda ikinci plâna düştü, unutturuldu; hem eline 2 Ekim’deki Bush görüşmesine götüreceği sağlam bir ‘’hediye paketi’’ geçti.

         b) Gül açısından..

         Recep Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı, Gül’ün zor da olsa başbakanlığının önünün açılması demek..

         c) Fırat-Zapsu açısından..

         Muhteremlerin birisi biliyorsunuz; her partiden doğu ve güneydoğu kökenli milletvekillerinin bir kısmının ‘’müşterek-müşekkel grup başkanı’’.Diğeri başbakanın hem aynı konuda ‘’veri koordinatörü’’ hem de stratejik ürünlerde ‘’yaşam analisti’’..

         Kamuoyunun ve askerin dikkatinin Lübnan’a yoğunlaşması, PKK üzerindeki baskının hafiflemesi demek olacağından müşekkel başkan ve veri koordinatörü bu yeni durumu zil çalarak karşılar.

         Bu arada Gül ile Fırat arasındaki nûrengiz, dehşetengiz ve de esrarıengiz fikir örtüşmesine dikkat çekmeliyim..

Gül geçen hafta İsrail’e giderken ’Kimse Türkiye’nin coğrafyasında olanlara ilgisiz kalmasını bekleyemez’’ dedi.

Fırat da dün Mersin’in Tarsus ilçesinde;‘’Dünyanın en büyük ordularından birisine sahipseniz, mutlaka bunun gereğini yerine getirmek durumundasınız. Arap ülkelerinin hiçbirisi İsrail'in saldırılarına tepki vermemiştir. Ama, Türkiye bunu yapamaz, Türkiye'nin büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor. Artık süper güçlerin, Ortadoğu'daki bir problemin çözümü için Türkiye'nin de desteğini almak gereği hissetmesi, Türkiye'nin büyüklüğünün göstergesidir'' demiş.

Kulaklarıma inanamıyorum..

Tüylerim diken diken oluyor..

Demek ki Gül şimdiye kadar Fener, Kerkük ve Kıbrıs’ın başka coğrafyalarda olduğunu zannediyordu...

Ve şimdiye kadar PKK, Öcalan, Barzani-Talabani deyince Türk ordusunun büyüklüğünü aklına getirmeyen Fırat nedense Filistin-Lübnan  söz konusu olunca Türk, Türkiye, ordu demeye başlıyordu..

‘’Büyük ve güçlü Türk Ordusu’’ yeter ki uzakta meşgul olsun, yakınlara bakmasın, görmesin, duymasın.....

Hele Türklerin, Türkmenlerin problemlerine hiç kafa yormasın..

Midem bulanıyor...

         2. TBMM:

         Birinci maddede incelediğimiz siyasi irade, meclis çoğunluğunu elinde bulundurduğu için nihai oylamada herhangi bir sorunla karşılaşmayacakları düşüncesindeler.. Yâni bir anlamda iş oraya gelirse Lübnan teskeresi ‘’çantada keklik’’...

Biz ise son tahlilde, daha önce yazdığımız gibi (ANKARA’DAKİ LÜBNAN. 20 Ağustos 2006);

‘’ilk teskereyi; Irak’ta Kürtlerin zarar görmesini istemeyen ve Fırat kıyılarının dingin bir çocuğunun etrafında toplanan ve onu -müşekkel grup başkanı- kabul eden her partiden -doğu ve güneydoğulu- milletvekillerinin engellediğini söylerler...

Sıra evlâtlarının bir hiç uğruna yabancı topraklarda ölmesini engelleyecek olan ve Lübnan’a kendi evlâdı gidecekmiş duygusuyla oy kullanacak olan Trakya-Ege-Güney Batı Anadolu-Orta Anadolu-Karadeniz ve...

Fırat kıyılarının dingin bir çocuğunu tanımayan ve muteber danışmanları kaale almayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu kökenli milletvekillerindedir.

Zurnaya peşrevin yakışmadığı ve –zart- dediği nokta işte bu noktadır’’ düşüncesindeyiz..

         3. Askeri gerekler ve askerin tutumu..

         Ben Ağustos YAŞ’ı öncesi Cumhurbaşkanı’nın, Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı kararnamesini açıklaması sonrası; öncesine göre askerde üslûp değişikliği olduğuna inanıyorum..

         Büyükanıt’ın; ‘’Kara Kuvvetlerini üçte bir oranında küçülteceğiz’’ yanlışına rağmen buna inanıyorum..

         Başbakanlık’taki Lübnan Zirvesi sonrası ‘’siyasi irade’’nin yüz ifadelerindeki sinirlilik ve son MGK sonrası yapılan açıklamalar da düşüncelerimi doğruluyor.

         Asker milli konularda artık ‘’gönlü ile aklı arasında çelişkiye’’ düşmemektedir ve siyasi irade ile ‘’şiir gibi’’ bir duygusal yakınlık taşımamaktadır.

         Aklını, gönlünden geçenlere göre kullanmaktadır..

         Ağustos sonu MGK’sı; içte ve dışta Lübnan’ın yoğun olarak tartışıldığı, içteki siyasi iradenin Lübnan’lılardan, Araplar’dan ve Yahudilerden fazla Lübnan işine karışmaya teşne bir tavır sergilediği bir zaman aralığında yapılmıştır.

         Erdoğan yoğun telefon görüşmelerinden, Gül de yoğun bölge ziyaretlerinden zaman ayırıp MGK’ya katılmışlardır.

         Bu noktada MGK’nın yapısı, dokusu ve tutumunu tekrar gözden geçirmekte fayda var..

MGK’nın, ‘’Kızılay gibi bir -kamu yararına çalışan dernek-STÖ- haline dönüştürüldüğünü’’ daha önce söylemiştik..

Ama çok daha önce, MGK ilk defa ‘’light’’ hâle getirilirken başka bir şey daha söylemiştik..

‘’Üzülme ey millet, endişeye düşme’’ demiştik..

‘’AB dayatmaları sonucu MGK’nın yaptırım gücü azalsa, asker üyelerin sayısı eksiltilse, Genel Sekreteri  sivilleştirilse ne yazar?’’ demiştik..

‘’MGK’da başkasıyla değil, kendi alt kademeleriyle -şiir gibi- bir Genelkurmay Başkanı tek başına otursa bile yeter’’ demiştik..

         ‘’31 Mart’tan sonra Hareket Ordusu İstanbul’a yürürken, Sevr’den sonra Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken MGK mı vardı?’’ bile demiştik..

         İşte bu kavga gürültü arasında toplanan 2006 Ağustos MGK’sı sonrasında şu yazılı açıklama yapıldı..

‘’21 AĞUSTOS 2006

1. MİLLİ GÜVENLİK KURULU; 21 AĞUSTOS 2006 GÜNÜ OLAĞAN TOPLANTISINI YAPMIŞTIR.

2. TOPLANTIDA ORTADOĞU'DAKİ SON GELİŞMELER İLE BUNLARIN TÜRKİYE VE BÖLGE BAKIMINDAN YANSIMALARI DEĞERLENDİRİLMİŞ; 1701 SAYILI BMGK KARARI VE ÇATIŞMALARIN DURDURULMASINDAN DUYULAN MEMNUNİYET BELİRTİLMİŞ; KARARIN TÜMÜYLE UYGULANMASININ ÖNEMİ VE ASKERİ ÖNLEMLERİN YANI SIRA BÖLGEDE KALICI BARIŞ VE İSTİKRARIN TESİSİ İÇİN DİPLOMATİK ÇABALARIN HIZLANDIRILMASININ GEREKLİLİĞİ VURGULANMIŞ; TARAFLARI BARIŞ YOLUNDA CESARETLENDİRMENİN VE SORUNLARI GÖRÜŞMELER YOLUYLA ÇÖZMEYE ÖZENDİRMENİN ÖNEMİ İLE FİLİSTİN VE LÜBNAN'A YÖNELİK İNSANİ YARDIMLARIMIZIN SÜRDÜRÜLECEĞİ İFADE EDİLMİŞ; TARİHİ, AHDÎ, COĞRAFİ VE SİYASİ YÜKÜMLÜLÜKLERİMİZ NAZARI DİKKATE ALINARAK LÜBNAN’A DERHAL YETERLİ SAYI, YETENEK VE NİTELİKTE ASKERİ BİRLİK GÖNDERİLMESİ; LÜBNAN’DA BM KARARLARINA GÖRE KONUŞLANACAK  ULUSLARARASI BİRLİĞİN KOMUTASININ ALINMASI KONUSUNDA DA GEREKLİ TEMASLARIN YAPILMASI KARARLAŞTIRILMIŞTIR..’’

         Yok kıymetli okuyucu...

         Böyle olmadı...

         Lübnan’la yatıp kalktığımız 2006 zaman aralığının MGK’sında ‘’Lübnan’a asker’’ ile ilgili tek satır yer almadı..

‘’BÖLGEDE KALICI BARIŞ VE İSTİKRARIN TESİSİ İÇİN DİPLOMATİK ÇABALARIN HIZLANDIRILMASININ GEREKLİLİĞİ VURGULANMIŞ; TARAFLARI BARIŞ YOLUNDA CESARETLENDİRMENİN VE SORUNLARI GÖRÜŞMELER YOLUYLA ÇÖZMEYE ÖZENDİRMENİN ÖNEMİ İLE FİLİSTİN VE LÜBNAN'A YÖNELİK İNSANİ YARDIMLARIMIZIN SÜRDÜRÜLECEĞİ İFADE’’ edildi.

         Ayrıca ve Lübnan’a ek olarak PKK ve GOP’un Karadeniz ayağı açıklamaya ifade edildi.

‘’ÜLKE GENELİNDEKİ GÜVENLİK VE ASAYİŞ DURUMU ELE ALINMIŞ; TERÖRİST FAALİYETLERE KARŞI MÜCADELENİN KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLECEĞİ TEYİT EDİLMİŞ;

KARADENİZ GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN ÜLKEMİZ TARAFINDAN İZLENMEKTE OLAN POLİTİKA İLE BU KONUDA TÜRKİYE TARAFINDAN ORTAYA KONULAN GİRİŞİMLER, BÖLGEDE YAŞANAN GELİŞMELER PARALELİNDE DEĞERLENDİRİLMİŞTİR’’ denildi.

Yâni PKK ile beraber karadeniz’e de dikkat çekildi.

         Şimdi....

         MGK’da ne konuşulduğunu açıklamak yasaya göre suçtur ama ne konuşulmadığı hakkında yorum yapmak suç değildir.

         Üzerinden AB geçmiş olan MGK’da, bu halde bile siyasi iktidara ek olarak ‘’devlet’’in Cumhurbaşkanı ve asker kanadı da temsil edilmektedir.

         ‘’Başkomutan’’ Cumhurbaşkanı ve MGK’daki asker üyeler; son tahlilde BOP’un eşbaşkanı Recep Tayyip’in BOP doğrultusunda Cumhurbaşkanı, Gül de Başbakan olacak diye paldır küldür  silah alıp Lübnan’a koşma düşüncesinde değillerdir.

         Çünkü Türk askeri müstemleke Gurka’sı değildir.

Aborjin ya da peşmerge değildir.

         Türk askeri, Türk evlâdıdır, Mehmetçik’tir.

         Ve ne yazık ki Akepe’nin ‘’evlâtlar’’ konusunda kafası bir hayli karışıktır.

         Recep Tayyip Artvin’de ‘’İsrail’in evlâtları kıymetlidir de Filistin’in değil midir’’ diye bağırdığı an sormuştuk; ‘’Peki Türkmen evlâtları, Türk evlâtları kıymetli değil midir?’’ diye..

         Kerkük’teki Türkmen evlâtları, Kıbrıs’taki Türk evlâtları için kılını kıpırdatmayan Akepe, Filistin’in evlâtları söz konusu olunca kükrüyordu.

         Son İsrail gezisinde de Gül’ün bir başka büyük fecaate imza attığını öğrenmişl bulunuyoruz..

         Akepe’lilerin ve danışmanlarının Ortadoğu’ya her gidişi, bir dizi ‘’gizli-kapaklı’’ toplantıya da fırsat yaratıyor.

         Davutoğlu, Esad ile ‘’Büyükelçi’’ dışarı çıkarılarak görüşmüş, sonradan Beki ve Tan tarafından yalanlanan; ama sonra da Erdoğan’ın Beki ve Tan’ı yalanlayarak bir ilki yarattıkları ‘’gizli’’ Meşal görüşmesi gerçekleşmişti.

         Peki Gül’ün son ziyaretlerinde hangi Büyükelçiler nerede dışarı çıkarılmışlardır?

         Gül israil’de bir de Lübnan savaşına neden olan ‘’kaçırılan israil askerlerinin aileleleri ile’’ görüşmüş.

         Sen ey okuyucu..

Ey millet...

         Gül’ün, Erdoğan’ın, Fırat’ın yahut Arınç’ın veya bir başka Akepe yetkilisinin...

         Şehit Aileleri Derneği ile veya ...

Herhangi bir şehit ailesi ile görüştüğünü duydun mu?

Dışişleri sözcüsü Tan açıklama yapıyor,diyor ki;

‘’Sayın Bakan İsrail’li asker aileleri ile görüşmeyi saklamamıştır. Gizli kalmasını isteyen de, açıklamayı yapan da İsrail’dir’’ diyor..

Peki...

İsrail’in bu tavrı bile sizi olayla ilgili tercihler konusunda işkillendirmeye yetmiyor mu?

Güya Türkiye’nin Lübnan’a asker yollamasını İsrail de istiyormuş, Lübnan da... Hattâ Lübnan başbakanı salya sümük ağlayarak ‘’Kabinemdeki Ermeni bakan bile istiyor’’ demiş.

Gül’ün son Mescidi Aksa ziyaretinde bir Filistinli genç ‘’Gelin artık kurtarın’’ diye bağırmış..

Daha önce yazılarımda konu ettiğim Falih Rıfkı’nın ‘’Çankaya’’sını, İlhan Selçuk’un ‘’Yüzbaşı Selâhattin’in Romanı’’nı okuyun.

Savaşan bütün taraflar da Türk askerini istediğine göre bu işte bir bit yeniği yok mu?

Filistin’li gence dedeleri Kanal Harekâtını, Kut’u, Lawrence’i  hiç mi anlatmadı?

Bana Çanakkale ve Kanal gazisi dedem anlattı..

Dedemin sırtına saplanıp da Kahire’deki ‘’Seydibeşir’’ İngiliz esir kampında esir kalmasını sağlayan eğik uçlu Arap cenbiyesini ben 1917-18 yıllarından tanırım..

Gül’e, Fırat’a, Erdoğan’a yahut Arınç’a dedeleri neler anlattı acaba?

Lübnan kabinesindeki Ermeni bakanın söylediği öngörülen söze karşılık, ‘’Avrupa Ermeni Federasyonu’’nun yüksek sesle dillendirdiği itirazı okumadınız mı?

Sonuçta nereden bakarsanız bakın MGK toplanmış, Lübnan’a asker gönderme tavsiye kararı almadan dağılmıştır.

Aynı ilk teskeredeki gibi hükümet meclise MGK kararı olmadan gidecektir.

Hoş MGK’da alınan, mutabakata varılan kararlara hükümetin uymadığını, MGK’yı kaale bile almadığını Newyork-Anan-Kıbrıs üçgeninde görmüştük..

Çankaya Zirvesi, MGK kararları bir yana; Davos’ta Anan ile yapılan gizli-kapaklı görüşme bir yana..

Öte yandan askerin; BM kararındaki ‘’ucu açık’’ –müphem-karanlık noktalar- hakkında endişesini belirtmekle beraber ‘’emir verildiğinde’’ harekete geçmek için bir takım hazırlıklar yaptığı da anlaşılmaktadır.

Bu normaldir..

Yine de nasıl; a) Çuval; b) Kıbrıs Referandumu ve c) Kerkük kırmızı çizgileri Özkök’ün hânesine yazıldıysa...

Lübnan’a paldır küldür müdahil olmak da ne yazık ki Büyükanıt’ın hânesine yazılacaktır.

Ve kaçınılmaz olarak Orgeneral Torumtay örneği akıllara gelecektir.

İsrail’in, Lübnan’ın, konuyla ilgili bütün tarafların ısrarla Türk askerini istiyor olması, hâttâ Anan’ın ‘’ikna’’ için Ankara’ya gelecek olması; Gül’ün ‘’coğrafyadan’’, Fırat’ın ‘’Türk ordusunun büyüklüğünden’’ bahsediyor olmaları bu işte bit yeniği olduğu ihtimalini güçlendirmektedir.

Türkiye dolmuşa binmeye zorlanmaktadır, dolduruşa getirilmek istenmektedir.

İlgili tarafların samimiyetlerini test etmek için gayet masûm bir teklifim var..

Daha önce de yazdım; (‘’Taşına Toprağına’’. 14 Ağustos 2006) Lübnan’a gidecek Türk askeri, kolordu yahut neyse, KKTC’nin Geçitkale hava alanına konuşlansın, hazırlıklarını orada ikmal etsin. Girne yahut Magosa limanlarını kullanarak da Lübnan’a intikalini tamamlasın..

Fransa’nın ‘’bu maksatla’’ Kıbrıs’a yerleşmesine göz yuman tarafların Türkiye’ye de ses çıkarmamaları gerekir..

Bir başka gerçek, Barış Gücü’nün nitelik, nicelik ve görev talimatını BM’nin değil, İsrail’in belirlediği noktasıdır.

BM; İsrail bu harekât için belirlediği hedefine ulaşana kadar, tam 34 gün ateşkes için ayak sürümüştür.

Aynı BM 74’te gırtlağımıza çökmüş, ilk ve ikinci harekâtı iki (rakamla 2) gün içinde sona erdirmemizi istemiş ve zorlamıştı.

Şimdi BM ve uluslararası kamuoyu Lübnan’a Müslüman bir gücün gelmesini istemektedir.

Ama İsrail kendisini ‘’tanımayan’’ Fas, Bengaldeş, Malezya ve Endonezya’nın gelmesini istememektedir.

Ortada maalesef ‘’şap gibi’’ sadece Türkiye kalmaktadır..

Türkiye’nin muhtemel görev yeri de, sıkı durun şimdi; Litani nehri güneyidir..

Yâni İsrail’in hedef nehri, hedef bölgesi, ele geçirdiği bölge..

Bu da mı sizi işkillendirmiyor, ürkütmüyor  ey muhteremler?

Askerin ‘’dikkatle incelediği’’ BM ‘’Çatışma Kuralları’’ ve ‘’Harekât Konsepti’’nde ‘’Hzibullah’ı silahsızlandırmak için çatışmaya girilebileceği’’ maddesi yer almaktadır..

Peki Hizbullah’a karşı kim savaşmıştı?

İsrail..

Kim şimdi Hizbullah’ı silahsızlandırmak için çatışmaya girecek?

BM Barış Gücü, yâni Türkiye..

Yâni Müslümana karşı Müslüman... Burada Türkiye’nin Müslüman kimliği bilerek ve istenilerek öne çıkarılıyor..

O halde neden Tunus, Cezayir, Arabistan, Kuveyt, Katar...

Mısır bu işe katılmıyor?

Neden?

Türkiye başkalarının hesabına ateşi elleyecek maşa mı?

Başlangıçta çok hevesli olan Fransa neden geri çekildi?

Türk askeri Gurka mı?

Aborjin mi, peşmerge mi?

‘’Katiyyen çatışmaya girmeyecek, sağlık ve istihkâm birliği gönderilecek’’..

‘’Düşmanla mukavele mi yaptınız?’’ diye sorarlardı daha Askerî Lise sene sonu kampında Sınıf Subaylarımız..

Düşmanla mukavele mi yaptınız da çatışma olmayacak diyorsunuz?

Nereden biliyorsunuz?

Son derece masum bir teklif daha..

Madem sağlık ve inşa faaliyetlerine ihtiyaç var, neden ille de asker yolluyorsunuz?

Sağlık için Kızılay, Verem Savaş dernekleri hazırlanır..

Bölgede ihale almaya hevesli, spor kulübü yöneticisi tanınmış Nato müteahhitleri de iş makinaları ve amele taburlarından konvoylar hazırlar.. Akut, Sivil savunma ekipleri devreye sokulur.

İntikal sırasında güvenliği de böyle işler için kurulduğunu idda eden ‘’Black Hawk’’ şirketi üstlenir, olur biter..

Neden ille de asker?

Türk askeri, Türkiye’nin en iyi ihraç maddesi mi?

Sizi gidi Sorosçular, sizi gidi BOP’çular, GOKAP’çılar sizi..

Yapmayın efendiler, ağalar, beyler...

Kıymayın Mehmetçiğe..

İlle de asker diyorsanız..

Çağırın Amerikalardan, İngilterelerden, İtalyalardan, Almanyalardan mahdum-u kebirlerinizi..

Damâd-ı şehriyarilerinizi..

Onları yollayın Lübnan’a...

Onlar ‘’Müslüman askeri’’ değil mi?

Yollayın efendiler yollayın Türk askerini..

Ama bir şartla..

Her şehit cenazesinde bir eksiksiz Kocatepe Camiinde (veya neredeyse orada) içtima edeceksiniz..

Kaçmak yok..

Mecliste teskereye ‘’evet’’ oyu verenlerin isim listesini alıp cenaze namazında yoklama yapacağım..

Var mısınız?

Vatanın bağrına eğer düşman saplamışsa hançerini....

Aynı şekilde çıkaracak bir hayırsever de elbet bulunur... 24 Ağustos 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”